Tedbiri elden bırakmayın

Kadın, kocasına çok ısrar ediyordu. “İllâ ki ben de senin gibi Üstad’dan ders almak istiyorum.” Adam, Barla’nın nahiye müdürüydü. Müdür dediysek, seksen küsur sene öncesinin, o zamanın müdürü haaa. Bu zamanın değil… O günlerde bırakın bir müdürü, orman bekçisi dahi devletin küçük bir numunesi, isterse asar, keserdi. Ne de olsa zaman CHP’nin en ceberrut zamanlarıydı. CHP, devlet memurlarına bir rüşvet-i umumi vermişti. Onların da, o hâl ve havayla esip gürlediği günlerdi işte.

Ama adam bahtiyardı. Her ne kadar müdür de olsa,” Abdullah” olma bahtiyarlığına ermiş bir Allah kuluydu. Allah’ın bahtiyar bir kuluydu yani anlayacağınız. Hükmü altında bulunan Barla’ya, adeta bir devlet kuşu gibi konan zamanın eşsiz insanı, işte oraya gelmişti. Adeta Allah tarafından gönderilmişti. O da onu anlayıp,  onun saf bir bal sunan bal arısı misali, İslamın ter-ü taze hakikatlerini bal gibi insanlara anlatıyor, onları düştükleri fetret devrinin acaibliklerine karşı intibaha getiriyor. İsminin söylenmesinin yasaklandığı kâinat hâlıkı olan Cenab-ı Hakkın varlığını, birliğini ve bu aziz milletin kalbinden sökülüp atılmak istenen imanın diğer rükünlerini, Kur’an’dan aldığı ders ve talim ile anlatıyor, anlatıyordu…

İşte birçok insan gibi, Barla’nın o bahtiyar müdürü de Üstad’dan ders alıyor ve aldığı bu dersin hazzıyla, şevkiyle, eve gelip aldığı dersleri hanımına da anlatıyordu. Kadınlar şefkat timsali ya. Dine daha meyyal olduklarından, kocasını hem çok dikkatle dinliyor, hem de Üstad’dan kendisi de ders almak istiyordu. Ve bunu, kocasının Üstadın yanından her gelişinde tekrarlıyor ve ısrar ediyordu. Müdür de, Üstadın bu gibi şeylere pek yaklaşmayacağını tahmin ettiğinden pek aldırmak istemiyordu ama nihayet kadının ısrarına da fazla dayanamayıp, yine ders almaya gittiği bir günde, mevzuuyu  açıyor.

‘’Üstadım, ben sizden aldığım dersleri her akşam evde hanımıma da anlatıyorum. Çok hoşuna gidiyor ve büyük bir dikkatle dinliyor. Bir müddetten beri de çok ısrarla bizzat sizden ders dinlemek istiyor. Ne dersiniz?’’

Zamanın bediisi Üstad, müdüre şöyle bir bakar. Müdür, o bakıştan bir ümitsizliğe kapılarak başını yere eğer. Üstad da o anda tefekküre dalar, bir şeyler düşünmeye başlar. Allah’ın izniyle pek yanlış yapmayacağını bilir. Bu düşüncedeyken aklına, tabîinin büyüklerinden, güzel sözler sahibi Meymun bin Mihran Hazretlerinin şu sözü gelir.”Allah’ın kitabını, (emirlerini) öğretirim diyerek herhangi bir kadının yanına tek başına girme!” sonra müdüre döner ve ‘’Kardeşim, benim kadınlarla pek işim, alâkam olmaz. Fakat madem hemşiremiz ihlâsla ilim öğrenmek istemiş, o halde senin hatırın için bir ders vereyim ama o şartla ki, seninle beraber ve mesture olarak, tesettüre riayet ederek gelsin.”

Müdür çok sevinir, bir an evvel eve gidip bu müjdeyi hanımına vermek için çırpınır. Dersten sonra Üstadın yanından ayrılır ve koşar adımlarla eve gelir. Onun bu halini gören köylüler şaşırır. “Yahu bu adamı bu halde hiç görmedik, ne oldu da böyle tabanı yere değmez gibi koşuyor?” derler. Müdür, hiçbir şeyi görecek, duyacak halde değildir. Hemen eve gelir, içeri girer. ”Hanım müjde, üstad seni kabul etti” der. Kadının gözleri yaşarır, sevinir…

Ve ertesi gün, Üstadın istediği biçimde, karı-koca onun yanına gelirler. Üstadın kapısını çalarlar. Üstad kapıyı açar. İçeri girerken, kadın ayakkabısını dışarıda bırakır, adam da içeriye alır. Üstad da, kimse gelip rahatsız etmesin diye kapıyı içeriden sürgüler. Üstad, o karı-kocayla sohbet edip onlara ders verirken, bir zat gelip üstadı görmek ister. Kapıyı zorlar, kilitli olduğunu görünce fazla ısrar etmez. Fakat kapıdaki ayakkabının kadın ayakkabısı olduğunu görünce, birden şaşırır, garip karşılar. Ama kalbine hiçbir kötü düşünce gelmez. Oradan ayrılarak gider.

Müdür ve hanımı, Üstad’dan ders aldıktan sonra sevinerek onun yanından ayrılıp evlerine dönerler. Bir müddet sonra, az önce kapıyı zorlayan zat tekrar gelir. Kapıyı açıp üstadın yanına girer. Üstad ona dönerek; ‘’Kardeşim, az önce dışarıda kadın ayakkabısını görünce kalbine herhangi bir şey geldi mi?’’ ‘’Hayır Üstadım, kat’iyyen bir şey gelmedi. Samimiyetle ifade ediyorum ki gelmedi.’’

‘’Evet kardeşim, ben de senin kalbine baktım, bir şey göremedim.’’

Ve yıllar sonra kendisini Emirdağ’da ziyaret eden H. Muhiddin Yürüten’e bazı şeyler anlatan Üstad, sohbetin bir yerinde, başından geçen bu mevzuyu da, ona anlatarak, Peygamberin (asm) “Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır” hadis-i şerifini de hatırlayarak, ona şu nasihati verir: “Kardeşim, işte böyle… Onun için, hiçbir zaman ihtiyatı ve tedbiri elden bırakmayın. Bir çatı altında, yabancı bir kadınla sakın ha yalnız olarak bulunmayın. İster ders, ister başka bir vesileyle olsun, bunu sakın yapmayın! Çocuk dahi olsa, yanınızda muhakkak bir kimse bulunsun.”

Osman Zengin

osmanzengin@yeniasya.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir