Kapak

Kadın, İslâm, teslimiyet

Kadına İslâmiyet’in verdiği değeri bilmeyenimiz yoktur. Ayet ve hadîslerle konu üzerine yeterli mik­tarda yorum ve bilgiler sunulacağından ben bu konu­yu hemcinslerimle iki açıdan değerlendirmek istiyo­rum açıkcası.

Dindar camia her ne kadar Kur’ânî bir bakış açıya sahip olduğunu savunsa da ameller ve konuşmalar çoğu zaman konulan birçok hükmün içe sindirileme­diğinin tablosunu çiziyor ne yazık ki. Meselâ; bir erkek peygamberin, erkeklerin vazifeleri üzerine buyurduğu hadîslerden ziyâde, kadının eşine karşı olan sorumlu­luğunu dillendirir genelde. Kadın ise duyduklarından çoğu zaman rahatsız olduğundan “Hayır, bak benim de senin üzerinde haklarım var” savunması için yine ayet ve hadîslerle eşini bastırmaya çalışır. Neticede her iki taraf kendini haklı çıkarma uğruna İslâmî hü­kümleri karşılıklı tekzip etmeye çalıştığının farkında bile değildir. Hâlbuki “Herkes için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”(1) Karşımızdakinin yanlışı ne maze­retimiz olabilir, ne de hükümleri uygulamamak için gerekçemiz. Bu kısmın altını ısrarla çizerek konuya devam edelim.

Müslüman kadın, İslâmiyet’in kendisine verdiği değeri göğsünü gere gere anlatsa da, çoğu kimsenin zihni bazı hadîs ve ayetleri duymak istememekte, hatta işittiğinde yüzünü ekşiterek itiraz etmekte. Ve Peygamberimizin (asm) eşlerine olan sevgisini, di­nin kadının hakkının korunması için koyduğu kesin hükümleri, (mehir gibi) Bediüzzaman’ın nisâ taifesi için söylediği iltifatları dilinden düşürmeyerek başta kendisi olmak üzere hemcinslerini kutsal gösterme çabasında.

Kadın değerli mi? Hem de çok… Bize bu değeri kim veriyor? Kâinatın mutasarrıfı. Buna zaten itirazım yok. Peki, şöyle bir soru sorsak kendimize; kadın bu değeri hiçbir şey yapmadan, eli havada mı yakalıyor acaba? Biraz da bunu düşünmek gerekiyor belki de. Eğer öyleyse Ebu Leheb’in karısı neden odun hamma­lı olsun ki! Ya da Asrın Bedisi neden o çok iltifat ettiği nisa taifesinin “şerrinden, belasından, fitnesinden” sabah, akşam Allah’a sığınsın ki! Öyle değil mi?

Ben tam da konunun bu boyutuyla ilgileniyorum. Tokmağı önce kendi kafasına vurmak isteyen biri ola­rak hakkın hiçbir kimse ya da neden için eğilip bükü­lemeyeceğini düşünüyorum. Bu yüzden kadının hangi amelleriyle değer kazandığı kısmı bizi ilgilendirmeli.

Dinimiz kadının annelik ve eşlik vazifelerinin üze­rinde önemle durmakta. Cenneti, annelerin ayakları altına sererken, eşinin rızasını alan kadını saliha ola­rak övmekte. Demek ki bizler öncelikle bu iki yönü ele almalıyız.

Kadın Batıda yüzyıllardır Hz. Âdem’in (as) cennet­ten çıkarılma sebebi olarak görüldüğü için ezilip, hor görüldü. Pis dendi, Yahudi öğretileriyle yok sayıldı. Yaradılışa aykırı olan bu yaklaşıma kadın da sessiz kalamadı, bu açıdan feminizm batılı kadınların çığlı­ğıdır aslında. İslâmiyetin içinde, ucunda, bucağında böyle bir durum yok, o yüzden feminizm zihniyetini bir kenara atarak yaklaşalım hükümlere. Kur’ân’da belirtildiği üzere; “Erkekler, kadınlar üzerinde koruyu­cu yani kavvamdırlar.”(2) Zira aynı ayetin ifade ettiğine göre “Allah, kimini kimine üstün kılmıştır.” Ayeti eğip bükmeye gerek yok, “üstünlük ancak takva iledir” gerçeğiyle insan olarak eşit olduğumuzu, bu üstün­ lüğün evdeki reislik manasına geldiğini bütün fıkıh kitapları belirtir. Tam da burada kadının itaati dev­reye girer. ‘”Kadının cihadının, kocasıyla güzel ge­çinmek”(3) olduğunu belirten Asr-ı Saadet Sultanı, “Beş vakit namazını kıldığı, orucunu tuttuğu, ırzını koruduğu ve kocasına itaat ettiği müddetçe kadı­nın cennete gireceğini”(4) müjdeler. “İyi kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır…”(5) diyen de bizim Rabbimiz. Böylesi bir durumda yaptığı ev işlerinin ve çocuğa bakması­nın da kendisine ibadet sevabı kazandırdığını haber veriyor dinimiz.

Elimize bir dürbün alalım çünkü çoğu zaman göz önündeki şeyleri görmede gaflet içindeyiz. Madem erkeğin evde reis olarak, söz hakkı üstünlüğü var acaba neden biz kadınlar, bir araya geldiğimizde eşimize nasıl da söz geçirdiğimizi ballandıra ballan­dıra anlatıyoruz? Bu kısımlar dinin içinde değil al­gısını kim soktu bizim zihnimize? Ya da böylesi or­tamlarda evde kocasının söz sahibi olduğu kadınlar neden kendilerini ezik hisseder? Ben, Peygamberi­mizin (asm) eşlerinin evde sözünün geçtiğine dair bir bilgiye rastlamadım bugüne kadar. Efendimizin, eşlerini kızmadan, küçümsemeden, bıkmadan din­lemesini biz farklı yorumluyoruz gibi geliyor bana.

Hz. Hacer’in (ra) itaati, Hz. Hatice’nin (ra) sada­kati, Hz. Fatıma’nın (ra) “cariyeliği” olmadan kadın neden değerli olsun? Yaratan Zat’ın yerine getiril­diği takdirde sevaplara gark ettiği ev işleri ve itaati duyunca ne diye burun kıvırıyoruz?

Bir çocuğun eğitimi, İslâmiyet’te o kadar önem arz ediyor ki; bu hizmete sevap olarak denk gele­nin ayaklar altına serilen cennet olduğu belirtiliyor. Hadi bakalım soralım şimdi elimizi vicdanımıza bastırarak, bu vazifeyi kaçımız beğeniyor acaba?

Çoğu zaman düşünüyorum da bizi değerli kılan özellikleri, kadınlar olarak beğenmemeye, hor gör­meye başlamışız sanki. Bu yüzden belki ev hanımı olmak, bizim için sıradan bir şey. Çocuğu eğitmenin hiçbir değeri olmadığını nasıl kazımışlarsa beynimi­ze, ancak çocukla beraber kariyer yaparsanız değerli olabilirsiniz ikileminde bırakmışlar bizi.

İslâmiyet’in üzerinde ısrarla durduğu, günümüz Müslümanlarının gözünde ise kıymetini yitirmeye başlayan bu iki husus zihnimi sürekli meşgul eden.

Evli olsun, bekâr olsun, çalışan olsun, ev hanımı  olsun; Hz. Meryem’in iffeti, Hz. Rabia’nın takvası olmadan kadın yine de değerli mi? Hadîsi şerifler­deki şiddetli ihtarları ve uygulandığında “Cennet kokusunu dahi alamayacaklarının”(6) belirtildiği te­settür ihlallerini göz ardı mı edelim şimdi? Facebo­ok’ta eşimizle, ailemizle ya da kendimizi gösterme adına paylaştığımız en özel, en güzel fotoğrafları tesettürün hangi kısmında değerlendirelim? Te­settürü; setretme, gizleme, nazarları celb etmeme olarak anlatıyor Üstad. Bunların önemli olmadığını kimse iddia etmemeli… Çoğu zaman kalabalıklar içinde tuhaf hissediyorum kendimi de, ben mi yan­lış düşünüyorum sorularında boğuluyorum. Biz Ri­sale-i Nur’u İslâmiyet’i yaşamak için okuyoruz ama sadece Risale-i Nur okumanın bizi kurtaracağı gibi bir rahatlık sinmiş üstümüze.

Hz. Sümeyye (ra) gibi hayatımızı ortaya koyma­dan, Hz. Hanne (ra) gibi Meryem’den (ra) vazgeç­meden, Hz. Aişe (ra) gibi eşe muhabbet duymadan, Nuriye Ana gibi iki göz odalı bir evde altı âlim yetiş­tirmeden kadın yine de değerli mi? Eğer öyleyse Hz. Lut’un (as) karısı geride kalanlardan olmamalıydı.

Emredilenlerin birçoğunu yerine getiremiyorum belki ama Rabbin koyduğu hükümlere teslim olmak istiyorum bütün kalbimle. İfa edemesem de itiraz etmiyorum, “ama”lı cümlelerle kendini aklamaya çalışan nefsimle benim mücadelem. Çünkü biliyo­rum ki “iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevek­külü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder” (7)

İslâmiyet, teslimiyet ister…

Dipnotlar:

1. Necm Suresi, 39.

2. Nisa Suresi, 34.

3. Taberani

4. İbn-i Hibban

5. Nisa Suresi, 34.

6.  Müslim: cennet, 52

7. Sözler, 23. Söz

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*