Kapak

Mahremiyet: Koruluğun sınırları

Dinimizde İsm-i Samed’den gelen iki koruluk sınırı vardır: Mahremiyet ve namahremiyet. Sosyal hayatımız bu kavramlar ve sınırlar üzerine dönüyor. Bu kavramlar Allah’ın koruluğunun sınırlarıdır.

Mahremlik, “evlenme haramlığı” demektir. Yüce dinimize göre, kardeşlik, nesep bağı, süt hısımlığı ve eşten doğan hısımlık bağı itibariyle bizimle evlenme haramlığı bulunan, yani söz konusu bağlardan dolayı bize nikâh düşmeyen kadınlar bizim mahremimizdirler. Bedîüzzaman’ın ifadesiyle, mahremlerimizin simaları, yakınlık ve mahremiyet cihetinde bize karşı manevi şefkat ve meşru muhabbet taşırlar; fıtraten nefsi ve şehvani meyil taşımazlar.(1) Bundan dolayı yüce dinimiz mahremlerimizle münasebetlerimiz ile namahremlerimizle münasebetlerimizi ayrı ayrı düzenlemiştir.

Namahremlik ise, evlenme haramlığının bulunmama durumu, yani nikâh düşme (nikâh yapılabilme) durumu demektir. Aralarında kardeşlik, soy bağı, süt hısımlığı veya eşten doğan hısımlık gibi bağlardan hiçbiri bulunmayan kadın ve erkek birbirlerine namahremdirler. Yani evlenmeye niyetlenseler, eğer kadın evli değilse, aralarında nikâh geçerlidir. Öyleyse, böyle erkek ile kadının, yani birbirlerine namahrem olan erkek ile kadının hukukunu ve münasebet şartlarını da yüce dinimiz ayrıca düzenlemiştir.

Allah (cc), Kur’ân’da mahremlik sınırlarını çizmiştir. Şöyle ki: Bir Müslüman kadının kocası, babası, kayın pederi, kendi oğulları, eşinin (varsa) başka kadından oğulları, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğulları, kız kardeşinin oğulları, Müslüman hanımlar ve çocuklar kendisine mahremdirler; bu çizginin dışındakiler ise kendisine namahremdirler.(2)

Erkeğin mahremleri ise: Annesi, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, kız ve erkek kardeşlerinin kızları, oğlunun hanımı, sütannesi, sütkardeşi, kayın validesi, hanımının kızı ve hanımının kız kardeşidir.(3) Bu çizginin dışındaki kadınlar da bir erkek için namahremdirler.

Birbirlerine namahrem olan kişilerin karışık yaşamaları, tokalaşmaları, şakalaşmaları, gayr-i ciddî tutum ve davranışları, açık saçık giyimleri, edepten ve terbiyeden uzak hal ve tavırları dinimizce bundan dolayı caiz görülmemiştir. Bu fiillerin haramlık derecesini de, şiddetine göre artırmıştır.

Kadınların kendi aralarında mahremiyet konularına gelince… Cenab-ı Hak; “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan korusunlar. Nâmus ve iffetlerini sakınsınlar. Görünen kısımları müstesnâ; ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunanlar….dışında kimseye göstermesinler.”(4) buyuruyor.

Bu ayetten hareket eden dört mezhep İmamları, Müslüman kadınların kendi aralarındaki mahrem alanlarının, erkeğin erkeğe mahrem alanı gibi olduğuna; yani göbek ve diz kapağı arası olduğuna hükmetmişlerdir. Bunda ittifak vardır. Yani Müslüman hanımlar kendi aralarında başı, kolları ve dizden aşağı ayakları açık bulunabilirler. Ancak bu, ruhsatın son sınırıdır.

Bazen ruhsattan yararlanmak bir ihtiyaç olabilir. Her hal ve her şartta azimeti yaşama imkânı olmayabilir. Böyle durumlarda başkalarına teşvik edici ve kötü örnek olmamaya dikkat etmek kaydıyla ruhsatlardan yararlanabiliriz. Oturup kalktığımız yerin statüsü, bize yakınlığı ve mahremiyet durumu, diğer kadınlar ve çocuklar üzerindeki imajımız, giyinişimizi de, örtünüşümüzü de meşru daire içinde bile olsa zaman zaman etkiler.

Fakat her zaman mümkün mertebe azimeti, yani emri uygulamada en makbule geçen şekli esas almak daha evladır. Bizim için takva elbisesi her zeminde daha makbule şayandır. Takva elbisesi örtünmede ruhsata değil, azimete önem vermektir.

Azimet önemlidir. Müslüman hanımlar, başkaları yanında teşvik edici ve kötü örnek olmama kaygılarını dikkate almalıdırlar; ortamın asaletine ve vakarına göre hareket etmelidirler. Zorunlu hallerde ruhsattan yararlanmak mümkün olsa da, diğer hallerde takva elbisesini esas almak daha evladır. Müslüman hanımlar özellikle, ahlâkını ve huyunu bilmedikleri yabancı kadınların yanında daha dikkatli olmalılar; onların, ziynetleriyle ilgili kocalarına veya başkalarına laf taşımalarına imkân verecek ölçüde açık veya şeffaf giymemeliler.

Kaynaklar:

1• Lem’alar, s. 199

2• Nûr Sûresi: 31

3• Nisâ Sûresi: 23

4• Nûr Sûresi, 24/31

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*