Kapak

“Stresi dost edinelim”

                     Yrd. Doç. Dr. Erkan Kavas kimdir?

bizim aile subat-27Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Lisans, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Bölümü Yüksek Lisans, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Psikolojisi Bilim Dalında ‘Stresle Başa Çıkma-Dini Tutum İlişkisi’ konulu tez çalışmasıyla doktora eğitimini tamamlayan Erkan Kavas, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı (Rehber Öğretmen) olarak görev yapmıştır. Erkan Bey, öğrenci, öğretmen ve velilere dönük birçok seminer ve eğimde görev alırken hâlâ Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi olarak, akademik çalışmalarına devam etmektedir.

 “Dinî tutum ve stresle başa çıkma ilişkileri” konusunda bir doktora teziniz var. Bu konuda biraz sizden bilgi alabilir miyiz?

Biz araştırmamızı üç yıl önce Denizli’de yapmıştık ve geçen yıl itibariyle de bunu yayınladık. Bu araştırmaya göre stresle başa çıkmada en yüksek oranda dindarların olduğunu görüyoruz. Stresle başa çıkmaya yönelik tutumlar içerisinde en yüksek ortalama dinî bilgi düzeyi çok iyi olan gruba ait. Buradaki püf nokta şu dine ilgisi olan grup, az dindarım diyen gruptan daha aktif. Yani burada şunu görüyoruz, sağlam bir dinî inanca sahip olmak önemli. “Bu noktada inanıyorum, inançlıyım öyleyse niye stresliyim?” diye kendimize bir özeleşiri yapmamızda fayda var. Stresle başa çıkmada dua çok önemli. Dua insana yalnız olmadığı duygusunu hissettiriyor.  Kendisini duyan, her şeye gücü yeten bir Kudret’e inanmak, sığınmak, güvenmek, o kişiye ayrı bir kuvvet veriyor. Tabii ki duanın belli bir vakti yok. İnsan ihtiyaç hissettiği her an duanın vaktidir. Araştırmamızda çıkan bazı ilginç bazı sonuçlar var. Onları da aktarmak isterim.

Çok memnun oluruz…

Biz önce dinî tutumları araştırdık. Daha sonra stresle başa çıkma ve aldığı dinî eğitimle, stresle başa çıkmayı karşılaştırdık. Mesela dindarlık düzeyi yüksek olanların, dinî tutumları olumlu yönde. Yani tam da beklendiği gibi. Burada ilginç çıkan sonuç ise, “Ailemden din eğitimi aldım” diyenlerin dinî tutumları olumsuz çıkıyor. Hatta şöyle diyebiliriz ki, ailesinden hiç dinî eğitim almadığını belirtenlere göre, dinî tutumları daha aşağı seviyede çıktı. Bu da şu demek oluyor, demek ki aile içinde bir sorun var. Burada ailenin söylediği gibi yaşamaması, lisan-ı haliyle örnek olmaması gibi birçok neden söylenebilir. Aile konusuna derinlemesine el atmakta fayda var diye düşünüyorum. Çünkü din eğitimi aldım diyenlerin, hiç almadım diyenler göre dinî tutumları düşük çıkıyor. Bu, burada da bir sıkıntı var demektir. Dinî eğitim şeklinin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Yine aynı araştırmaya göre, stres ve sıkıntıda ise, dinî bilgi düzeyi yüksek olanlar, stresle daha kolay başa çıkabiliyorlar. Dindarlık düzeyi yüksek olanlar stresle başa çıkma oranının yüksek olduğunu görüyoruz. Bakın burada çok ilginç bir sonuçla karşılaştık. Aileden dinî eğitim aldım diyenlerin dinî tutumları olumsuz çıkarken, stresle başa çıkmalarını bu durum olumlu etkiliyor.

Peki, bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Dinî tutum noktasında, aileden gelen sebeplerden dolayı olumsuz tutum sergileseler de aslında şuur altında, strese karşı dirençli hale geliyorlar. Tepkiye gelince, evet bir tepki var, ama şuur altında, din eğitimleri onları strese karşı daha dayanıklı hâle getiriyor. Fakat burada şunu unutmamak gerekir. Bu eğitimi sadece aileden değil, belki başka bir yerden de almış olabilirler. Bu etkenleri de göz önüne almamız gerekiyor. “Dinî kitaplardan eğitim aldım” diyenlerin, stresle başa çıkmaları ise çok daha olumlu. Kitapların bu konuda çok etkili olduğunu görüyoruz.

Araştırmalarınızda çıkan bunun gibi ilginç sonuçlar var mı?

Evet, araştırmamızda çıkan ilginç noktalar var. İlk olarak aileler noktasında bir alarmın varlığından söz edebiliriz. Aile eğitiminin, ana-baba okullarının, yetişkin eğitiminin ele alınmasında fayda var diye düşünüyorum. İkinci olarak ise din eğitimi, öğretimi konusunun profesyonelce gözden geçirilmesinde fayda var. Sadece öğretmekle bu iş olmuyor. Lisan-ı halle yaşayarak insanlara öğretilmeli diye düşünüyorum. Evet, stres yönetimi okullarda ders olarak okutulmalı.Bakın ilâhiyatçılar buna dinî başa çıkma diyorlar. Bizler de stresle başa çıkma diyoruz. Fakültelere stresle başa çıkma ve pedagoji derslerinin konulmasında fayda var. Çünkü din eğitiminde sıkıntımız, ciddi yerlerde hatalarımız var. Sadece öğretmekle bu iş olmuyor. Nasıl davranacağımızı, nasıl öğreteceğimizi bilmemiz lazım. Anne sütünde bile ilk bir ayla, beşinci aydaki süt bir olmuyor. Dolayısıyla din eğitimiyle ilgilenen kişilerin de çocuğun değişim özelliklerine göre nerede, ne verilmeli bu konuda derinlemesine bir eğitimden geçirilmelerinde fayda var. Çünkü maalesef birçok yerde verilen bu eğitimler ters tepebiliyor.

Erkan Bey, bu sonuçlara göre ailelere ne tavsiye edersiniz?

Anne babaların öncelikle lisan-ı halleriyle, yaşayarak, yaşatarak örnek olmaları gerekiyor. Belli bir yaştan sonra çocuk aileden kopmaya başlıyor. Böyle zamanlarda güvenli bir liman bulmaları, hem arkadaş çevresi olarak, hem de onlara örnek olabilecek bir büyük olarak tedbir almalarında fayda var. Ben kendim yetiştiririm, demek doğru değil. Ben danışmanlık da yapıyorum, bize o kadar olumsuz örnek geliyor ki. Aileler, sadece ben hallederim mantığıyla hareket etmesinler. İnandıkları gibi yaşayıp, bizzat yaşayarak örnek olsunlar. Bunun yanında onlara göz kulak olacak ki çocuk belli bir yaştan sonra aileden kopmaya başlar. Onlara sahip çıkacak, iyi örnek olacak, güvenli limanlar bulmalarında fayda var. Yoksa şu bir hakikat ki, kâinat boşluk kabul etmez. Aileler o boşlukları bir şekilde doldurmazsa mutlaka o boşluklar başkalarıyla dolacaktır. Örnek alabileceği bu model, akraba çevresi de olabilir. Ama daha çok ailenin dışında aranıyor bu kişi ve genelde de arkadaş çevresinden oluyor. Üniversiteli bir öğrenci ağabeyi, gittiği bir okul, dershane de olabilir bu model.

 Peki, hocam son olarak sormak istiyorum, stresle başa çıkmada en önemli nokta nedir?

Stresle başa çıkmada en önemli konulardan bir tanesi olaylara karşı bakış açısıdır. “Stres ne zaman ortaya çıkıyor?” diye baktığımızda, genelde bir konuda kendimizi yetersiz hissettiğimiz, kötü bir sonuç alacağımızı düşündüğümüz süreçlerde ortaya çıkıp, bize uyarılarda bulunduğunu görüyoruz. Stresi alt edilmesi, yok edilmesi gereken bir düşman gibi değil de, bizi kötü günlerimizde uyaran dostumuz gibi görmeliyiz. Onun uyarılarına kulak verelim, dikkate alalım derim ben. Stresi yok etmek yerine, onu dost edinelim, böylece zararlı etkilerini azaltmış ve olumlu strese dönüştürmüş oluruz. Örneğin çocuğumuz, salonda veya mutfakta bir süt şişesini devirdi. Bir akşam önce de misafirin çocuğu da kahveyi halıya devirdi. Ne yaparız? Hemen o çocuğa “bir şey olmaz” der, sakin, neşeli davranıp hemen ilgileniriz. Ama kendi çocuğumuz böyle bir şey yapınca fırtınaları kopartıyoruz. Oysa “tamam çocuk sütü düşürmüş, elinden kaydı galiba, hadi gel şimdi birlikte temizleyelim” demek gibi bir tavır sergilenebilir. Fırtınalar kopardığımız zaman ne olacak? Karşımızdaki kendi evladımız. Biz bu tavrımızla onun özgüvenini çalıyoruz. Onu içine kapanık hale sokuyoruz. Zaten kırılan ya da dökülen bir şey için fırtınalar koparmak anlamsız. Şöyle düşünmek lazım “Benim bu tavrım bir şey değiştirecek mi? kırılan vazoyu tamir edecek mi, yer temizlenecek mi? hayır. O zaman çocuğumun kalbini kırmayayım, özgüvenini kaybetmesine neden olmayayım gibi farklı bir bakış açısı yakalamak gerek. Ben bunu nereden kâra dönüştürebilirim?” deyip, farklı bakış açılarıyla yaklaşırlarsa,  daha sağlıklı bir aile ilişkisi olur. Çocuk da o aileye bağlı yetişir. İleride ergenlikte aileden kopmaya başladığı zaman, bu çocuklar, anne babalarının sözlerine aynı şekilde değer verecek, bağlı olacak ve yanlış insanlarla takılıp, yanlış işler yapma ihtimalleri de daha azalmış olacaktır.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*