Ayın İçinden

Mustafa Acet & Hakkı Yavuztürk

MUSTAFA ACET (1924 – 17 Ocak 1990)

“Afyon hapsi benim için bir Yusufiye Medresesi oldu. Hapishanede Kur’ân harflerini öğrendim ve yazı  yazmaya başladım. Tecvidi öğrenerek Kur’ân okumayı ilerlettim.”

Hayatını Risale-i Nur dâvâsına adamış bir Nur Talebesinin sözleri bunlar.

Mustafa Acet, 1924 yılında Emirdağ’da doğdu. İlk dinî eğitimini ailesinden aldı. Akrabası olan Ceylan Çalışkan, vaktini değerlendirmesi için kendisine bazı risaleler verdi. Risaleleri okuyunca eserlerin tesirine ve müellifin  üslubuna hayran kalan Mustafa, eserlerin müellifiyle tanışmak istedi. Mustafa Acet, Ceylan Çalışkanla birlikte üstadının yanına ilk gidişinden itibaren artık günlük işlerinin dışında vaktini Risale- i Nur okuyarak ve Üstadına hizmet ederek geçirdi.

Bediüzzaman’a ve talebelerine yapılan baskınlardan birinde; ihbar edilen terzi Mustafa’yı bulamayan emniyet mensupları, onun yerine Mustafa Acet’i götürdüler. Sadece isim benzerliğinden dolayı karakola götürülüp sorguya çekilmesini dâhi kaderin bir tecellisi olarak görüyordu.

Afyon hapishanesine sevk edildiğinde Kur’an okumayı ve yazmayı öğrenerek; bazı Nur Talebelerinden adab-ı muaşeret, ilmihal, fıkıh, akaidî dersleri aldı ve hapishaneyi Medrese- i Yusufiye gibi yaşadı. Daha sonra hat sanatında da kendini geliştiren Mustafa Acet, hayatının ilerleyen dönemlerinde camilerin kubbe, kemer cephelerine pekçok ayet-i kerime, hadis-i şerif hattı yazdı.

Ömrünü Risale-i Nur hizmetiyle geçiren Mustafa ağabeyin hayattaki arzularından biri de, mukaddes mekânlara gitmek ve adını  iftiharla taşıdığı Muhammed Mustafa’nın(asm) olduğu yerde ikamet etmekti. Emekli olduktan sonra ilk işi hacca gitmek oldu. Vaktinin çoğunu Ravza- i Mutahhara’da  ibadet ederek, evrad, zikir ve risâle okuyarak geçirdi. 1990 yılında da o mübarek mekânda vefat etti. Kabri Cennetü’l- Bakî’dedir.

 

HAKKI YAVUZTÜRK (1934- 5 Ocak 2007)

Merhum Hakkı Yavuztürk
Merhum Hakkı Yavuztürk

1934’te Kemalîye’de doğdu. Henüz on sekiz yasında, bir parkta otururken haşirle ilgili kitap okuyan gençleri görüp Risale-i Nurlarla tanıştı.

Sabah namazlarından sonra parkta okunan risâle derslerini her dinlediğinde bu kitaplara daha da merakı artan Hakkı Ağabey, Haşir Risalesini, Küçük Sözler’i, Gençlik Rehberi’ni okuduktan sonra bu kitaplarla daha da yakından meşgul olmak ister. O dönemde risaleleri teksir edecek yer bulmakta zorlanıldığını için Hakkı ağabeyin anne ve babasının da desteğiyle, evlerinin altındaki bodrumda teksir çalışmalarına başlarlar. Hakkı Ağabeyin evi artık İstanbul’un ikinci Medrese- i Nuriyesi olur.

1953 yılında, İstanbul’a gelen Said Nursi’yi ziyaret eder. Üstad, Hakkı Ağabeye;  “Seni talebeliğe kabul ediyorum. Risale-i Nur’ları çok oku!” deyince bu taltif onu daha da şevklendirir. Kur’ân hattı ile bazı risaleleri yazmaya başlar. Bir hatırasını kendisinden dinleyelim:

“Kur’ân harfleriyle Risale yazar, Üstada gönderirdik.

Risaleleri asıllarına bakarak veya şeffaf kâğıtla üzerine koyarak yazıp bitirdikten, yani asıl Risalelerden bir nüsha bu suretle elde ettikten sonra, bu artık bizim olan Risaleyi ciltçiye gönderir, ciltlendirir, sonra da Bediüzzaman Hazretlerine gönderirdik. Üstad Hazretleri bunları tashih eder, arkasına ismimizle dua yazar ve iade ederlerdi. Biz de bu el yazımızla yazılmış ve Bediüzzaman Hazretleri tarafından ekseriya tashih edilerek iade edilmiş ve kendi el yazılarıyla dua yazılmış Risaleleri, büyük bir hatıra olarak hıfzeder, saklardık. Öyle oluyordu ki, bazı günler mektep tatili ve müsait zamanlarımızda günde sekiz-on sayfa (Daktilo sayfası büyüklüğünde) yazdığımız oluyordu.

Biz bunlara Kur’ân harfleriyle yazılmış olduğu için, Kur’ân harflerine izafeten ‘eskimez yazı’ ismini takmış ‘eskimez yazıyla çoğaltılmış Risale-i Nurlar’ diyorduk. Kâinatın kurulmasıyla var olan, bizi ve dünyamızı aydınlatan güneş ‘Şu kadar milyon yıl evvel yaratılmıştır. O halde eskidir’ demek hiç kimsenin hatırına gelmediği gibi…

Maddî ve manevî âlemimizi nurlandıran ve ışıklandıran Kur’ân’ın da harfleri dâhil hiç bir parçasına eski demek gönlümüze sığmıyordu. Onun için ‘eskimez’ diyorduk.”

1962 yılında sağlık memuru oldu. Memleketin çeşitli yerlerinde hizmet etti. Sadece insanları değil, penceresine konan yaralı kuşları da tedavi etti. Ömrünün son dönemlerinde gözlerindeki rahatsızlık sebebiyle risale okuyamayınca banttan dinledi. Ömrünün her anını bereketli geçiren Hakkı Yavuztürk, 5 Ocak 2007’de vefat etti. Kabri Eyüp Sultan kabristanındadır.

Kaynakça:

Mustafa Acet: Nur Talebeleri- İslam Yaşar.

Hakkı Yavuztürk: Nur Talebeleri- İslam Yaşar ve www.risale-inur.org internet adresini kullandım.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*