Kelimat Çiçekleri

Nesl-i âtîden otuz üç tebessümkâr çiçek

Bahar da bitti, yaz da… Çiçeklerin tebessümkâr yüzleri kayboldu. Hüzün dolu bakışlarda; hayata dair emeller, ümitler perdelenmiş sanki. Baharda ne kadar neşeli ise şimdi o kadar durgun insanlar. Kâinatın her hâlini firaka yorup, başlarını eğerek iç çekmekteler… Maddî sonbahara bir de manevî kışın yaklaştığını hissedenlerse eşedd bir matemdeler…

Yukarıdaki satırlarda olan genellemenin dışında biri var. Garibüzzaman, nam-ı diğerle Bediüzzaman. Zamanın ahvalini yorumlamakta usta bir Zât. Yorum ve fikirleri sadece yaşadığı zamanla sınırlı değil. Geleceğe de yönelmiş. Osmanlı çökmekte olduğu ve ümitlerin yerle bir olduğu bir zamanda bakın ne demiş istikbâle:

“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sakitâne nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tahir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, vesaireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennetâsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.”(1)

Kıştayken baharı müjdelemiş, çorak arazide çiçeklerin geleceğini haber vermiş. Ve aradan yıllar geçmiş. Çorak toprak sulanmış, bahar yaklaşmış, çiçekler filizlenmiş. Öyle ki Anadolu’nun her tarafına bu çiçek tohumları muhabbet rüzgârlarıyla dağılmış. Çiçekler madem baharda gelir, baharın gelmesi için toprak da, tohumlar da gayret etmişler. Bazen şiddetli kışlar yaşanmış. Ama onlar, kışın ortasında bir bahar yaşanmasını hedeflemiş ve herkesi şaşırtmışlar.

Çiçekler tebessümkârdır; göreni de tebessüm ettirir. Bediüzaman’ı ise daha çiçekleri görmeden, geleceklerini hissetmek dahi tebessüm ettirir. Sevinçli bir rüya ve ardından gelen Risale-i Nur nüshası karşısında bakın talebelerine, fikriyat ve hissiyatını nasıl yazmış:

“Aziz, sıddık, mübarek, masum kardeşlerim,

Hem bu medâr-ı sürur ve ferah olan hediye-i nuraniyeyi bir hiss-i kablelvukuyla benim ruhum tam hissetmiş, akla haber vermemişti ki, o gelmeden iki gün evvel, Feyzi ve Emin’in fıkrasında beyan edilen, rüyayı gördüğüm gecenin gününde, sabahtan akşama kadar ve ikinci günü de kısmen hiç görmediğim bir tarzda bir sevinç, bir sürur hissedip mütemadiyen bir bahaneyle ferahımı izhar edip, otuz kırk defa tebessümle güldüm.

Hem ben ve hem Feyzi, taaccüp ve hayret ettik. Otuz günde (HAŞİYE: Evet, hiçbir vakit Üstadımızı bu kadar neş’eli görmemiştik. Sebebini bilmediğimizden hayret ediyorduk. Emin, Feyzi) bir defa gülmeyen, bir günde otuz defa gülmek bizleri hayrette bıraktı. Şimdi anlaşıldı ki, o sürur, o sevinç mezkûr manevi fermanı temsil eden masumların ve ümmîlerin kalemlerinin yazıları, nesl-i âtînin sahaif-i hayatlarına, âlem-i İslamın sahife-i mukadderatına ve ehl-i iman istikbalinin defterlerine neşr-i envar edeceklerinin ve o masumların halis ve sâfi amelleri ve hizmetleriyle sahife-i âmâlimizde hasenatlarını yazıp kaydetmesinin ve Risale-i Nur şakirtlerinin mukadderatını mesudâne idamesinin haberini veren, o daha gelmeyen hediyeden geliyordu. Benim, o azim yekûndan hisseme düşen binden bir cüz’ü ruhen hissedilmiş, beni mesrurâne heyecana getirmiş idi.(2)

Nesl-i âtînin otuz üç adet çiçeği de maddi bahar biterken bize uğradılar. Bir ay boyunca en güzel bir şekilde açılmak ve neşv-ü nema bulmak için gayret ettiler. Çorak topraklara yeni tohumlar atıp filizlenmeleri için tekrar dağıldılar Anadolu’nun sinesine. Muhabbet rüzgârıyla geldiler, muhabbet rüzgârıyla gittiler… Bizleri de tıpkı Bediüzzaman gibi mesrurâne heyecana getirdiler. Ümitlerimizi tazelediler. Gittikleri yerlerde bahar esintisi estirirken şayet bu yazımızı okurlarsa muhtemeldir ki, iki damla gözyaşı akar gözlerinden. Bu hâl yeni çiçeklerin açmasına vesile olur inşaallah… Rabbim ihlas-ı tamme ile muvaffakiyetler versin, emsallerini çoğaltsın inşaallah.

Âmin…

Not: Bu yazı “2015 Hızlandırılmış Eğitim Programı”nda yer alan 33 kızımıza ithaf edilmiştir…

Dipnotlar:

1.Tarihçe-i Hayat

2.Kastamonu Lahikası

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*