Kapak

Asr vakti…

Vakit, asr vakti. Zaman yaşlanmış. Güneş gûrûp etmekte. Şakaklarında kar var dünyanın. Son ışıkları vuruyor güneşin insanlık üzerine. Hüzün hâkim nev-i beşerde. Ve ümitlerin tükendiği bir halde sessiz bir bekleyiş var.

Endişeli insan kalabalığından bazıları geçmişi düşünmekte… Daha 1400 küsur sene önceyi. Cahiliye dönemini. Güneş batmış, her şey zifiri karanlıkta kaybolmuş. Zulmet kaplamış her şeyi. Yalancı göz alıcılar, şişe gibi parlayanlar ortalıkta. Elmas yürekliler ise “Gönder Allah’ım, müjdelediğin güneş Nebiyi…” diyerek duada.

Ve güneş doğar karanlık ortasına. Kâinat nurlanır, sadece çöl değil. Zaman aydınlanır, sadece o vakit değil. Asır, saadet asrı olur. Akıllar hakikati görür, Kur’ân kâinatın aklı olur. Her şey yerli yerinde; çocuklar mutlu, ihtiyarlar mesrur, kadınlar mütebessim, gençler vazife başında… Karanlıktan eser yok, her şey ışık huzmeleri altında…

Aradan 1400 sene geçer. Güneş hâlâ semada, ama kara bulutlar vardır insanlığın üzerinde. Kara bir halet kaplar beşeriyeti…

Ve büyük bir infilak… Kâinatın aklı olan Kur’ân’ın etrafındaki surlar yıkılır. Artık surlar değil, i’cazıdır zırhı Kur’ân’ın.

Bir nur doğuşunu beklemekte, endişeli kalabalık. Dua dua yükselmekte semaya yakarışlar.

“O nuru gönder İlahi! Asırlar oldu yeter!

Bunaldı milletin afakı, bir sabah ister!”*

Büyük kafaların kimi ümitsiz, kimi yeiste, kimileri ise gaflette. Bir nur bekleniyor, vakit asr. Karanlık çökmüş, aydınlık istiyor kalpler.

Ve küçük bir köy. Küçük bir kayıkla varılan, dünyadan tecrit bir köy. Önü deniz, arkası dağ, adı Barla. Bu küçük köy büyük bir misafir ağırlamakta. Zamanın Bediisi kâh dağda, kâh denizin yanında “Yaz kardeşim…” diyor. Kardeş yazıyor, yazıyor… Barla’nın dağından, denizinden bir nur hâlesi yayılıyor kâinata. Onlar yazıyor, dünya okuyor. Ve yine asr vaktinde, âlemlerin Rabbinin izniyle, yeni bir nur doğuyor…

* M. Âkif Ersoy

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*