Ne demek “Toplumsal şefkat?”

Anne olduktan sonra daha bir dikkatimi çeker oldu bu duygu benim. Şefkat üzerinde daha çok düşünmeye, şefkati daha çok fark etmeye ne kadar ihtiyacım varmış meğer. Hepimizin öyle aslında, bütün toplumun hatta bütün insanlığın… Çünkü merhametin iliklere kadar işlendiği millî ve dinî bir geleneğe sahip olmasına rağmen toplumumuzun bu konuda çok ciddi eksikleri var. Soruyorum size; şefkat ve şiddet yan yana olur mu? Lütfen te’dibi şiddetten saymayın.   Bazen yaralarımız sebebiyle karşımızdaki insana şefkatimizi gösteremeyebilir veya göstermek için doğru olmayan yollara başvuruyor olabiliriz. Ama eğer bu yollar güzelliğe değil de şiddete götürüyorsa bizi yüreğimizde bir yerlerde bunun sızısını hissederiz. “Bağırmak hiç istemiyorum aslında, ama kendime hâkim olamıyorum”, “Benim ondan çok canım yanıyor ona vurduğumda” gibi cümleler kurarız ya hani bazen, işten ondan bahsediyorum. Terbiye ederken bile şefkatle, lütufla terbiye etmek istediğimizi biliriz aslında. Ne yazık ki kendi çocukluğumuzdan –belki ebeveynimiz ve atalarımızdan- gelen yaralarımız, kişisel yetersizliklerimiz, öz farkındalıkla ilgili birtakım yoksunluklarımız sebebiyle başaramayız bunu. Ama şefkatin adı hep çok önemlidir bizim kültürümüzde. Annelik şefkati kutsaldır, öğretmenlik, hemşirelik, psikologluk gibi mesleklerin kadınlara daha çok yakıştırılması bile bu yüzdendir aslında, o işler şefkat olmadan yapılamayacak görüldüğündendir. Öyledir de esasında. İyi de toplumun neresinde şefkate ihtiyaç yoktur ki? Daha doğrusu nereye sığınamaz şefkat? Adaletin, hükmün, kuvvetin geçtiği yerde de şefkat lazımdır. Hayvanın, paranın, makamın döndürdüğü çarkta da şefkat olmazsa olmazdır. İnsanın olduğu her yerde şefkat olmalıdır.

Erkekte de şefkat vardır, hem de çok yakışır erkeğe. Ama kadında bulunan şefkat iksir özelliği taşır. Ne demişti Bediüzzaman: “Eğer bu iki nokta (hakiki ihlas ve şefkat) o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur.”  Şefkat duygusu öyle güzel bir duygu ki eğer onu tanısak ve gerçek manada dünyamıza alsak o zaman hiçbir kötülüğe yer kalmaz biliyor musunuz? Bugün toplumda şiddet adı altında konuşulan hangi acı verici durum ve olay var ise, kökten çözülür. İşte buna binaen Bediüzzaman, bir insanın terbiye ve tedrisinde birincil derece sorumlu olan kadına  böyle bir misyon yüklemiş ve elinde tuttuğu duygunun gücünün farkına varmasını istemiştir.

Aylardır bu sayfada şiddetsiz, şefkatli ebeveynlik tutumu üzerine konuşuyoruz. Ne çok etki alanı var değil mi şefkatin… Çocuğu beslerken, uyuturken, taşırken, severken, desteklerken, iyileştirirken, eğitirken her an ve her koşulda ona şefkat etmeyi birinci hedefimiz haline getirdiğimizde şefkati özellikle öğretmemize hiç ihtiyaç kalmıyor aslında. Çocuk, insan olarak geliştiği halde, doğal olarak olumsuz duygu ve durumları da yaşadığı halde, her daim şefkatini koruyabilmeyi ebeveyninden görüyor. Zorlansa da, korksa da, hayal kırıklığı da yaşasa, öfkelense de bunların insanî olarak kabullenilebildiğini gördüğü sürece şiddete başvurmayı belki aklına bile getirmeyecek. Bugün toplumda gördüğümüz her türlü şiddete; bitkilere, hayvanlara, insanlara (dini, mezhebi, ırkı, politik görüşü, sosyoekonomik durumu veya başka bir sebeple) uygulanan şiddetin her türüne karşı var mısınız şefkatin her türünü her alanda etkin hale getirmeye? Buna önce kendi iç dünyamızda şefkati tanıyarak, ruhumuzun derinliklerinden gelen o tatlı sese kulak vererek başlayalım. Sonra dönüp ebeveynliğimize bakalım. Ebeveyn olmayanlarımız da şu hadisi hatırlasın: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz.” Toplumda elimizin nerelere ulaştığına bir bakalım. Bize verilen muhteşem iksirle toplumda ne kadar çok çirkinliği güzelleştirme şansımız olduğunu göreceğiz.

 

Dipnotlar:

1) Bazılarınızın aklına ‘şefkat tokadı’ tabiri gelmiş olabilir. Veya annenin tokadından korkup yine onun şefkatli sinesine sığınmak bahsi sizi şiddet ve şefkatin bir arada olabileceğine dair yanıltmasın.

2) Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 202. “Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir.”

3) Yazarın notu: O zaman için bu vazifeden sorumlu kadın olduğundan hitap ona olmakla beraber, günümüzde her ne kadar sosyal şartlar değişse de yine çoğunlukla bu vazifeyi yapan kadındır. Ama erkeğin bu konuda sorumsuz ve vazifesiz olduğunu düşünmek hatadır. Neticede o kadının terbiye ettiği kadın veya erkek olsun ikisi de topluma şefkati aktarmada etkili olacaktır. Yeter ki birinci kadın; çocuğu yetiştirirken şefkati kız ve oğlan çocuğuna eşit şekilde göstersin ve öğretsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir