Kapak

Üstadı neler sıkıntıya sokardı?

Stres, çok duyduğumuz, herkesin hayatı boyunca karşılaşabileceği bir durumdur. Kişinin psikolojik/ruhî durumunu ve dolayısıyla çevreyle uyumunu bozar. Her kişi stresli olup olmadığını fark edebilir.

Stresi tanımlamak gerekirse, bireyin kendisini rahatsız eden bir ortamda, organizmanın verdiği cevaptır. Vücut, stresli halde her duruma aynı tepkiyi vermez. Yani güzel bir olayla da karşılaşsa, kötü bir olayla da karşılaşsa her iki duruma da uyum göstermek zorundadır.

Zamanımızda belli bir oranda stressiz bir insan yoktur diyebiliriz. Çünkü insan, etrafında olup bitenlere tepki verirler. Yani, stresi hayatımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Fakat kişi, aşırı streste de normal yaşantısını sürdüremez. Çünkü onun (aşırı stresin) etkilerine karşı, aşırı bir şekilde enerjisini sarf eder ve kişinin fiziksel gücü azalır. Bu yüzden bir insanda olması gereken düzeyde stres olmalıdır.

Aşırı stres ve sıkıntıda olan kişi, hayata negatif bakar, karamsar bir ruh hali alır. Bu stresin olumsuz tarafıdır. Olumlu stres ise, amaca ulaşırken kendi potansiyelimizi yeterince kullanmamızı ve bu doyumu hissetmemizi sağlar. Bu yüzden kendimiz için yoğun ve uzun olmamak koşuluyla bir miktar strese ihtiyacımız vardır.

Bir kişi kendinin, stresli olup olmadığını anlamak için şu durumları göz önüne almalı. Kişi, kendini sürekli yorgun bir halde hissediyor, sabahları yorgun bir halde kalkıyor, çoğunlukla kendini sinirli, endişeli ya da panik halinde hissediyor, başkalarına karşı tahammül gösteremiyor, bir konuya yoğunlaşmakta güçlük çekiyor, uyku problemi varsa, genelde çok sık baş ağrısı oluyorsa, daha önce yaptığı işlerden zevk almıyorsa, kendini önemli biri değilmiş gibi görüyorsa, neşesiz ve depresif bir halde ise, dinlenmek için yatıştırıcı ilaç kullanıyorsa, iştah problemi yaşıyor ve çok çabuk sinirleniyorsa, stresle tanışmak olmaktadır.

Stresin günümüzde, kültürümüzdeki karşılığı genellikle “Sıkıntı” olarak tanımlanmaktadır. Bu açıdan, Bediüzzaman Hazretlerinin hayatındaki detaylara baktığımızda Üstad Said Nursi’yi sıkıntıya/strese sokan bazı olayları ortaya çıkarabiliriz. Bu yazıda çok az kısmına (dergi yazısı olması gereğinden) değinebileceğiz.

10. Lem’a’da bahsedilen şefkat tokatlarından, on üçüncüsünde Hafız Halid’in tokadından bahsederken; “Kendisi der: evet itiraf ediyorum, üstadımın hizmet-i Kur’âniye’de neşrettiği âsârın tesvidinde hararetli bir surette bulunduğum zaman, mahallemizde bir cami imamlığı vardı. Eski kisve-i ilmiyemi, sarığı bağlamak niyetiyle muvakkaten o hizmete fütur verip, bilmeyerek çekildim. Maksadımın aksiyle şefkatli bir tokat yedim. Sekiz dokuz ay imamlık ettiğim hâlde, müftünün çok vaatlerine rağmen, fevkalâde bir surette, sarığı saramadım. Şüphemiz kalmadı ki, o kusurdan bu şefkatli tokat geldi. Ben üstadımın hem bir muhatabı, hem bir müsevvidi idim. Benim çekilmemle tesvid hususunda sıkıntı çekmişti.”1Bu alıntıdan anladığımız kadarıyla, Üstadı sıkıntıya düşüren hususlardan biri; Risalelerin yazımı esnasında yardımcı olan talebesinin (Hafız Halid) yazmayı bırakmasıdır.

Başka bir örnekte de şöyle söylemektedir; “… Bütün hayatını bu milletin saadetine hasreden ve yüzer risale, o milletin Türkçe olan lisanıyla neşredip o milleti tenvir eden; hem vatandaş, hem dindaş, hem dost, hem kardeş bir ehl-i marifete karşı en ziyade sıkıntı veren ve hakkında adavet besleyen ve belki hürmetsizlik eden bir kısım maarif dairesine mensup olanlarla az bir kısım resmî hocalardır.”2 Buradan anlaşıldığı gibi kendisine îmân hizmetinde yardım etmesi gereken “hem vatandaş, hem dindaş, hem dost, hem kardeş bir ehl-i marifete karşı en ziyade sıkıntı veren ve hakkında adavet besleyen ve belki hürmetsizlik eden bir kısım maarif dairesine mensup olanlarla az bir kısım resmî hocalar”ın yardım etmemesidir.

Diğer bir örnek, Denizli hapsinde iken söylediklerinden anlaşılıyor; “Sonra bizi Denizli hapsine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli, soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlık, hastalık ve benim yüzümden masum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve nurların tatil ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbâniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir dershane-i nuriyeye çevirip bir medrese-i Yusufiye (as) olduğunu ispat ederek, Medresetüzzehra kahramanlarının elmas kalemleriyle nurlar intişara başladı. Hatta o ağır şerait içinde nurun kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat risalesinden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi.”3 Bu mektubunda, kendisinin “tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli, soğuk bir koğuşa sokulması, ihtiyarlık ve hastalıklı” olmasına bakmadan “benim yüzümden masum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve nurların tatil ve müsaderesinden gelen çok teessüf”ün kendisine sıkıntı verdiğini söylüyor.

Bunlar gibi, Üstadın sıkıntı/stres çektiği birçok özellikleri sayabiliriz. Fakat onları daha sonraki bir çalışmada kaydetmek üzere, bu türlü sıkıntılarda Üstad Said Nursi’nin nasıl davranışlar gösterdiğini görmek için aşağıdaki alıntılara bakalım.29. Lem’a olan Tefekkürname Risalesinde; “Bana gelince, ihtiyarlıktan saçım tutuşmuş, hastalıktan sırtım ve göğsüm darbelenmiştir. Bu hâl bana meşakkat, sıkıntı, ıztırap, elem ve hüzün veriyor. Bu feci vaziyet karşısında nokta-i istinat ancak senin havlindir; bana hüzün veren şeylere karşı beni teselli edecek ve kaybettiklerimi telâfi edecek ve elimden gidenlerin yerini tutacak ancak senin kuvvetindir ey bâkî olan rabbim,”4dediği gibi ancak Cenab-ı Hak’tan yardım istemektedir.

Başka bir yerde ise; “Hususan Münacat ve İkinci Şua Risalelerinde ve onun kat’iyeti ve kıymeti ve lezzeti için ben her ne vakit sıkılsam veya sıkıntıya düşsem veya yorgunluk ve usanç getirsem bir kere mütefekkirâne okusam, hiçbir sıkıntı ve usanç kalmaz.”5 dediği gibi Risale-i Nur’lardan bazı konuları okumak suretiyle de sıkıntılarını giderebiliyormuş.

Yine aynı şekilde diyor ki; “Mümkün olduğu kadar nurlarla meşguliyet, hem sıkıntıları izale eder, hem beş nevi ibadet sayılabilir.”6

Kaynakça:

1 Lem’alar.168

2 Lem’alar.416

3Lem’alar.576–577

4 Lem’alar.863

5 Şualar.182

6 Şualar.789

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*