Kelimat Çiçekleri

Kanat çırpan dualar

 

Zaman, hazan sonrası. Kışa hazırlık var; nebatat, hayvanat ve insanlarda… İnsanlar bu hazırlığa hissiyat cihetinden başlamışlar ki, hazanda ekseriyetine hüzün hâkim. Şehrin sokaklarını mahzun bir şekilde geziyorlar. Nebatat ve hayvanat ise bu hissiyattan çok uzaktalar. Ağaçlar yapraklarını dökmüş ve yeni bir baharın geleceğinin heyecanındalar. Kuşlar ise bu heyecana iştirak etmiş olmalılar ki, kâh ağaç dallarında kâh yerde kuruyan yaprakların üzerindeler. Firâkın olmadığını bilmenin huzuruyla kanat çırpıyorlar. Elemsiz bir lezzetle visal-i baharı bekliyorlar.

Yer, manevî hazan ve baharların yaşandığı bir mekân… Gök kubbesiyle asırlardır ayakta. Hakikat-i tevhidi top güllesini savururcasına haykıran minareleri semâda. İşte bu mukaddes mekânın ismi: Ayasofya…

Fatih’in fethiyle yaşadığı bahar, menhus ruhların meş’um elleri tarafından hazana çevrilir. Semadan minarelerini indirmek isterler ancak gökteki kubbenin buna dayanamayıp çökeceğini söyleyen bir ehl-i vicdanın sözü üzerine vazgeçerler. Bu sefer zemine el uzatır, secdeye varan alınları asırlarca kucaklayan halıları kaldırırlar. Artık başlar secdede değil, ayaklar secde yerlerinde gezer; maddî tüm kirleri taşıyan ayakkabılarla. Bu hâli bilen ve yaşayan tüm ehl-i iman mahzun, ayaklar ise mahcuptur mekân-ı secdeye basmaktan.

Kuşlar ve yapraklar mı? Onlar hüzünlü hâlin içinden müjdeli hâle bakmaya müheyyadırlar. Çünkü görürler ki, tevhid hakikatini yaşamaya gayret eden minare misal gençler bu mukaddes mekânı boş bırakmazlar. Kimi dualarını gönderir diyar-ı uzaklardan, kimileri ise avluda Risale-i Nur okumakta.

Ve bir güvercin her günkü kanat çırpışından daha heyecanlıdır. Çünkü avludan içeri süzülen gençlerin, edeple gezdiğini görür cami-i selâtinde. Hemen o da onların peşi sıra uçar kubbeye doğru. Zemindekiler pek farkında değildir onun uçuşundan. O da onların nazarını çekme niyetinde değildir. Zira o, zikir hâlinde bulunmakta ve İslâm’ı yaşama ve yaşatma gayesine hayatını vakfeden büyüklerinden nasihat alan gençleri gözlemektedir.

Ve bir kuru yaprak… Avludan içeri süzülen gençlere gıpta edercesine bakar arkalarından. Sonra rüzgâra bırakır kendini. Rüzgâr avludan içeriye giren gençlerin birinin ayağına dokundurur onu. O da büyük bir gayretle ayağına tutunup camiinin içine atar kendini. Artık içerdedir. Ve o anda bakar ki ayaklarda ayakkabılar. Olduğu yerde hüzünlenmeyi bırakıp dua eder içli içli, tıpkı kubbede uçuşan güvercin gibi. Sonra duasına muaccel bir cevap gelir. Minare misal gençlerden biri üzerinden geçerken, ayakkabısının tabanına serer kendini. O genç yürüdükçe secde mahalline halı olacaktır artık. Yaprak kadar bir büyüklüğü olsa da…

Minareler, güvercinler, yapraklar duada…

Ayasofya ise hep karşımızda…

Hazanın dönmesi için bahara, haydi gönülden duaya…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*