Hareket eden çocuk: Mutlu çocuk

İnsan canlısı, yaradılışı gereği hareket etme ihtiyacına sahiptir ve fizyolojik olarak buna göre inşa edilmiştir. Doğumdan itibaren her an hareket içeren bedensel davranışlar gösteririz. Bu hareketler yalnızca kaba motor dediğimiz; insanın gövde, kol, bacak gibi vücut azalarının hareket etmesini, denge ve koordinasyon becerimizi, kısaca bunlar için gerekli kas gelişimimizi desteklemek ve geliştirmekle kalmaz. Tüm bunlar beyin gelişimimizi de destekler ve aralarındaki bu muhteşem bağlantı sayesinde öğrenme sürecine gireriz. Esasen, bedensel hareketleri yöneten yer de beynimizdeki ‘cerebellum’ bölgesidir. Beyin, hareketlerimizi yönetir ve hareketlerimiz sonucunda da yeni beceriler edinir. Velhasıl, hareket bir öğrenme biçimidir diyebiliriz. Hareket, anne karnında başlar ve dünyaya geldiğimizde hızlanarak devam eder.

Bebekler kol ve bacaklarıyla sürekli hareket halindedir, gözleriyle etrafı izler. Annesinden aldığı ilgi ve alaka ile heyecanlanarak hareketlerini hızlandırır. Yani bakım veren kişiyle kurduğu etkileşim hali hareket ve öğrenme kapasitesini artırır.

Yürümeyi öğrenme evresinde adım atma, tırmanma gibi eylemler gösterir. Bu dönemde çocuk ilk seferinde hedefine ulaşamaz. Defalarca kez denemesi gerekir. Ta ki bunu başarana kadar. Bu sonucu beklemek yerine çocuğa hedefine ulaşması için elzem olmadıkça desteklemememiz gerekir. Her desteğimiz çocuğu, gelişmesi fırsatından mahrum etmiş olmakla sonuçlanır.

Çocuklar yürümeyi öğrendikten sonra sürekli hareket halinde olmaya başlarlar ve bulundukları her ortamı keşfetmek isterler. Ulaşabildiği her yeri karıştırmak isterler. Bu nedenle bulunduğunuz ortamı, çocuğa en uygun hale getirerek keşfetmesi için fırsatlarla dolu bir ortam oluşturmamız gerekir. Aksi durumda, ev düzeni bozulmasın düşüncesiyle çocuğun her hareketine kısıtlama getirmek, çocuğun yine gelişimini kısıtlayan bir unsurdur. Çocuklar 3 yaş itibariyle kurallara uyum sağlamaya başlayabildiklerinden, ebeveynin koyacağı kural ve sınırlarla davranışlarını düzenlemeye başlar.

Çocuğun yaşamı boyunca öğrenim sağlayabileceği birçok alan, hareket edebildiği alanlardır. Bu yalnızca küçük çocukları kapsamaz. Ergenlik dönemindeki öğrenciler de oldukça hareketli olabilmektedir. Çocukların oynadıkları oyunlar genellikle hareketli oyunlardır ve bu oyunları oynarken birçok şey öğrenirler. Bir yandan fiziksel olarak gelişirler, bir yandan sosyal etkileşimde bulunurlar, bir yandan da bilişsel olarak yeni şeyler öğrenirler.

Sormamız gereken soru, çocuklara hareket edebilecekleri ortamlar ve fırsatlar tanıyor olup olmadığımız. Betonlaşmanın artması ve doğal alanların günden güne azaltılması sebebiyle ve bittabi çocuklarımızı tehlikeli insanlardan koruma arzusu ile çocuklar hareket ihtiyaçlarını yeterince karşılayamadıkları alanlarda yaşam sürmeye çalışmaktadır. Tabi alanlara gitmek yerine sürekli AVM, plastik malzemelerin çok fazla olduğu park gibi yerlere götürmek de çocuğun vücudundaki fazla enerjiyi atmak bir yana dursun, vücuduna daha çok elektrik almasına sebep olabilmektedir. Bu tür durumlar, aşırı hareketlilik, yerinde duramama gibi semptomlar görmemize yol açmaktadır. Çocuk yeterli hareket ihtiyacını gideremediğinde, vücudundaki fazla enerjiyi atmanın yollarını arar. Bu da normalde fazla hareketliymiş gibi görünmesine neden olur. Böyle bir durumda az önce yazmış olduğum sorunun cevabını iyi irdelemek gerekir. Yeterince hareket edebileceği ortama sahip değillerse bu alanın açılması gerekir.

Ev içinde iken de hareket ihtiyacını karşılayabilecek bazı oyunlar oynanabilir. Balon voleybolu, zıplama içerikli oyunlar, zemininize çizebileceğiniz bir sek sek, izleyerek spor yapma gibi birçok yöntemle çocuğun ihtiyaç duyduğu hareket ihtiyacı karşılanabilir.

Hareket etmek aynı zamanda beynimizdeki serotonin hormonunu aktive eder. Bu hormon daha olumlu duygular hissetmemizi sağlayan mutluluk hormonlarındandır. Yani, yeterince hareket edebilen çocuklar mutlu çocuklardır. Bu olumlu hisler de sosyal ilişkilerimizi kuvvetlendirir. Vücuttaki mekanizma birçok gelişimsel konuda bu örnekteki gibi birbiriyle bağlantılıdır ve her biri başka bir olumlu sonuca yol açar. Tabi, bu muhteşem sistemi iyi değerlendirirsek.

Yazının devamını Bizim Aile Temmuz sayımızdan okuyabilirsiniz.

Abone olmak için sitemizi ziyaret edebilirsiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir