Tatbik-i amele Engel var mı ?

Engelli hayatlar, hayatımızın bir gerçeği.Her asırda, her toplumda görebiliyoruz onları. Haydi şimdi Asr-ı saadete bakalım.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “Enbiyadan sonra, nev-i beşerin en efdali” olan Sahabe-i kiram veya Ashab da denilen bu büyük insanlar engelleriyle neler yaptılar, engellerini nasıl karşıladılar acaba?

Abdullah b Ümmî Mektûm; görme yetisini çocukken kaybettiğini söyler.Bu sahabi Mekke’de İslamiyeti ilk kabul edenlerden birisidir.İslam’da engellilerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesinde önemli rolü vardır.Özellikle onların vekil bırakılmaları,imamlık yapmaları,müezzinlik yapmaları, savaşa iştirak etmeleri,farz namaza katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konuların açıklığa kavuşmasına vesile olan değerli bir sahabedir. Bu sahabi farz olmamasına rağmen savaşlara katılmış hatta Kadisiye Savaşında sancaktarlardan biri olmuştur ve bu savaşta şehit olmuştur.

Görme engelli Itbân b.Malik, hicretten sonra Hz Peygamber tarafından Hz Ömer ile kardeş yapılan değerli bir sahabidir. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılmıştır.

Sahabeler “Mü’minler kardeştir” âyeti nazil olduktan sonra kardeşlik bağlarına çok önem vermişlerdir. Peygamberimiz de (asm) hayat-ı içtimaiyenin bir kanun-u esâsisi olan “Mü’minler kemerli binalardaki taşlar gibi birbirlerine destek olan ve kuvvet veren elemanlar gibidir”  buyurarak bu kardeşliği pekiştirmiştir.

Asr-ı Saadet’te sağlam olan Ebû Süfyan Sahr b.Harb, Taif Seferi’nde bir okla gözünün birini kaybetmiştir. Yermük’te büyük cengaverlikler göstermiş bu savaşta da diger gözünü kaybetmiş ve tam bir görme engelli olmuştur.

Umeyr b Adiy,”el-Kâri” (Kur’an hafızı)idi.Hz. Peygamber’in “O,âmâ değildir,asıl gören odur” dediği sahabidir.O kendi sülalesi olan Hatimoğullarının imamlığını yapar ve zaman zaman Hz.Peygamber’le cihada katılırdı.

Hz. Peygamberimiz’in dostlarından biri olma şerefine ömrünün son zamanlarında erişen diğer bir görme engelli sahabi ise Hz.Ebubekir’in babası Ebû Kuhâfe Osman b.Âmir’dir. Ebû Kuhâfe,Allah Resûlü vefat edip yerine oğlu Hz.Ebubekir’in halife olduğunu öğrenince “Allah Teâlâ’nın verdiğine engel olacak,vermediğini de verebilecek yoktur” demiştir…İnsanın her türlü duruma hazırlıklı olması gerektiğini ve kadere teslim olmanın önemini veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Asr-ı Saadet’te Abdurrahman Ebû Abs b.Ceber isminde a’mâ bir sahabiden bahsedilmektedir. Bedir, Uhud ve Hendek gibi savaşlara katılan bu sahabi gözlerini kaybedince Allah Resûlü ona bir asa vermiş, o da asasıyla yolunu bulmuştur.

Dünya gözüyle Allah’ın elçisini gören, ancak sonraki dönemlerde gözlerini kaybetmiş bir sahabilerden en meşhur olanı Abdullah b. Abbas’tır. Görünen o ki İbn Abbas görme yetisinin kaybolmasından hiç endişe etmemiş ve aksine şu şiirle diğer duyu organlarının varlığını hatırlatmıştır: “Allah Teâlâ gözlerimin nurunu aldıysa da dilimde ve kalbimde nur vardır,kalbim hissediyor, aklımda herhangi bir problem yok ağzımda ise kılıç gibi keskin bir söz vardır ” demiştir.

“Basar masnuatı görüp de, basîret Sâni’i görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü, o hâlde Sâniin manen, kalben görünmemesi, ya basîretin fıkdânındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan mes’eleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlan’dır. Ve illâ Sâni’in inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.” (Mesnevi Nuriye)

Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybeden sahabilerden birisi de Sa’d b.Ebî Vakkâs’tır. Onun ziyaretine gelen bir kişi kendisine “Sen,duası kabul edilen birisin.Dua etsen de gözlerin açılsa” deyince Sa’d, “Allah Telâlâ’nın takdiri,gözlerimin görmesinden daha iyidir ” cevabını vermiştir. “Kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyetin bir şiârıdır.”(Mektubat)

Allah Resûlü’nün şairi olan Hassân b.Sabit,Hz Ömer döneminde hayatının sonlarına doğru âmâ olmuştur. Hassân b.Sâbit,önceden olduğu gibi engelli olduktan sonra da şiirler irad etmeye devam etmiştir. “Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir” (Mesnevi Nuriye)

Görme yetisini kaybettiği halde Hz.Peygember’in tasarrufuyla gözlerine tekrar kavuşan sahabiler olacaktır. Bunlardan biri gözlerine ak düştüğü için hiçbir şey göremeyen Habîb b. Füveyk’tir. Habîb,gözlerinin hikâyesini şöyle anlatmaktadır:”Ben devemi otlatıyordum.Ayağımla bir beyaz yılana bastım o da gözümü soktu. Hz Peygamber iki gözüme dua ederek üfledi, ikisi de görür hale geldi. “Kaynakların ifade ettiğine göre Habîb’in gözleri o kadar sağlıklı oldu kibir ipliği iğne deliğine rahatlıkla sokabiliyordu. (O el) yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânidir ki, hangi derde temas etse,derman olur. (Mektubat)

Zeyd b.Erkam rahatsızlanır, İslam Peygamberi onu ziyaret eder. Ona iyileşeceğini söyler, ancak şunu da ilave eder: “Benden sonra uzun bir müddet yasayıp gözlerini kaybettiğinde durumun ne olacak? ” Zeyd, “Umarım ki sabrederim” cevabını verince Allah Resulü müjde verir: “O zaman hesapsız cennete girersin.”

Hz. Peygamber vefat ettikten sonra Zeyd görme yetisini tamamen kaybeder. Aynı rivayetlerde Zeyd’in gözlerinin tekrar iyi olduğu da ifade edilir. İnançla, sabırla, tevekkülle engelliğe yaklaşmak mü’mini teselli ediyor demek ki.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle Mü’min olan insanın hedefi, “Hakikî zevke ve ciddî teselliye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete hakikî medar ve vasıta olan tevekkül makamını ve teslim rütbesini ve rıza derecesini kazanmak” (Mektubat) olmalıdır.

Asr-ı saadetin o güzel insanları bu zamanda bizlere en güzel rehber olmuşlar…

Bin şükür.

 

Şadiye Şeyma Erkoç

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir