Cennetin anahtarı ihtiyarlar

Her zaman söylemez miyiz, anne ve babamızın hakkını nasıl öderiz diye? Ödeyemeyiz. İslamiyete göre ne yapsak onların hakkını ödeyemeyiz. Gerçekten de Rabbimin izniyle bizlerin hayatta olmasına vesile olan, bizlere hep kanat geren, besleyip büyüten, her şeyini bize adayan anne babalarımızın kıymeti paha biçilemez.

Bizler aciz, fakir, bakıma muhtaçken baktılar. Bir tebessümümüz için nice fedakârlıklar yapmışlardır. İşte aynı fedakârlıkları, her zaman hürmete layık olan anne babamıza göstermemiz gerekir. Evet Allah, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde de ana baba hakkını bizlere öğütlemiştir .

“Anne ve babadan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa onlara sakın öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki : ‘Ey Rabbim nasıl onlar beni besleyip büyüttülerse, sen de onlara öylece merhamette bulun.’  Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak o kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.” (İsra Suresi, 23-25) Nasıl ki bir ayette,  beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar valideyne şefkati cezbediyor.

“Öf bile deme” ile en alt mertebe olan sınırı bizlere koyuyor ve devam ediyor. Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger. Onlar nasıl seni besleyip büyüttüyse sen de onlara öylece merhamete buyur diye bize emrediyor.

Yine makbul olan dualar arasında anne ve babanın duası olduğunu biliyoruz. O zaman bütün var gücümüzle hanemizde ihtiyar valide, peder veya akrabamızdan aciz, alil bir şahıs bulunuyorsa onların duasını almalıyız. Asla gafil olmamalıyız bu noktada. Neden mi “Gafil’’? Elimizdeki hazinenin kıymetini bilmemek, onların dualarını almamak elimizdekilerin bereket sebebi olduğunu anlamamak, belaların defi olduğunun idrakine varmamaktır. Bu sebeple çocuk hükmünde olan serîütteessür kalplerini kırmayıp hoşnut etmeliyiz.

Şöyle bir hayatımıza bakalım eğer dünyada muvaffak olduysak anne ve babamızın duasıyladır. Şu soru da geliyor tabii: Babam bize bakmıyor üstümüzde hakkı yok, ne yapayım?

Lokman Suresinde bu konu şöyle özetleniyor: “Kendisine öğüt verirken evladına şöyle tavsiye etti: Allah’a şirk koşma” ve devamında, “Biz insana anne babası için  öğütte bulunduk. “ Nice zafiyet içinde, 9 ay 10 gün sıkıntıyla onu annesi hamile olarak taşıdı. Sütten kesilmesi bazen 2 seneyi buldu.

Ayetten genel manada  anladığımız önce Rabbimize ibadet edeceğiz.Anne veya baba tevhide aykırı şeyleri tavsiye ederse o noktada itaat yok. Hâlık’a isyan ediyorsa mahlukata itaat yoktur.

Bununla birlikte dünya görüşleri ne olursa olsun yine de ihtiyaçlarıyla ilgilenip, gönüllerini hoşnud edeceğiz.

 

Şefkate karşılık hürmet

Dünyada en yüksek hakikat peder ve validenin evlatlarına karşı şefkatidir. O şefkate karşılık ise hürmettir. Çünkü onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlatlarının hayatı için feda edip sarf ediyor. O muhterem, sadık, fedakâr yaşlıları, hürmet ve samîmâne hizmet ile kalplerini hoşnut etmek gerekiyor.

Anne sevgisi, sevgilerin en güzelidir.  Anneler ömür boyu sevgiye, saygıya, hizmete ve hürmete layık olan en yüce varlıklardır. Anne bağlılığın, fedakârlığın, cömertliğin, karşılık beklemeden vermenin ve sevmenin sembolüdür.  Hep verir ama karşılık beklemez. Hiç faydası kalmadığını düşündüğümüz zaman bile duasıyla bizlerin Cenneti kazanmasına vesile olur.  Anne ve babanın rızasını kazanmak bir insanın erişebileceği en büyük bahtiyarlıktır. İnsan elde ettiği bu manevi kazancın meyvelerini hayatı boyunca görecektir.

Valideye itaat peygambere komşu ettirdi

Musa Aleyhisselâm bir gün “Ya Rabbi, Cennette benim komşum kim olacak? Bana bildir de gidip onunla görüşeyim” dedi. Ona şöyle vahyedildi: “Falan beldeye git! Çarşının başındaki kasap dükkanının sahibi senin komşundur.”Musa Aleyhisselâm adamı buldu. Kasap, onu  tanımıyordu.  Dükkanında onu oturttu, işi bitince evine götürdü, ikramda bulundu.

Musa Aleyhisselâm, dikkatle ev sahibini takip ediyordu. Pişirilen yemeğin bir kısmını misafirin önüne koydu. Geriye kalan kısmını da zembilde asılı olan yaşlı bir kadına yedirdi. Döndüğünde misafirin yemediğini görünce sordu: ‘’Niçin yemediniz?’’

O da, “Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe, bir lokma bile almam!” diye cevap verdi.

Ev sahibi, “Madem çok merak ediyorsun anlatayım” dedi. “Zembildeki yaşlı kadın benim annemdir. İyice takatten düştü. Evde ona bakacak başka kimsem de yoktur. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu zembile koyuyorum. Her gün gelip, iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüyorum.

Musa Aleyhisselâm meseleyi anlamıştı, yalnız merak ettiği bir şey vardı, yemek yerken yaşlı kadının dudakları kıpırdıyordu. Adama sordu: “Annen ne diyordu, sen de neye amin diyordun?”

“Annem, her hizmet edişimde, ‘’Allah seni Cennette Musâ Aleyhisselâma komşu eylesin’’ diye dua eder. Ben hiç ihtimal vermediğim halde, bu güzel duaya amin derim. Ben kim oluyorum ki, o büyük peygambere komşu olayım!’’

Üveys İbnu Amir el-Karanî, halkımız tarafından Vey­sel Karani olarak bilinir. Onun anne duasıyla geldiği mertebeleri hepimiz biliriz…

 

Ana baba hakkı ödenmez

Peygamber Efendimize (asm) sormuşla,  “Kimi en çok seveyim ya Rasulallah?”:

  • Anneni
  • Sonra anneni
  • Sonra anneni
  • Sonra babanı demiş

Bediüzzaman da anneler için şefkat kahramanı diyor.

Ve yine diyor ki: ‘’Benim 1. muallimim validemdir. 1 yaşında ondan ne öğrendiysem 70 yaşında değişimi görüyorum.’’

Evet mahlukatın en mükerremi insan. İnsanların en mükemmeli ehli iman. Hürmete en layık ali ihtiyarlar, ihtiyarların içinde şefkate layık akrabalar.  Akraba içinde en hakiki dost, en sadık muhip, ihtiyar peder ve validedir.

Evet yine güzel bir hakikat: “Eğer sen ölmezsen ihtiyar olacaksın.” ‘’Her amel kendi cinsiyle karşılık görür” sırrıyla sen validene hürmet etmezsen, senin evladın dahi sana hizmet etmeyecektir.

Onların serîütteessür kalplerini rencide etmekle, ”O dünyada da ahirette de ziyana uğramıştır”(Hac Suresi, 11.) sırrına mazhar olursun.

Ebu Hüreyre diyor ki : ”Hiçbir evlat babasının hakkını ödeyemez”

Babanın duası peygamberin ümmetine yaptığı dua gibidir.

Üzülerek ifade ederim ki, günümüzde evlatları için her türlü fedakarlığı yaptığı halde yalnızlığa itilmiş, meşakkatlerin kucağına terk edilmiş, sahipsiz gözü yaşlı anne babalarla sıkça karşılaşıyoruz. Gözyaşlarını, terk edilmişliğin, hayata küsmenin meydana getirdiği bu ızdırap tabloları, vicdanları derinden yaralıyor. Oysa bu tabloları huzur ve mutluluk, fedakarlık merhamet ve hoşgörü süslemelidir. Bizler onların varlığı ile sıkıntı ve meşakkat değil, huzur ve mutluluk duymalıyız. Varlıklarını yük değil nimet olarak algılamalıyız .

Eğer dünyada da ahirette de muvaffak olmak istiyorsak onların hukukuna tam riayet etmeliyiz. Evden Cennete uzanan köprüdür anne. Cennetin anahtarı ihtiyarların elindedir.

 

Koronada yaşlılık

Son dönemlerde yasaklarla birlikte ihtiyarların üstüne fazla gelindi. Koronavirüsten en çok etkilenen kesim hem fizyolojik, hem de psikolojik olarak 65 yaş ve üstü grup. Bulaşıcılığı önlemek ve korumak adına 65 yaş üstü kişilere evden çıkma yasağının gelmesi ile birlikte sosyal medyada yaşlıları hedef alan, rencide edici tarzda uyarılarda bulunarak farklı videolar yayınlanmaya başladı. Sanki yaşlılar virüsü yayıyormuş gibi bir algı oluşturuldu. Sokakta yaşlı gören kişilerin hiç hoş olmayan açıklamalar yaptıklarını ya da evde kalmaları gerektiklerini kızarak anlattıklarını TV`de izledik.

Peki bu durumda karşı taraf ne hisseder düşündük mü? Ya da onlara nasıl davranmalıydık?

Onları sorgulayıp utandırma veya suçlu konumuna düşürmeden neden evden çıkmamalarının gerektiğini yumuşak bir üslupla ‘kavli leyyinle’ anlatmadık. O serîütteessür ruhlarını incitmeden sözlerimizi sıraladık. Maksadımız onları virüsü yayıyor gibi göstermek olmadığını, onları nasıl sevdiğimizi, onlara bir şey olursa bizimde canımızın yanacağını, gözlerine bakıp alçak bir ses tonuyla izah edebilmek önemli olan nokta. Biliyoruz ki onlar gençler gibi sosyal medyayı takip edemeyebilirler. Duymadıkları, bilmedikleri şeyler olabilir. İstemeden hata yapabilirler.

Belki de en çok üzülenler onlar. Bizler evde çoluk çocuğumuzla beraberken, yeri geliyor hava almak için dışarı çıkarken, onlar çocuklarını, torunlarını bir umut bekliyorlar. Özlemle kucaklamak için can atıyorlar. Kalabalıkta sesten başları ağrıyabilirken, keşke sevdiklerim gelse, onların sevdiği yemekleri yapsak diye bir ah çekerek, gözleri yolda bekliyor hatta gözyaşı döküyorlardı.

İhtiyaçlarını alamadıkları için evlatlarını, evladı olmayanlar da yakınlarımdan biri gelse de şu ihtiyacımı aldırsam diye bekliyorlar. Bu durumda bile yük olduklarını düşünüp üzülüyorlar.

Ama onların yüzündeki bir tebessüm, dillerinden çıkan ve kalpten söylenen “Allah razı olsun yavrum” kelamı dünyanın bütün servetine değer. O sözden sonra boğaz düğümlenir, kalp sıkışır, gözler dolu dolu olup, gözyaşlarını dökmemek için insan kendini zor tutar.

Şunu unutmayalım ki, evden çıkma yasağı yaşlılar virüsü bulaştırdığı için değil, virüs onlara bulaşmasın diye önlem amaçlıdır. Yine unutmayalım ki, kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak karşımızdaki kişiye de öyle yaklaşmamız gerek. Biliyoruz ki yapılması yasak olan şeyler, sadece yaşlılar için değil bizler için de geçerli.

Evet bu dönemde öğrendik ki, hayat eve sığıyor. Yine öğrendik ki, yaşlılara saygı ve hürmeti her zaman ve şartta eksik etmememiz gerekiyor.

 

Yazının devamını Bizim Aile Dergisi Ekim sayısından okuyabilirsiniz.

 

Nurgül Türk

 

 

Kaynaklar:

Risale i Nur (21. Mektup, 24. Lem’a, 23. Mektup, 32. Söz 2. Nükte)

Hadis (Câmiü’s-sağîr)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir