“Din eğitimi yaşayarak verilmeli”

 Eğitim, bir çiçek gibi henüz tohum iken başlar. Tohum nasıl ki, toprak ile, su ile olgunlaşıyorsa; insan da küçükken aldığı, gördüğü eğitimle büyür ve gelişir. Çocukken öğrenilen bilgiler, hafıza çekirdeğine yerleşir. Bu yüzden uzmanlar 0-6 yaş eğitimine bu kadar önem verir.

Her eğitim gibi, ilimlerin en güzeli olan iman eğitiminin de küçük yaşlarda başlaması gerekir. Gerek çocuklarına verdiği eğitimlerle, gerek sunduğu çalışmalarla bu konuyu özümseyen  ve örnek bir hayat sunan Yazar Hatice Kübra Tongar ile, iman eğitiminin çocukların üzerindeki yerini konuştuk.

İstifadeli okumalar…

 

Takip ettiğimiz kadarıyla çocuklarınızla her noktada ilgili bir annesiniz.  “Din hayatın kendisidir” diyerek, dini eğitimi yaşayarak veriyorsunuz. Bu konuda başarılı olamayan aile fertlerine ne tavsiye edersiniz?

Aslında cevap sorunun içinde saklı. ‘Din eğitimini yaşayarak vermek…’ Eğitimin her safhası için geçerli altın kural tam da budur: ‘Kal ile değil hal ile terbiye vermek’ tir. Dolayısıyla ebeveyn olmadan önce kendimize şunları sormakta fayda var;

  • Nasıl bir evlat yetiştirmek istiyorum?
  • Ona hangi değerleri, hangi erdemleri kazandırmak istiyorum?
  • Hangi alışkanlıklara sahip olsun, günlük rutininde neler olsun istiyorum?
  • Nasıl bir aile ortamında büyüsün istiyorum?
  • Beslenme alışkanlıkları gibi ‘aile kültürü’ öğeleri nasıl şekillensin istiyorum?

Bu soruların her birine teker teker cevap verdikten sonra sıra altın soruya gelir. O soru şudur: ‘Bütün bunları ben yapıyor muyum?’

Güzeller güzeli Peygamberimizin (asm) asırlara yayılan öğretisinin bu denli kalıcı etki bırakması, hem kendi zamanında hem de çağlar sonrasında yüreklere dokunuyor olmasının önemli sebeplerinden biri Peygamberimizin ‘anlatan’ ya da ‘emreden’ Peygamber olmanın öncesinde ve ötesinde ‘yaşayan’ Peygamber olmasıdır. O (asm) söylediğini yaşar, yaşadığını söyler. Biz ebeveynlerde din eğitiminde eksik kaldığımız yerleri tespit etmeli ve çocuğumuza söylemeden önce biz yaşamaya gayret etmeliyiz.

 

 

Çocukların Allah’a dair sorduğu her soruyu açıkça cevaplamak gerekir mi? Hangi yaştan itibaren çocuğumuza imânî dersleri tam olarak vermeliyiz?

Pedagojide bir düstur var. Bir çocuk bir soruyu soruyorsa, o sorunun cevabını duymaya hazırdır. Dolayısıyla çocuğumuzun sorduğu sorulara (Allah nerede, ne kadar büyük, neye benziyor, melekler kız mı erkek mi gibi) onun gelişim dönemi özelliklerini göz önünde tutarak ve olabildiğince örneklerle somutlaştırarak cevap vermek gerekir. Ben ailelere şunu öneriyorum; cevabınız ne olursa olsun ilk cümle olarak muhakkak ki ‘Vayyy! Seni tebrik ederim. Rabbini merak etmen şahane bir şey!’ diye cevaba başlayın. Çünkü çocuğumuzun Rabbini merak etmesi din eğitiminin önemli bir zemin taşını oluşturur. Ve çok önemlidir.

 

 

Oyunların çocuklar için öğrenme ve kavramada önemli yeri var. Oyun ile dinimizi nasıl anlatabiliriz?

Allah-u Teâlâ yarattığı varlıkların halifesini insan kılmış, insanı en güzel donanımda ve potansiyelde yaratmıştır. Bu öyle bir potansiyeldir ki, insan, doğduğu andan itibaren hem zihnen hem bedenen büyük sıçramalar yaşayarak yaş almaya başlar.

İnsan hayatının bu hızlı gelişimi, milyonlarca becerinin ve donanımın öğrenilmesi ve kazanılması ile mümkün olur. Tam olarak göremeyen, konuşamayan, kaslarını kullanamayan bir bebek, büyüdükçe görmeye, konuşmaya, koşmaya, üretmeye başlar.  Lakin insana böylesi büyük bir potansiyel emanet eden Rabbi Rahîm, bu olgunlaşma sürecini uzun bir yolculuğa bağlı kılmıştır. Bebeklikten yetişkinliğe uzanan yol hem uzun hem de meşakkatli bir yoldur.

Her ne kadar yolun uzunluğu, öğrenilmesi ve deneyimlenmesi gerekenlerin çokluğu insanın gözünü korkutsa da, yüce Mevla bu yolu insan için kolay kılacak bir mekanizmayı da halk etmiştir; Oyun…

Oyun çocuk için hem tecrübe kazanma, hem öğrenme, hem de gerçekleştirme aracıdır. Öyle ki, çocuk için oyun, aynı yemek, içmek, uyumak gibi öğrenilen değil içgüdüsel olarak bilinen bir eylemdir. Nasıl ki minnacık bir bebek doğduğu ilk an annesinin göğsüne yönelip karnını doyurma eğiliminde olur; aynı şekilde bir çocuk da yaşamının her döneminde içgüdüsel olarak oyuna yönelir.

Bu fitrî yönelimi Mevlâna şöyle özetler:

‘Oyun, çocuğu büyümeye ve olgunlaşmaya doğru çeken bir iç güçtür. Onu belli bir düzeyden daha olgun, daha akıllı bir düzeye doğru çeker götürür. Birçok şey oyun heyecanı ile öğrenilir, bedenin gelişmesi de oyun sayesinde normal seyrini izler.’

Çocuklara din eğitimi verirken oyunu kullanarak somutlaştırma, eğlenceli bir öğrenme ortamı sağlama, uzun süreli hafızayı harekete geçirme ve kalıcı öğrenme becerilerini harekete geçirmiş oluruz.

 

Çocuklara namaz alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz?

Üniversitedeyken bir hocamız ‘çocuklar bilgi hırsızıdır’ derdi. ‘Anne babalarının tüm davranışlarını ve davranışların altındaki niyeti bir hırsız gibi alırlar ve kendilerinin bilirler…’

Çocukların ‘hal’ diliyle nasıl da kolayca eğitilebildiklerini, davranışlarımızın onların dünyasını nasıl da etkilediğini, hatta şekillendirdiğini her fark edişimde kısa zaman önce rahmetli olan hocamı minnet ve duayla anıyorum. Çünkü doğrudur; çocuklarımıza öğretmek istediğimiz şeyleri biz öğrenmedikçe, yaşatmak istediğimiz duygu durumlarını yaşamayı beceremedikçe, evlatlarımızdan da beklememiz gerçekçi değildir.

Bu bilimsel düstura ‘namaz’ perspektifinden baktığımızda da durum aynıdır.

Bir yetişkin olarak bizler namazı ne denli hayatımızın merkezine koyarsak, çocuğumuz için önemli kılma ihtimalimizi o denli arttırmış oluruz. Namaz kıldığımız kadar namazla ‘insan’ kılınmaya da talip olabilirsek, evlatlarımızın da namazı diriltenlerden olma yoluna ışık oluruz.

Bu noktada kendi hayatımıza dönüp şu soruyu sormamız gerekir: Namaz hayatımın önceliği mi, teferruatı mı?  Benim için önemli olan başka işler için namazı kolayca terk edebiliyorsam… Mesela işimi seçerken ilk baktığım şeylerden biri namaz kılmaya elverişli bir ortam olup olmadığı değilse… Namaz kılmalarım dizilerin reklam aralarına sıkışmış bir haldeyse… ‘Şu ezan okunsa da halledip aradan çıkarsak namazı’ diye düşünüyorsam… Abdestli gezmeye, günlük programımı namaza göre belirlemeye, her şartta öncelikle namazımı eda etmeye gayret göstermiyorsam…  Namaz kılarken bedenen secdede, ruhen dünyanın dört bir yanında geziniyorsam… Abdest almaya üşendiğim için ‘aman neyse, eve gidince kaza ederim’ diyorsam… Sabah ve yatsı namazlarında sıklıkla gaflete düşüyorsam… Seccadeden ayrılmak istemez gibi değil de ‘bitsin de kurtulayım’ der gibi namaza duruyorsam… O zaman çocuğuma göstereceğim namaz örnekliğinde sıkıntılar yaşama ihtimalimi arttırmış olurum. Nitekim ben önemsemeden çocuğuma önemsetemem. Ben hakkıyla yerine getirmeden çocuğuma ‘huşu’ yu öğretemem. Ben seccademi aşkla sermeden çocuğumun yüreğine sevgi tohumları ekemem.

Bununla birlikte namaz eğitiminde oyun ve etkinlikler yine yardımımıza koşacaktır. Namaz merasimi bu açıdan oldukça faydalı ve güzel bir uygulama olur. Bugün için yetenekli arkadaşlardan yardım isteyerek marşlar, slaytlar, piyesler, yarışmalar ve çocukların namaz hakkındaki görüşlerini içeren röportajlar eşliğinde coşkulu bir program hazırlayabiliriz.

Çocuğu sahneye davet ederek namaz tacı takabiliriz. Sunucu çocuğa namaz kararıyla ilgili sorular sorar, çocuk “On yaşıma girinceye kadar namazlarıma dikkat etmeye, on yaşımdan sonra da tam olarak kılmaya karar verdim” diyerek davetlilerin huzurunda söz verebilir. Namaz gününe katılan bütün çocuklara hediyeler verebiliriz.

Bütün bu uygulamalar çocuğumuzun kalbine namaz sevgisi aşılamak için atılan samimi adımlar olacak. Ve Allah’ın izniyle bu adımlar gün be gün büyüyüp, çocuğumuzun namaza koşmasına olanak sağlayacaktır.

 

Bediüzzaman Said Nursi,  ahiret inancının çocuklara Cennet fikri ile anlatılması gerektiğini söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çok doğru ve pedagojik bir söylem bu. Zira bir gerçeğimiz var ki; ‘Allah çocuk yakmaz!’ Cehennem çocuk için değildir. Çocuklar ne kadar yanlış tutumlarda bulunursa bulunsunlar cennete giderler. Onlar için ceza-i müeyyide yoktur. Dolayısıyla din eğitimi ‘sevdirerek’ cennet anlatımıyla bina edilir. Cehennem ise 12 yaş sonrası çocuğuna, dünyadaki kötülüğün bir cezası olduğu bilinciyle, Rabbimizin el-Adl esmasıyla anlatılabilir. Nitekim Allah’ın adaleti kötülüğün ceza bulmasıyla kendini gösterir.

 

  • İman eğitiminde öncelik ne olmalıdır?
  • Ayetlerle çocuk eğitimini anlattığınız Fıtrat Pedogojisi kitabında, zamanın şartlarına göre ebeveyn olmaktan bahsediyorsunuz. Anne ve babalar çocuklarını islamiyete uygun bir şekilde yetiştirmesi için ne yapmalılar?
  • Bir başka kitabınızda Peygamberlerin de çocuk eğitimi metodları olduğunu söylüyorsunuz. Her anne baba farklı imtihanlar yaşayabiliyor. Bu noktada onlardan nasıl ilham alabiliriz?

 

Röportajın devamını Dergimizin Aralık sayısından okuyabilirsiniz…

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir