Not Defteri

Tesettür Risalesi ışığında eşler arası iletişim

“Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.”

(Bediüzzaman Said Nursi, Tesettür Risâlesi)

Günümüzde revaçta olan konulardan biridir iletişim. İletişim teknolojilerinin alabildiğine gelişmesine rağmen kişinin kendi iç dünyası ve çevresi ile iletişim eksikliği yaşamasıysa mimsiz medeniyetin cilvelerindendir.

Mimsiz medeniyet insanı bireyselleştirir, nefsânî tutkularından ördüğü hapishane içinde adeta hayvânî duygularının esiri eder. Bu yönüyle aile kurumunun bütünlüğünü tehdit eder. Hz. Âdem (as) ve Havva’dan beri dünyanın en eski müessesesi olan aile birlikteliğinin günümüzde öldürücü darbeler alması bu yüzdendir. Sefih medeniyet hazcıdır, menfaat ve lezzeti ön plana alır, kadını bir “âlet-i hevesât” olarak değerlendirir. Erkek eşi dahi olsa, menfaati tükenip işi bitince kadını adeta kullanılmış bir kâğıt peçete gibi buruşturup, bir kenara fırlatır. Aile içi şiddet, eşlerin birbirini aldatması, boşanmalardaki daimî artış… Hep bu sefih medeniyetin kadın ve erkeğe çizdiği rol yüzündendir. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri yıpranan kadın erkek ilişkilerinin ve evlilik kurumunun ibretli haberleriyle doludur.

 İmanî bakışla aile hayatımız

Evlilik kurumu imânî bakış açısıyla analiz edildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Kadın ve erkek, geçici güzelliklerden ziyade günahlardan korunmak, imanlarını muhafaza edip geliştirmek için evliliği tercih etmelidirler. Evlilik kurumu bu anlamda çekirdeği dünyada atılan, meyveleri ebedî âlemlerde dahi toplanacak olan bir beraberliktir.

Nikâh bu çerçevede eşlerin birbirlerine ve Rablerine verdikleri bir sözdür. Sözleşmedir, bağdır, akittir, sorumluluktur, mes’uliyettir. Günümüzde sıklıkla ifade ettiği “Beraberliğimiz için imzaya gerek yok!” sözünden öte anlamlar taşır.

Bediüzzaman Hazretleri Tesettür Risalesi’nde kadınları evliliğe karar verme noktasında “Cinsellik, ekonomik güvence ve çocuk sahibi olmak için evlenilmez” diyerek ikaz eder. Denklik olarak tanımlayabileceğimiz küfüv olmayı tavsiye eder. Allah’a imandan gelen “ebedî hayat arkadaşlığı” tavrı asıl olandır.

 En iyi arkadaşım: Eşim

“Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-ı hayattır; elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendi mehasinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası sırr-ı imana binaen onun ile alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehasinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi mukteza-i insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.” (Bediüzzaman Said Nursi, Tesettür Risalesi)

Bütün arkadaşlıklarda dostumuzu darıltmamak, kıskandırmamak asıldır. Bu arkadaşımız eğer ebedî dostumuz eşimizse, daha da özen ister.

Kadın için eşinden başkasının nazarlarını çekecek, eşinden başkasına cazip görünecek güzelliklerini sergilemesi, teşhir etmesi ebedî arkadaşlık ve dostluk inancını zedeleyecek bir tavırdır. Bu konuda dikkatli olup imandan gelen “ebedî arkadaşlık-dostluk bağına” ihtimam göstermelidir. Kadın, güzelliklerini sadece eşinin nazarına “tahsis” etmeli, muhabbetini ona “hasretme”lidir. Bu davranış modelini benimsemek, imandan kaynaklandığı gibi, aynı zamanda insaniyetin de gereğidir. Aksi takdirde beraberlikte kadının kaybettikleri, kazandıklarından fazla olur. Madem mü’min olan kocası eşine olan ilgisini sadece hayvânî ve güzellik vaktine mahsus bir muhabbetle sınırlandırmamıştır. Madem ki, ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde de karısına ciddî saygı ve sevgisini taşımıştır. O halde kadın eşinin bu kuvvetli bağına mukabele etmeli, bütün güzelliklerini sadece eşine tahsis ve hasretmelidir.

Sefih medeniyet ise eşler arası bağı sadece dünya hayatı ile sınırlandırır. Kadın ihtiyarlayıp, çirkinleştiğinde, erkek menfaatlerini kaybettiğinde bu birliktelik resmiyette, kâğıt üzerinde devam etse de hakikatte duygusal anlamda bitmiştir. Sefih medeniyetin felsefî temellerinden beslenen romanlar, hikâyeler, tiyatrolar, şarkılar, sinemalar, klipler, diziler, videolar, gazeteler, dergilerde yıpranan aile bağlarının sayısız örneklerini görmek mümkündür.

Erkekler karısının güzelliklerini, başkalarının nazarına sunmasından hoşlanmaz. Küser, darılır, kıskanır… Erkek fıtratı eğer bozulmamışsa karısının güzelliklerini sadece kendine teşhir etmesini ister. Kadın da güzelliklerini eşine göstermesi anlamında tesettürü tercih etmeli, açık saçıklıkla aile hayatını zehirlememelidir.

Hülâsa, “Ebedî hayat arkadaşlığı” kavramı Bediüzzaman Hazretlerinin Tesettür Risalesi’nde altını defalarca çizdiği kavramlardan bir tanesidir. Bediüzzaman, bu arkadaşlığı zedelemeyecek bir tavır olarak, kadınlara “ciddî hürmet ve muhabbet” duygularının gereği olan tesettürü tavsiye eder.

 Altın formül: Eşler birbirinin diyanetini taklit etmeli…

“Ne mutlu o kocaya ki, kadının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

“Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim’ diye takvaya girer.

“Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.

“Ne bedbahttır o kadın ki, muttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

“Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefâhetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!”

Bediüzzaman Hazretlerinin, Kur’ân ve Peygamberimizin (asm) sünneti ışığında eşler arası iletişime dair çıkardığı muhteşem bir formüldür bu. Asırlar geçse, zamanlar değişse de güncelliğinden hiçbir şey yitirmeyen köklü esaslara sahip, nurânî bir kılavuzdur bu satırlar.

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*