Prof. Dr. Şerif Mardin

(1927-2017)

Sosyolog ve siyaset bilimci Prof. Dr. Şerif Mardin, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini ABD’de tamamladı. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ardından lisansüstü eğitimini John Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. 1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak giren Mardin, doktorasını Stanford Üniversitesi’nde tamamladı. 1964’te doçent, 1969’da ise profesör oldu. Ankara Üniversitesi’nde 13 yıl hocalık yaptıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu Dekanlığını ve Sosyoloji Bölümü Başkanlığı yaptı. Daha sonra yaklaşık 13 sene Washington’daki American University’de İslâm Araştırmaları Merkezi Başkanlığını yürüttü. Ardından Türkiye’ye gelerek çalışmalarını Sabancı Üniversitesi’nde sürdürdü. Prof. Dr. Şerif Mardin, en son İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi olarak görev yapıyordu.

 

Said Nursi’yi sosyal bilimler camiasının gündemine taşıdı

Prof. Dr. Şerif Mardin, Said Nursî’yi uluslararası sosyal bilimler camiasının gündemine taşıyarak tarihî bir hizmet yapmıştır. Yazdığı “Bediüzzaman Said Nursî Olayı” kitabıyla Said Nursî ile alâkalı tabuları yıkmış ve bedelini ödemiştir. Dünya çapında tanınan Prof. Dr. Şerif Mardin, Said Nursî ile ilgili çalışması dolayısıyla Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) üyeliği üç kez engellenmişti. 2010 yılında, o zamanın TÜBA Başkanı Prof. Yücel Kanpolat’a engellenme sebebi sorulduğunda, “Şerif Mardin, Said Nursî üzerine çalıştı diye değil de, Said Nursî’yi fazla parlattı diye eleştirildi” diyerek, aslında meselenin ne olduğu açık etmişti.


“Risale-i Nur’da dayatma yok”

Prof. Dr. Şerif Mardin, Bediüzzaman Said Nursî ve Nurculuk hareketini incelediği ve bilâhare kitaplaşan araştırması hakkında, 1980’de Mustafa Sungur, Mehmet Kutlular, Mehmet Kırkıncı ve Ali Uçar’ın da dahil olduğu Yeni Asya mensuplarına Cağaloğlu’ndaki gazete binasında bir seminer vermişti. Seminerde şunları söylemişti: “Münakaşa ve müzakere usûllerinin kabul edilmesi, hiçbir şeyin, otorite ile empoze edilmemesi, Risale-i Nur’da, birçok yerde bulunan bir tema, bir görüş tarzı ve bir dünya bakışıdır. Risale-i Nur hareketi, bir 19. asır sonu hadisesidir. 19. asır sonunda İslâm, diğer dinlerle kendisini karşılaştırdığı zaman, Müslümanlığın dışından gelen kültürlerin istilâsına uğramaya başladığının farkına vardığı zamandır. Önce, Osmanlı İmparatorluğu’nda, Tanzimat devrinde olduğu gibi, idare sistemi, eğitim, giyim kuşam, alış veriş usûlleri, kitaplar ve kitaplardaki fikirler değişiyor.”

 

Kendisinin Said Nursî kitabını eleştirdi

Prof. Dr. Mardin’in son öğrencilerinden İstanbul Şehir Üniversitesi  Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Burcu Sağlam ilerlemiş yaşına karşın heyecanını koruyan Mardin’den “Aydınlanma ve Avrupa Modernleşmesi” dersi aldığını aktardı. Sağlığı el vermediği için servisle evine gittiklerini belirten Sağlam, şunları kaydetti: “Evinde bize çok kibar davranıyor, ayakta karşılıyordu. Derslerde de çok önemli noktalara değiniyordu. Meselâ bir haber okuyor, onu gelip bizimle paylaşıyordu. Sürekli gündemi takip edip bize aktarıyordu. Karşısında kendi kitabıyla ilgili sunum yaptım, kibar bir şekilde dinledi beni. Kendisinin Said-i Nursî kitabını eleştirdi. Daha iyisinin yazılabileceğini söylemişti. O günün imkânlarıyla yazıldığını söylemişti. Said Nursi’nin biyografisi hakkında da konuşurken hâlâ onu anlamaya çalıştığını görmüştük. Kendisinin ilim heyecanın hâlâ taze olduğunu söyleyebilirim. Kesinlikle ilmin ağırlığını taşıyabilen, gerçeğin peşinde olan bir insandı. Fikirlerini hiç kutsallaştırmıyordu. Son derste ‘Ben artık yaşlı bir adamım, ömrüm azaldı ve bu kadarını yapabildim. Sizler umarım daha iyilerini yapabilirsiniz’ demişti.”

 

Risale-i Nur’un doldurduğu boşluk

Köprü Dergisi’nin 1990 yılı Aralık sayısında o zaman Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi olan  Prof. Dr. Şerif Mardin’in Amerika’da New York Üniversitesi tarafından yayınlanan Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediüzzaman Said Nursî (Modern Türkiye’de Din ve Sosyal Değişme: Bediüzzaman Said Nursî Olayı) adlı kitabında, Bediüzzaman’ın hayatını, yetiştiği ve yaşadığı çevreyi, fikirlerinin şekillenmesini, Nur hareketinin doğuşunu ve gelişmesini, Risale-i Nur’un hangi ihtiyaçlara cevap verdiğini, Bediüzzaman’ın fikirlerindeki yenilikleri, Risale-i Nur’un İslâm düşünce tarihi ve Cumhuriyet Türkiye’sindeki konumunu ve Nur hareketinin bugünkü gücüne nasıl ulaştığını tahlil edildiği belirtilerek kitaptan bazı pasajları yorumsuz aktarılıyor. Aktarılan kısımların bazıları şöyle:

“Osmanlı devrinde Tanzimat boyunca meydana gelen ve Cumhuriyet döneminde de devam eden değişmeler, geleneksel Osmanlı kültürüne, onu gayrişahsî hale getirdiği ölçüde saldırmaktaydı. Babanın ve idarecinin rolü yavaş yavaş erimiş ve şahsî mes’uliyet bağları yerini Batı tipi sözleşmeye dayanan bağlara veya bir bloklar toplumunda carî olan ilişki tipine bırakmıştı. Nihaî plânda Said Nursî’nin, Risale-i Nur’un şahsîleştirilmiş üslûbuyla Türk toplumunu yeniden şahsîleştirerek doldurduğu boşluk buydu. Genç Türklerin, sonra da Cumhuriyetin yaptığı, vasat Osmanlı için şahsî ilişkilere hayat veren mânâlar üzerine kurulu sistemi safdışı bırakmaktı. Said Nursî’nin katkısı, Kur’an normlarını, tavır ve şahsî ilişkilerin geleneksel İslâmî modelini, sanayi ve kitle haberleşme toplumuna yeniden takdim etme yoluyla tasdiki idi. Onun cazibesinin büyük bir kısmının bu felsefî-sosyolojik yaklaşımına bağlı olduğunu düşünüyorum.”

 

Nur hareketi, Kemalizmin felsefi temellerini yıkıyor

“Nur hareketi objektif olarak incelendiğinde, modernleşme diye isimlendirilen geniş, yanlış tanımlanmış ve biraz muğlâk bir süreç için kendisine has yerini oymakla beraber, bugünkü Marksist, Kemalist veya liberal Türk entellektüelleriyle büyük bir mücadele içindedir. Bütün bu gruplar, Nur hareketi ile, Nakşibendi tarikatıyla da ortak bir özelliği olan, Türkiye Cumhuriyetinin karşı karşıya kaldığı en tehlikeli reaksiyon ve gericilik şekillerinden biri tarzında değerlendirerek mücadele ediyorlar. Bu düşmanca bakışın tutarlı sebepleri var. Birincisi ve en açığı, Kemalist Cumhuriyetteki laikliğin, sosyal hayatı –muhtemelen- ve siyasî sistemleri dinî temele oturtma maksatlı bir hareketi tanım olarak reddetmesi; ikincisi de Nur hareketinin materyalizme hücum etmesi ve Kemalizmin pozitivist felsefi temellerini yıkmaya yönelmesidir.”

 

Kaynaklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir