YARALAMIZ, MERHEMLERİ VE PSİKOTERAPİ

Acizlik ve fakirlik… Asırlar değişse de değişmeyen iki yara. Bu yaralar aynı zamanda hakiki insan olma yolculuğunun da başlangıç noktası. Niyazi Mısri’nin dediği gibi “Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş, Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.” Derdinin içinde saklı dermanı görebilen insan için acizlik ve fakirlik iki kıymetli hazine. Bediüzzaman Hazretlerinin tabiri ile “En yüksek tarik olan tarik-ı ubudiyet ve mahbubiyetin dört esası; acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak.”  Yani sonsuz acz, sonsuz fakr, sonsuz şevk, sonsuz şükür kulluğun en temel esasları.

Peki, bizim ibadetimize ve şükrümüze ihtiyacı olmayan Zat neden bizleri acizliğimizi, fakirliğimizi bilmeye ve şükre davet etmektedir? Evet, sonsuz kudret sahibi Zatın elbette ki bizim ibadetlerimize ve şükrümüze ihtiyacı yoktur ancak bunlar bizler için büyük ihtiyaçtır. 7. Söz’de bahsedildiği gibi sağ ve solumuzdaki acizlik ve fakirlik yaralarının merhemlerinden biri sabır ile tevekkül diğeri şükür ile kanaattir. İnsan için ilk adım yaralarını fark edebilmek iken bir sonraki adım ise derdine derman, yaralarına merhem aramak olmalıdır. Bu ilk iki basamağı başarılı bir şekilde çıkan insan için üçüncü bir basamak daha vardır. Çünkü bizler aradığımız merhemi bulmuş olsak dahi 7. Söz’de bahsi geçen dessas, aldatıcı adam boş durmaz “At şunu. Sağlamsın. Neyin var? Alkış zamanıdır” diye nida ederek hem yaramızı görmezden gelmeye, hem de ilaç şişesini atıp kırmaya bizleri teşvik eder. Halbuki merhemsiz iyileşmeyecek bir yarayı yok saymak bizleri geçici bir süre oyalamaktan başka bir işe yaramaz. Zamanımızın büyük problemlerinden olan bağımlılıkların arka plânında, insanların yaralarına bakmaktan kaçınmaları, acıyla yüzleşmek istememeleri ya da “alkış zamanıdır” deyip haz peşinde koşmaları gibi dinamikler bulunmaktadır. Ayrıca NLP adı altında bizlere sunulan “Sen mükemmelsin, her şeyi yapacak potansiyele sahipsin, kusursuzsun” şeklindeki yaklaşımlar da hakikatten uzak olmakla beraber yaralarımızı görmezden gelmemize sebep olmaktadır. “Kusursuz olduğumuz”, “her türlü şeyi yapabilecek güce sahip olduğumuz” yanılgısı “At şunu. Sağlamsın. Neyin var?” yalanı ile bizleri oyalamak isteyen dessasın elini güçlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Peki psikiyatri bilimi ve farklı psikoterapi ekolleri bu yaralarımız ve tedavileri hususunda bizlere neler sunmaktadır? Aslında “Psikoterapi” dediğimiz süreç; kişilerin bakmaktan kaçındıkları yaralara birlikte bakmaya gönüllü olmak ve kişinin merhemini bulma yolculuğuna eşlik etmek demektir. Yarasına bakma cesareti gösteren kişi, derdine derman aramaya da istekli hale gelebilecektir. Kişilerin yaşadıkları acıyı ve kırılganlıkları, kendileri için geliştirici bir güce dönüştürebilme becerileri, zamanımızda “Psikolojik Dayanıklılık” kavramı ile açıklanmaktadır. Mevcut psikoterapi yaklaşımları da bu dayanıklılığı geliştirmeyi hedeflemektedir. Örneğin Kabul Kararlılık Terapisi (KKT) dediğimiz terapi ekolü, acıyı kabul edebilmek ve değerlerimize odaklı bir hayat sürmek için yapabileceklerimiz konusunda bizlere rehberlik eder. Mutlak acizlik ve mutlak fakirliğimizi bilme, hem KKT hem diğer psikoterapi yaklaşımları açısından “eksik ve zayıf yönlerimizle kendimizi kucaklayabilme ve acıya yer açmaya gönüllü olma” kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. Kişinin değerlerine odaklı adım atmasındaki isteklilik ve gayreti ise bize “şevk”in, değişim için gerekli bir dinamik olduğunu gösterir. Bu durumda acizliğimizi ve hayatta değiştirmemizin mümkün olmadığı durumları kabul etmede sabır merhemine, elimizdeki imkanların varlığını görerek, sahip olduklarımızdan memnuniyet duymada ve değişim için harekete geçmede şevk ve şükür merhemine olan ihtiyacımız apaçık ortadadır. Demek ki bizler ancak acılarımıza ve acizliğimize temas ederek, şevk ve şükrün destekleyici gücünü arkamıza alarak bu dünya hayatında huzura giden yolun kapısını arayabiliriz. Ne mutlu o kapıyı aralayıp huzur yolculuğunun tadına varanlara!

Dr. Şeyma Coşkun – Çocuk ve Genç Psikiyatristi/ Psikoterapist

1 comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir