Bahar gibi

 Onca sıklet altında ezilir ruhun. Kusurlar, noksanlar, şüpheler ve nihayetinde bitmek bilmeyen vesveseler… Yıllardır aradığın o dupduru halini bulamamışken daha, müşevveş  bir hal sarmak ister özünü. Fazlaca, faydasız bulantıya, sise mahal olmadan, bir an evvel maksuduna muvaffak olmak için kaçmaya çabalamak nafile gibidir.

Mütenevvi renklerin içinde kaybolmuş kıvranırken, kendini bulmayı, kendi rengine dönüp boyanmayı sırf bin can ile arzulamak yetmez. Ruhunda derç edilmiş, mahiyetine yerleştirilmiş,  tertemiz, doğuştan, o saf rengi.

Belki çocukluğuna koşar adım geri dönüp, o evvel zamanların safiyetine bürünmek gerek. Belki de ardı arkası kesilmeyen çocuk gülümsemelerini simasına yerleştirmek. Kâh masumiyetine, kâh günahsız melek hallerine bürünerek… Yarını düşünmeden o günü yaşayan tevekkülüne, yarın olunca tekrardan neşeyle atan yüreğine. Ve illaki varıp varacağımız, bulmak-görmek istediğimiz; haddini aşmadan, tertemiz çocuk dilinden  yükselen duaların etrafında kendi halince oyunlar kuran o güzel çocuk. Küsmeleri anlık, kin beslemeyen, düşmanlık etmeyen, kötülük düşünemeyen. Az ile mutlu, yok ile var. Küçücük bedeni, çelimsiz varlığıyla büyüklerinin yamacına sığınan. Yüreği sevgi dolu, merhamet  dolu, bahar dolu.

Geçmişle gelecek arasında çalkantılar yaşayıp, elini yüzüne koyup düşünmek, hayatımızı iflasın eşiğinden döndürmeye yeter mi? Nasıl bir tezatsa bu, hem için için kıvranıp acı çekeceksin, hem de ruhun bâsıt bahtına talip olacaksın. Özün yanarken ellerin ayaz/buz kesecek. Gözler görmeyi gönle devredip, kapar göz kapaklarını leyl ü nehar. Göz kapakların kapalı olsa dahi gözlerin ağlar yine de. İnsan utanarak ağlıyorsa nedamet kapısında tövbeleri yankılandığı için.

İmkânsız bir ihtimal gibi. Gerçeği, doğruyu bulmak. Mümkün değil gibi sanki iflah olmak. Hayatın geçmesine, ömrün tükenişine, imtihanın çetinliğine… Her ne var ise elimde avucumda ifsadı kuşanmış, kuşatmış ümitlerimi. Dur durak dinlemeden bitiriyor bugünümü, yarınımı, yarınlarımı, beni… Hiç olmazsa lâkayt kalmakla(?) durdurabileceğimi sandığım bu teşbihini dahi bulamadığım yangını, sıkıntıyı.

Kalbin batınına yakışmayacak kabahatleri temizlemek son nefese kadar sürecek bir cenk oysa. Saatlere ya da günlere sığıştırmaya uğraşmak belki de boşuna. Yıllardır bu çürük bahaneye mi inandım! Tek bulduğum çare bu mu? Geri dönemediğim geçmişime, uzanıp tutamadığım istikbalime… Ruhumu sıkıp çehremi bulandıran. Gönlümü üzüp, sermayemi talan etmeye hazırlanan. Dünkü gün elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona maliksin.1

Bütün ihtiyaçları yerine getiren bir Kadi-ül-Hâcât a yönelip sığınmak. Kederini, üzüntüsünü, derdini, sıkıntılarını bir bir itiraf etmek. Bir ve tek olana bu kaht u galâ içinde.

Bir basiret arzusu çeker yüreğim, bâr-ı sakil altında ezilen ruhuma. Baki yurttan bir pencere. Sonsuz aydınlığın, sonsuz baharların yurdundan rengârenk bir baharın olduğu. Taze ve serin. Sakin ve huzurlu. Bir çocuğun acziyetinde, bir çocuğun zafiyetinde. Bir günahsız yavrunun isteyişi gibi olamasa da hadsiz ihtiyaçlarını itiraf edebilecek kadar dürüstçe. Dünya sürgününde uzayıp gitmiş ayrılığa, vuslat gerek. Ruha nesîmi ihdâ eden. İnsanı insan eden. İnsanı kul eden, Rabbi Rahimin dergâhında. Bir seccadede, bir secdede…“Belki daha sonra…” değil, şimdi! Aciz bir çocuk gibi, bahar gibi…

“Şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde, bir Bâki-i Sermedî ile münacat edip bir parçacık bir sohbet-i bâkiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak…”2

 

Dipnotlar
  • Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019, s. 366
  • Age, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019, s. 49

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir