Gezi Notları

Barla, Nur’un şahidi…

 

“Barla, ehl-i imanın manevî imdadına gönderilen Risale-i Nur’ların, te’lif edilmeye başlandığı ilk merkezdir. Barla, millet-i İslâmiyenin, hususan Anadolu halkının başına gelen dehşetli bir dalalet ve dinsizlik cereyanına karşı, Kur’ân’dan gelen bir hidayet nurunun, bir saadet güneşinin tulû’ ettiği beldedir. Barla, Rahmet-i İlahiyenin ve ihsan-ı Rabbanînin ve lütf-u Yezdanînin bu mübarek Anadolu hakkında, bu kahraman İslâm milletinin evlâdları ve âlem-i İslâm hakkında, hayat ve mematlarının, ebedî saadetlerinin medarı olan eserlerin lemaan ettiği bahtiyar yerdir.”(1)

Tarihçe-i Hayat’ın Barla bölümü bu cümlelerle başlar. Barla, Risale-i Nur’un telif edilmeye başlandığı ilk merkez olması hasebiyle önemlidir. Bizler de ev arkadaşlarımla Barla’ya gitmeye karar verdik. Benim için biraz daha farklıydı bu yerler. Tam on yıl önce başka arkadaşlarla beraber gitmiştik. Barla, on yıl öncesinden daha farklı geldi bana. O zamanlar içime yeni yeni serpilmiş Nur tohumları, şimdi ise ruhumda kökleşmiş Nurlar var. Rabbim buralara yeniden gelmeyi nasip etti bunun için çok mutluydum. Kaldığımız bir hafta boyunca on yıl önce ile on yıl sonra arasında mukayesede bulundum…

Her gün kahvaltıdan sonra elimizde Risale-i Nur’larla, Sıddık Süleyman’nın Cennet Bahçesi’ne gidiyorduk. Cennet Bahçesi bilenleri için şüphesiz normal bir bahçeden farklıdır. Burası, Üstad Hazretlerinin zikir yaparak, tefekkür ettiği ve Cennet Bahsi’nin yazıldığı yerdir. Burada ya özel okuma yapıyor da arkadaşlardan birinin Risale-i Nur’dan okuduğu dersini dinliyorduk. Ara ara bahçesinin manevî ortamından istifade edip tefekkür de ediyorduk. Tabiî ki bahçedeki ağaçlardan da nasipleniyor, kiraz topluyorduk. O kirazların nasıl lezzetli bir tadı vardı öyle. Bu bahçede hem aklımız, hem midemiz doyuyordu…

fadime kayaCennet Bahçesi’nden sonra Üstadın önünde çınar ağacı olan ilk evine gidiyorduk. Bir müddet burada durduktan sonra Üstadın 1952’den sonra gelip kaldığı ikinci evine geçiyorduk. Öğlen namazını bu evde eda edip arkasından Risale-i Nur okuyorduk. Bu ev on yıl önce çok eskiydi. Şimdi tadilat yapılmış. Yüksek yerde olduğu için pencereden dağları ve Eğirdir Gölü’nü görebiliyorduk. Muhteşem bir manzarası vardı. Bahçesindeki dut ağacı adeta bizleri selamlıyor gibiydi. Bu evde Üstadın talebelerle ders yaptığı anları hayalî olarak hatırlamaya çalışıyor, İkindi vaktinde ise tesislere geri dönüyorduk…

Eğirdir Gölü de gittiğimiz yerlerden biriydi. Üstad Hazretleri, o dönemlerde her hangi bir vasıta aracı olmadığı için Barla’ya Eğirdir Gölü üzerinden, kayıkla getirtiliyor. Bu bile Barla’nın o tarihlerde birkaç evden oluşan küçücük bir köy olduğunu gösteriyor. Unutulsun, imanî eserler yazmasın, atıl bir vaziyete düşürülsün diye böyle ücra bir köye gönderiliyor. Ama Üstad Hazretleri boş durmayarak eserler yazmaya başlıyor. Şu an milyonlara ulaşan talebeleri, Risale-i Nur’un Kur’ân’dan sonra en çok okunan eser olması ve pek çok dile çevrilmesi, Üstadın bu küçük köyde başladığı iman mücadelesinin neticesidir.

Bediüzzaman’ın “Onuncu Söz, yüzer âyat-ı Kur’âniyeden süzülmüş bazı katarattır.” diye ifade ettiği Haşir Risalesi Barla’da yazılıyor. “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öyle diriltecektir. O her şeye hakkıyla kadirdir.”(2) ayetini 40 kez tekrar ettikten sonra hakikatler Üstad’a açılmaya başlıyor. Ve bu muhteşem eser ortaya çıkıyor. Risale-i Nur’un dörtte üçü Barla’da yazılmıştır. Görünüşte şer gibi görünen bu sürgün özü itibariyle hayra vesile olmuştur. Üstadın yalnızlığı, bir nevi münzevi hayatı olması, bu eserlerin doğuşuna sebep kılınmıştır.

Üstadın kaldığı ilk evin girişinde sizi “Altı vilayet genişliğinde manevî medreset-üz Zehra’nın çekirdeği ve birinci medresesi olan ve sekiz sene ikamet ettiğim ve Risale-i Nur’un telif merkezi olan bu evimi bir medrese-i Nuriye olarak vakfettim. Said Nursi, Şahitler: Zübeyir… Ceylan… Sungur” yazılı olan bir tablo karşılıyor. Bu ev, Üstadın kurmayı düşündüğü üniversitenin çekirdeği, ilk nur medresesi olma özelliğinden dolayı değeri ve önemi biraz farklı… Odanın birinde bir kitaplık var. İçinde, Risale-i Nur’un ilk el yazması eserlerinin bir kısmı ve Osmanlıca ve Türkçe risaleler mevcut…

Bu evin önündeki Çınar ağacı ve hemen yanındaki çeşme Bediüzzaman’dan izler taşıyor. Özellikle Çınar ağacı hâlâ dimdik ayakta duruyor. Üstad Hazretleri Barla’dan ayrıldıktan yirmi yıl sonra yeniden geldiğinde bu ağaca uzun uzun sarılıp hıçkırıklarla ağlıyor. Etrafında açılmış dükkânlarda ise “Barla Hatırası” eşyalar satılıyor. On yıl önce bu kadar çok dükkân yoktu burada. Hatta Cennet Bahçesi’nin önünde satıcılar bile yoktu.

Barla halkı, özellikle bu menzilleri ziyaret için gelenlere ayrı bir ilgi gösteriyorlar. Bazen zor duruma düştüğümüzde, yardım için birden karşımıza bir köylü çıkıveriyordu… Özellikle yolda gidip gelirken bize “Hoş geldiniz” diyen köylüler oluyordu… Üstadın evinden tesislere dönerken hiç beklemediğim bir anda yaşlı bir teyze arkadan omuzlarıma dokunarak “nasılsın” dedi. Bir anda elini omuzlarımda hissedince irkildim. Arkadaşlarım da ben de hayret içinde kaldık. Teyze yanımızda ayrılınca, arkadaşlarım “tanıyor musun?” dediler. “Hayır” dedim. “İlk kez görüyorum.” İki gün önce de başka bir bayan yine benimle böyle muhabbet etmiş “Hoş geldiniz,” deyip ilgi göstermişti. Diğer arkadaşlar da farklı şeyler yaşamıştı. Düşünmeden edemedik, Üstad Hazretleri Barla’ya sürgüne geldiğinde birkaç kişi hariç köylüler ondan uzak durmuşlar. O zaman Üstad’a yapamadıkları konukseverliği şimdi talebelerine mi yapıyorlardı?

fadime kaya (2) copyKaldığımız bir hafta boyunca gezdiğimiz her yerde Risale-i Nur’un manevî havasını hissetmiştik. Barla adeta Risale-i Nur’la cem etmiş, özdeşleşmiş bir yerdi. Üstadın imamlık yaptığı Muş Mescidi, Risale-i Nur’un saff-ı evvellerin defnedildiği Barla Kabristanı, Üstadın tefekkür mekânı olan “Ben bu menzilleri Yıldız Sarayı’na değişmem” dediği Çam Dağı, Katran Ağacı, Eğirdir Gölü, Cennet Bahçesi, Çınar Ağacı ve evi hepsi ayrı ayrı nurun şahlanışının birer şahidiydi…

Dipnotlar:

1-Tarihçe-i Hayat

2-Rum Suresi/50

 

 

Bir Yorum

  1. İsmail ÖNGEL

    Barla gibi tenha bir yerde Kur’an ve iman hakikatlarını ders veren Risale-i Nur eserlerini te’lif ederek perde altında neşrini temin etti.
    Tarihçe-i Hayat – 152

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*