Röportaj

Prof. Dr. Ömer Çelik: “Cebrail’in Peygamberimize (asm) öğrettiği ilk amel abdest almaktır”

Maddî ve manevî temizliğin îman ve ibadetlerimizle ilişkisini Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Ömer Çelik ile konuştuk. İstifadeli okumalar…

 İbadetlerimiz temizlik esası üzerine kurulmuş. Dolayısıyla maddî ve manevî temizlik iç içe olan kavramlar. Bunun hikmeti nedir?

Dinimiz her şeyden önce temizliğe çok önem veriyor. Efendimiz’in (asm)“Temizlik îmanın yarısıdır.”diye bir ifadesi var. Cenab-ı Hakkın ayetlerinde de buyurduğu gibi, tövbe etmek suretiyle günahlarından arınan, tertemiz hale gelen ve fizikî temizlik de diyebileceğimiz zahiri temizlik yapan kullarını sever. Dinimizin temizliğe verdiği önemi anlayabilmek için ilk inen ayetlere bakalım. Özellikle Peygamber Efendimiz’i (asm) insanları uyarmakla, tebliğle görevlendirdiği Müddesir Suresi’nin ilk ayetlerinde; “Ey örtüsüne bürünen Peygamber! Kalk ve insanları uyar. Ve elbiseni tertemiz tut.” buyurur. Bakın daha ilk inen ayetlerde bir Müslüman’ın, bir peygamberin kılık kıyafetinin nasıl olması gerektiği beyan ediliyor. Bir Müslüman’ın elbisesi, eli, ayağı, evi, sokağı kirli olamaz. Kirlilikle, din ve îman bir arada bulunamaz. Cebrail (as) Efendimize (asm) ilk kez geldiğinde Alak Suresi’ni okudu ve okumayı emretti. Fakat Cebrail’in (as) Peygamberimiz’e (asm) öğrettiği ilk amel “abdest almak” olmuştur. Gün içerisinde kirlenebilecek azalarımızı nasıl yıkayacağımızı öğretmiştir. Daha sonra da mânen kirliyken (cünüpken) nasıl temizleneceğimizi yani “gusulü” öğretmiştir. İslâm öyle bir din ki bize ilk öğrettiği şey temizliktir. Abdestlerimizi nasıl alacağız, Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağız bize bunu öğretiyor. Cenab-ı Hakk’ın temizliğe bu kadar önem vermesi aslında bizim her zaman yanımızda olmasından kaynaklanıyor. Normal bir zamanda veya namazda kirli, dağınık, perişan bir halde huzura gelinmesini istemiyor. İşi bu temelden ele alacak olursak hem dinimizin temizliğe ne kadar önem verdiğini daha iyi anlamış oluruz, hem de temizlik ve ibadet arasındaki bağlantıyı da açıkça görmüş oluruz.

Temizlik için inşa edilen hamamlardan, çeşmelerden, şadırvanlardan bu emre asırlarca itaat edildiğini anlıyoruz öyle değil mi?

Evet, Osmanlı’nın cami, şadırvan, hamam kültürü, insanlar buralarda temizlensinler diye oluşmuş. Ecdadımızdan, ayetlerde bildirilen bu temizlik düsturlarını çok iyi şekilde anlaşıldığını ve uygulandığını görüyoruz.

Genel tabloya baktığımızda temizlik konusunda bir kaos yaşandığını görüyoruz. Örneğin evini temizliyor, çöp torbasını konteynıra atmıyor. Ne oldu da bu hale geldik?

Bizim Rabbimiz “Kuddüs”tür. Bizim O’nun temizliğini ifade etmeye gücümüz yetmez. Aynı şekilde kendisinde hem zahiren hem ahlâken zerre leke bulunmayan bir Peygamber’e (asm) sahibiz. Böyle bir Allah’ımız, böyle bir Peygamberimiz, böyle bir kitabımız, böyle tertemiz ve temizliği her şeyin temeli kılan bir dinimiz varken ne oldu da İslâm dünyasında İslâm’la bağdaşmayan bu tip şeylerle karşı karşıya kaldık? Bu çok önemli bir tespit. Hacca-Umre’ye giden insanlar da bunu görecektir. En temiz olması gereken yerlerde bile Müslüman kardeşlerimizin bu konuda ne kadar zafiyet içerisinde olduğunu hepimiz görüyoruz. Burada esas problem kaynaklarımızda veya dinimizin esaslarında değil. Bu esasların okunup, anlaşılıp, hayata tatbik noktasında Müslümanların büyük bir cehalet, anlayışsızlık sergilediğini söyleyebiliriz. Bunu aşmamız lâzım. İlahiyat Fakültelerimizin, hocalarımızın, imamlarımızın, vaizlerimiz, diyanet çalışanlarımızın temizlik noktasında halkı bilinçlendirme amaçlı daha fazla gayret göstermeleri gerekiyor.

Birbirimize bakarak doğruyu bulmamız mümkün değil. Aslî kaynaklarımıza, ayetlere, hadislere, sünnete yönelerek bunları hayatımıza geçirmeye çalışmamız gerekiyor sanırım.

Kesinlikle öyle. Mesela Peygamberimiz (asm) soğan, sarımsak gibi kokulu şeyler tüketenin cemaat ortamına girmesine müsaade etmiyor. Bundan dolayı soğan, sarımsak yemenin haram olduğunu düşünen insanlar var. Buradan bunu çıkarmak yanlış. Peygamberimizin (asm) asıl vurgulamak istediği şudur, “Kişide yanındakileri rahatsız edecek bir koku varsa camiye gelmesi doğru değildir.” Bununla ilgili bir olay var. Resulullah Efendimiz (asm) Medine’de Mescid-i Nebevi’de namaz kılıyor. Oradaki cemaatte her kesimden insan var; fakat pek çoğu çiftçi. Bir gün Efendimiz (asm) namazdayken okuduğu sureyi şaşırıyor. Selam verdikten sonra cemaate dönüp “Benim şaşırmamın sebebi sizin temizliğinize dikkat etmemenizdir.” buyuruyor. Çok ilginç bir misal bu. Efendimiz (asm) temizlik nedir bilmeyen, bir cahiliye devri toplumundan, büyük bir mücadele sonucu böyle temiz bir nesil ortaya koyabildi. Dolayısıyla bizim de bu noktada sorumluluğumuzun farkına varmamız ve yılmadan bunları insanımıza öğretmeye çalışmamız lazım.

Kendi bedenini, ruhunu, kalbini günahlardan arındırdığın gibi çevreyi de temiz tutmak hadislerde geçen bir konu. İşin ucunda kul hakkına girmek var.

Çok güzel ifade ettiniz. Örneğin kişi evini temizliyor, evini temizlediği suyu merdivenden sokağa boşaltıyor. Veya esnaf sabah erkenden dükkânını temizliyor, pisliği caddeye atıyor. O caddede yüz dükkân olsa herkes pisliğini caddeye atsa oluşacak kirliliği bir düşünün. Maalesef çevre temizliği konusunda duyarlı insanları çok nadir görüyoruz artık. Sadece kendimizi ilgilendiren boyutuyla düşünüyoruz, kardeşimizi, sokağımızı, ülkemizi hiç düşünmüyoruz. Böyle olmaması gerektiği halde bencillik ediyoruz. Hadiste “Kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen kişi gerçekten îman etmiş olmaz.” Buyrulduğu halde hangimiz böyle yaşayabiliyoruz? Müslüman’ın, kardeşini düşünme ufkuna ulaşması lazım.

Hocam temizlik ve îman konusunda son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Bu konu çok detaylı ve biz daha çok abdest, gusül, çevrenin temiz tutulmasından bahsettik. Bunlar olması gereken şeyler tabiî ki; ama konuyu bir de kalp, ruh, ahlâk temizliğine yönlendirecek olursak bunlar çok büyük gayretleri ve çalışmaları gerektiriyor. Sokağı, çarşıyı, şehri temizlemek biraz daha kolay; ama ruhları, ahlâkımızı İslâm’ın istediği şekilde teksif etmek, temizlemek bambaşka bir olaydır. Ayet-i Kerime’de “Kıyamet günü insanlara ne çocukları ne de malları fayda vermez. Ancak tertemiz bir kalple gelenler fayda göreceklerdir.” buyruluyor. Kalplerde ne var ki bu temizlenmeli? Çok geniş bir kesimin kalbinde şirk, küfür gibi hastalıklar var ki onların temizlenmesi apayrı bir alan. Bazı kalplerde de hırs, kıskançlık, öfke, buğz gibi kalbi yoran olumsuz duygular olabiliyor. Bunların hepsi tek tek kalplerden temizlenmesi gereken duygular. Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda peygamberlerin bir tezkiye görevinden bahsediliyor. Tezkiye; temizlemek, olgunlaştırmak, kemale erdirmek demektir. Onları çirkin huylardan kurtarıyor, yerine güzel ahlâkı yerleştiriyor. Örneğin zekâtı bile vermeyecek derecede cimri insanlar var. Bu kötü huy kalbinden temizlenecek, yerine cömertlik duygusu yerleşecek. Tabiî bu kendi kendine başarılacak bir iş değil. Burada peygamber devreye giriyor. Hayatımızdaki, ahlakımızdaki o kötü huyların sökülüp de yerine hep iyi huyların ikamet etmesi bizdeki bâtınî temizliği sağlıyor. Esas temizlik de bu tabi.

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*