Ayın İçinden

Hz. Fatıma (609–632)

“Fatıma Cennet kadınlarının efendisi, Hasan ve Hüseyin de Cennet gençlerinin efendisidir.” Hadis-i Şerif

Peygamber Efendimizin (asm) güzide kızı Hz. Fatıma (ra) 609 yılında Mekke’de doğdu. Aydınlık, parlak, beyaz yüzlü kadın mânâsına gelen “Zehra” lakabını alarak Fatımatü’z-Zehra diye anıldı. Peygamber Efendimiz (asm), kızını çok sevip anne sevgisiyle muamele ederek, babaannem, annem anlamlarına gelen “Ümmü Ebiha” sözleriyle kendisine hitap ederdi. Hz. Fatıma’nın (ra) bir diğer lakabı da “iffetli kadın” anlamına gelen Betül’dür. Künyesi; Ümmü’l- Hasaneyn Fatıma binti Muhammed ez-Zehra şeklindedir.

Hz. Fatıma (ra) babasına son derece düşkündü. Her haliyle onu örnek alırdı. Takvası, feraseti ve ahlâkıyla örnek bir şahsiyet olan Hz. Fatıma (ra) Peygamberimizin soyunu da devam ettiren kişidir.
Örnek alınacak birçok özelliklere sahip olan Hz. Fatıma (ra) ve eşi Hz. Ali (ra), evlatları Hasan ve Hüseyin hastalandığında iyileşmesi halinde üç gün oruç tutacaklarını vaad ederek dua etmişlerdi. Duaları kabul edilip evlatları iyileşince oruç tutmaya başladılar. Tam iftar vaktinde yemek yiyecekleri sırada kapıya bir fakir geldi. “Ey Muhammed’in evlatları! Ben fakirim. Çocuklarına yedirecek bir şeyim yok. Bir parça yiyecek verin de Allah da sizlere Cennet nimetlerini ihsan etsin.” deyince hazırladıkları yemeği fakire vererek oruçlarını su ile açtılar. Ertesi gün hazırladıklarını kapılarına gelen yetime verdiler. Üçüncü gün ise kapılarını müşrik bir esir çaldı. Bu sefer de hazırladıklarını ona vererek yine oruçlarını su ile açtılar. Açlıktan halsiz düşen Hz. Ali (ra), çocuklarını da alarak Peygamber Efendimizin yanına gitti. Onların perişan halini gören Kâinatın Efendisi, hallerine çok üzüldü ve onları da alarak kızının evine gitti. Kızının durumunun daha kötü olduğunu görünce daha da üzüldü. İşte tam bu sırada, “Onlar kendi canlarının çekmesine rağmen yemeği fakire, yetime ve esire yedirdiler.” mealindeki insan Suresinin 8. ayeti nazil oldu. Böylece katlandıkları büyük fedakârlık sonunda Cenab-ı Hakkın övgüsüne mazhar oldular.

BAYRAM YÜKSEL ( 1931- 1997) 

Saff-ı evvel Nur Talebelerinden olan Bayram Yüksel 1931’de Bolvadin’de doğdu. İlkokulu Bolvadin’de okudu. Başarılı bir öğrenci olduğu için öğretmeni tarafından köy enstitülerine gönderilmek istendiyse de babası razı olmadığı için gitmedi.

1948 yılında henüz 17 yaşındayken Risale-i Nur’larla tanıştı. 1951’de askerlik yaptığı esnada Kore Savaşı çıkmıştı ve Kore’ye gönderilen birliklerin içinde yer aldı. Kore’de Türk askerlerinin kırıldığı iddiasıyla kendisini Suriye’ye kaçırma teklifi yapıldı. Ancak Bayram Yüksel Emirdağ’a gidip Bediüzzaman’ın fikrini aldı. Üstad; “Tamam, ben bir Nur Talebesini Kore’ye göndermek istiyordum. Seni ya da Ceylan’ı düşünmüştüm. İnkâr-ı ulûhiyete karşı Kore’ye gitmek lazım” dedikten sonra kendisine hiçbir zaman boynundan çıkarmamak üzere Cevşen verdi ve hiç korkmamasını, inayet-i Rabbaniye altında olduklarını söyledi. Yanına da Japon başkumandanına vermek üzere Risale-i Nur teslim etti. Bayram Yüksel Tokyo’daki Türklerin bulunduğu camiye gitti. Japon başkumandanı vefat ettiği için Risaleleri oradaki Türklere verdi. Kore’den gazi olarak döndükten sonra yurt içi ve yurt dışı pek çok hizmetlerde bulundu. Yine böyle bir yurt dışı hizmeti için gittikleri Almanya’dan dönüşlerinde, Ali Uçar ve Mehmet Çiçek ile birlikte Bulgaristan’da geçirdikleri trafik kazasında vefat ettiler. Bayram Yüksel ve Ali Uçar’ın kabirleri Barla kabristanındadır.

Kaynakça: Portreler- Yeni Asya yayınları

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*