Evde kal günlerinde evlilik

Koronavirüs nedeniyle evde geçirilen zaman arttıkça çiftler arasında problemler çıkabiliyor. Klinik Psikolog Sabri Çakar, bu süreçte eşlerin birbirlerini desteklemelerinin önemli olduğunu söyledi.

 

Koronavirüs nedeniyle evde uzun süre kalan çiftler arasında anlaşmazlıklar olabiliyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evliliklerin dinamiğinde anlaşmazlık vardır. Bunun sebebi de iki kişinin olduğu yerde sözlü veya sözsüz bir iletişim söz konusudur. İlişkinin getirmiş olduğu beklentilere cevap bulamama, birisinin zihninde olan “doğru”nun diğerinin zihninde olmaması anlaşmazlık veya çatışma dediğimiz olguyu öne çıkarıyor.

Koronavirüs sürecini değerlendirdiğimizde yaklaşık 11 Mart tarihinden itibaren insanlar evlere kapandı ve sosyal, iş ve diğer özel yaşamlarından uzaklaşmak zorunda kaldı. Yakınlaştığı tek yer evi ve ailesi oldu. İnsanlar beklemedikleri bir durum olan hastalığın getirdiği yeni yaşantılara alışmakta zorluk çektiler. Daha önce bu kadar zaman çocuklarıyla, eşleriyle, evleriyle ve hatta kendileriyle vakit geçirmediler. Bir karikatürde geçen “Evdekilerde iyi insanlarmış, tanışmış oldum” cümlesi aklıma geldi. 20 yıldır evliliği devam eden bir danışanımın seansta “Koronadan ötürü eşimin yeni özelliklerini de fark ettim; üzülsem mi sevinsem mi bilemedim”  sözleri bu karikatürü destekler nitelikteydi. Diğer bir taraftan tahammülsüzlük, öfke, üzüntü, belirsizlik, değersizlik ve yetersizlik gibi duyguların tetiklemesiyle de çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanabilmektedir. Tetiklenen bu durumlardan uzaklaşma şansı olmadığı için insan çökkünlüğe ve umutsuzluğa kapılmaktadır.

 

Bu süreçte eşler sınırlarını nasıl belirlemeli?

Sosyal mesafenin, evlilikleri etkilemesi bireysel sorumlulukların ve yaşantıların sonucudur. Yani önemli olan güvenlik önlemini alan bireyin kendi sınırlarını çizebilmesidir. Dışarıdan gelen bireyin, evdeki insanların sağlıklarını etkilemeyecek düzeyde önlemlerini alması gerekiyor. Duygusal ve psikolojik açıdan değerlendirecek olursam normal zamanda da birbirinden uzak olan çiftler için bir değişiklik olmaması beklenir. Duygularını ifade etmekten alıkoyan, temastan imtina eden bireyler için korona süreci belki de yararlı olmuştur. Çünkü yakınlık onlar için tanışık olmadıkları bir duygudur. Birbirlerine çok yakın olan çiftlerde ise durum çok zorlu geçmektedir. Dokunmak, temas etmek veya sarılmak vazgeçilmezdir. Sevgilerini ifade edemediklerinde üzüntü hissettikleri gözlemlenir. Ancak bu süreç olağanüstü, geçici ve herkes için aynı sonuçları doğuran bir durumdur. Güzel günlerin ümidiyle birbirlerine sevgi, özlem, aidiyeti besleyici sözlerle yaklaşmaları fiziksel mesafenin eksikliğini hissettirmeyecektir.

 

Evliliklerin bu süreçten olumsuz etkilenmemesi için eşlere ne gibi görevler düşüyor?

Öncelikle sorumluluk, özen, takdir kültürünü oluşturmak en başta geliyor. Sorumluluk, ev içerisindeki her bir yaşantıda kendi üzerimize düşen görevleri yapmaktır. Fiziksel olarak çalışma veya görev almak olarak anlaşılmamasını isterim. Kadının veya erkeğin hissetmiş olduğu tüm duygulara eşlik edebilmekten bahsediyorum. Yorgun düştüğünde “yorulduğunu hissedebiliyorum, senin için ne yapabilirim?” , “bunalmış görünüyorsun, bana neye ihtiyacın olduğundan bahseder misin?” gibi örneklerle duyguların anlaşılması bireyi daha güçlü hissettirecektir. Özenden kastım ise evliliği iyi hissettirecek eylem ve sürprizlerdir. Eşinizin sevdiği bir türküyü açıp, söylerken eşlik etmek, önemsediği bir davranışı gerçekleştirmek, sevdiği yemeği yapmak, hoşuna giden bir çiçeği almak gibi örneklerle ilişkiyi ve aradaki bağı kuvvetlendirecek davranışlarda bulunmak önemlidir. Anlaşmazlık durumunda çiftler problemin o an çözülmesini ve netleştirilmesini isteyebilirler. Halbuki hissedilen olumsuz duygular ve düşünceler, beynin sağlıklı karar alma sürecini sağlayamamaktadır. Hissettikleri olumsuz duyguları kontrol altına alabilmeleri için 20 dk ayrı odalarda kalmak veya o ortamdan uzaklaşmak sakinleşmeye iyi gelecektir. Yapılan araştırmalar 20 dakikada bir insanın sakinleşebildiğini ortaya koymaktadır. Diğer bir husus ise takdir kültürünün oluşturulmasıdır. Eşinizin yaptığı herhangi bir davranışı, yemeği, düşünceyi ve eylemi takdir etmektir. “Çorba çok güzel olmuş” , “zor günlerde insanlara yardımcı olman çok hoşuma gitti” gibi kişinin olumlu duyguları hissetmesine destek sağlayacak takdir sözleri de bağlılığı arttırmaktadır.

 

Eşlerin birbirlerini daha iyi anlamaları için ne tavsiye edersiniz?

Bu soruya bir araştırmayla cevap vermek isterim. 40 yıl boyunca süren evlilik araştırmalarında şu sonuçlara ulaşmışlar.

 

  • Mutlu ilişkilerin % 69’unda çatışma var. Bu ilişkilerin özellikleri ise çatışmayı çözmek değil çatışmayı yönetebilmekten geliyor.
  • Eleştiri, aşağılama, savunmaya geçmek ve ilişkiye duvar örmek dediğimiz olmaması gereken “mahşerin dört atlısı” ilişkiyi yıkıcı hale getiriyor.
  • Stres, üzüntü, öfke gibi duyguların yoğunluğu bağışıklık sistemini bozuyor ve hastalık geçirme riski diğer insanlara göre % 30 artıyor.

 

Bu araştırma sonuçları daha fazla ancak bu yazımda önemini vurgulamak istediğim ana başlıklardır. Çiftlerin birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri için empati becerilerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Empati ile birlikte saydığımız bu maddelerin azaldığı ve sağlıklı bir iletişim içerisine girdikleri gözlemlenmektedir.

 

Bu günleri fırsata çevirmek mümkün mü?

Elbette mümkündür. Kişinin bu günlere yüklediği anlamla alakalı diye düşünüyorum. Eğer sorunları ve problemleri çözmek için evde kal günlerini nasıl olumluya dönüştürebilirim düşüncesi ve motivasyonu yoksa nafiledir. Diğer sorularda da ifade ettiğim gibi sorumluluk, özen, takdir kültürü ve mahşerin dört atlısı dediğimiz eleştiri, aşağılama, duvar örme ve savunma yapmadan eşine yaklaşırsa, yeni bir sayfa açılabilir diye düşünüyorum.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir