TOPLUMUN BÜTÜNLÜĞÜ ADALETLE MÜMKÜN

Rahman Sûresi’nde geçen 7-8-9. ayetlerde dikkatimizi çeken en önemli husus şu: Cenab-ı Hak bize önce fiziki alemden örnek veriyor. Bakışlarımızı buraya çevirdikten sonra hemen perspektifi sosyal sistemlere getiriyor ve ikisi arasındaki benzerliği işaret ediyor. Bu konuda tefekkür etmeliyiz. Sosyal sistemlerde tıpkı fizikî âlem gibi hassas dengeler üzerine kuruludur. İşte biz de bu dengenin, mizanın adına adalet diyoruz. Nasıl ki, fizikî sistemlerde bu denge birbirine bağlı parametrelerden oluşmakta ve bir tanesinin bozulmasıyla zincirleme bir reaksiyon da bütün sistem etkileyebilmekteyse öyle de sosyal sistemler de birbirine entegre alt bileşenlerden meydana geliyor ve eğer bir yerde dengeyi bozduğunuzda, bir yere zulmettiğinizde bu etkileşim dalga dalga bütün toplumu içine alan etkiler oluşturur. Dolayısıyla bir organizasyonun zoru ve başarısı yalnız ve yalnız adaletle mümkündür. Adalet aynı zamanda hakkın hak sahibine  teslimi gerekiyor. Hepimizi kendi sorumluluk dairemizden, en yakınlarımızdan başlayarak adil olma konusunda elimizden gelenin en iyisini yapmakla mükellefiz. Kimseye adaletsizlik yapmayalım kimse de bizi adaletsizlik yapmasın.

Orta Doğu Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Zaim  adalet kavramı hakkında bu değerlendirmelerde bulunuyor. (27 Ağustos 2020, Yeni Asya)

 

GÜLDÜREN VE AĞLATAN…

Komedinin çok özel bir yeri var insan hayatında. “Güldüren de ağlatan da Allah’tır” diye bir ayet var. Bir şeyin sıralamasına öncelik veriliyorsa bir ayette, o daha önemlidir. Düşünün ki Allah ağlamayı ve gülmeyi aynı anda bir ayetin içinde kullanırken gülmeye öncelik vermiş. Burada çok başka bir şey var insanlara anlatamadığım. Gülmenin, güldürmenin, insanları bir mizah frekansına sokabilmenin bende tarifsiz bir hazzı var.

Bu sözler komedi oyunları senaristi Selçuk Aydemir’ait. Nörolog Dr. Sevda Sarıkaya “Beynin Gizemleri Çözülürken” kitabını hazırlamak  için yaptığı röportajlarda; genç kuşağın mizah dilini belirleyen Selçuk Aydemir ile de konuşmuş. (Sabah, 17 Temmuz 2020)

 

 

 

NABZA GÖRE ŞERBETLER…

Abartılı bir ifadeyle, şerbetçileri o dönemin seyyar eczacıları gibi görebiliriz. Akademik araştırmalarımız bize, şerbetin mutfak kültürünün yanı sıra tıp alanında da yer aldığını gösteriyor. Örneğin Hacı Paşa olarak da bilinen Celalüddin Hızır’ın kaleme aldığı Şifaü’l Eskam ve Devaü’l Alam (Hastalıkların Şifası ve Ağrıların Tedavisi) eserinde, sandal ağacından ağaç kavununa, nilüferden hercai menekşeye çok sayıda şerbet ve şurup formülü yer alıyor. Aynı şekilde İbn-i Sina’nın eserlerinde şerbetlerle ilgili çalışmalara yer verdiğini görüyoruz… Ulaşabildiğimiz reçetelere bugünün şartlarında elimizden geldiğince bağlı kalarak, yeni tarifler oluşturmak için çalışıyoruz. Şerbetlerimizde Edirne’ye özgü bir ürün olan karaçalı balını kullanıyoruz. Şerbet Evi’nde üretimini yaptığımız çeşitler arasında, kayısı şerbeti, dut kurusu şerbeti, yine Edirne’de yetiştirilen lavantalardan lavanta şerbeti, reyhan şerbeti gibi 40’a yakın şerbet var. Ben de son dönemde, çam kozalağı reçinesinden şerbet üretmeyi deniyorum. Bu da İbn-i Sina’nın “El Kanun Fi’t Tıbb’ eserinde yer verdiği çam reçinesi şerbetinden esinlenerek geliştirmeye çalıştığım bir reçete. Tabii tüm bu çalışmalar, aynı zamanda kimya, matematik gibi birçok bilim alanını ilgilendiriyor. Şerbetin formülünü tutturamazsanız, kişiye zarar vermeniz, hatta zehirlemeniz mümkün. Örneğin defne yaprağını uzun süre kaynatırsanız rahatsızlık verdiğini bilmeniz gerekiyor. Bu yüzden şerbet formüllerini geliştirmek için üniversitemizin oldukça donanımlı Tutagem laboratuvarını kullanıyoruz.

Trakya Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğretim Üyesi Burak İşçimen Trakya Kalkınma Ajansı iş birliğiyle yaklaşık 2 yıl önce hayata geçirdikleri Şerbet Evi projesi hakkında böyle konuşuyor. Şerbetler Osmanlı mutfağında ve kültüründe önemli bir yere sahip. Sözgelimi nabza göre şerbet vermek deyiminin çıkış noktası şöyle: Osmanlı döneminde, sadece İstanbul’da sayıları 600’ü bulan seyyar şerbetçilerin yaz-kış sokakları arşınlayıp, kişilere o anki fiziksel durumuna uygun şerbeti sunması. Yani sıcaktan bunalıp tansiyonu düştüyse canlandıran, üşüdüyse iç ısıtan, şikayetine göre öksürüğü kesen, spazm giderici ya da sindirim kolaylaştırıcı şerbetler…(Milliyet Pazar, 27 Eylül 2020)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir