Fethin sembolü Ayasofya

 

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle aldığı Ayasofya Cami, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine geri döndü.  Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın statüsünün müze olarak değiştirildiği 1934 Bakanlar Kurulu kararının iptaline karar vererek, Ayasofya’yı cami kimliğine kavuşturdu. 86 yıllık utanç sona erdi.

Danıştay’ın gerekçesinde, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı mülkiyetinde olduğu, cami olarak toplumun hizmetine sunulduğu, Ayasofya’nın tapu belgesinde cami vasfı ile tescilli olduğu ve bunun değiştirilemeyeceği kaydedildi. Böylece Bediüzzaman’ın yıllar öncesinde verdiği müjde gerçekleşmiş oldu. “Ayasofya, Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir. Kilise iken camiye çevrilmiştir, inşaallah yine cami olacaktır.”

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun 7. padişahı II. Mehmet’in 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethiyle 916 yıl

kilise olarak hizmet veren Ayasofya, camiye dönüştürüldü. Fetihle birlikte “Fatih” unvanını alan Fatih

Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk cuma olan 1 Haziran 1453’te cuma namazını Ayasofya’da kıldı.

Bizans’ın Ayasofya’ya verdiği değer, Osmanlı döneminde de devam etti. Osmanlı döneminde

padişahlar Ayasofya’ya çok değer verdi, “Fethin Sembolü” olan Ayasofya’nın korunup yaşatılması

için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra en

önemli gelir kaynaklarını aktardığı Ayasofya Camisi Vakfı’nı kurdu. Ayasofya’ya bir minber ve

mihrap yaptıran Fatih Sultan Mehmet, ayrıca medrese, kütüphane ekletti. Ayasofya’nın ilk minaresi de Fatih Sultan Mehmet döneminde yapıldı. Cumhuriyet kurulduktan sonra, Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla Ayasofya, müzeye dönüştürüldü. Şimdi ise nihayet cami haline döndü.1

 

Bediüzzaman ve Ayasofya

Ayasofya fethin sembolü ve İslâm aleminin fütûhatı hükmündedir. Bu yüzden Risale-i Nur’dan hakikat dersi alan Nur Talebeleri, bu konuyu devamlı gündemlerinde tuttu. Biz de her zaman ve fırsatta Ayasofya Cami’nin mana ve ehemmiyetini yayınlarımızla hatırlatarak, bu noktadaki hassasiyetimizi ifade ettik.

Üstad Bediüzzaman, Ayasofya Cami için, “Hem bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı”2 diyerek Ayasofya’nın mahiyetini ve konumunu veciz bir şekilde ifade etmiştir. Ayasofya’nın ibadete açılması için de elinden geleni yapmıştır.

“Ezan-ı Muhammedî’nin (asm) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve halen İslâm’da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, yirmi sekiz sene mahkemelerin muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraetine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestîsini dindar Demokratlar ilân etmeli ve bu yaraya bir nevi merhem vurmalıdırlar. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zalimâne kabahatleri onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratların, hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırları için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete bir iki saat baktım ve bunu yazdım.”3

“Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyete ciddî taraftar Dahiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyetin kahramanı olan Adnan Bey’e ve Tevfik İleri gibi mühim zatlara bir hakikatı söylemektir ki: Hem Demokrata ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâm’ı, hatta bir kısım Hristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı müzahrafattan temizleyip ibadet mahalli yapmaktır. Bu ise, bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim.”4


Dipnotlar

1) Yeni Asya Gazetesi, 11 Temmuz 2020, sayı:18145

2)  Nursi, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, 2018, s. 678

3) Nursi, Emirdağ Lâhikası-II, Yeni Asya Neşriyat, 2016, s. 504

4) Nursi, Emirdağ Lâhikası-II, Yeni Asya Neşriyat, 2016, s. 568


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir