Kapak

Yalnızlık yerine birlik ve beraberlik  

 

Modernizmin getirdiği küresel hastalıklardan biri de “bireysellik” olarak karşımıza çıkıyor. Kişi, bilerek ve isteyerek yalnızlığı seçiyor. Bu durum duyarsızlaşmayı da beraberinde getiriyor. “Yeter ki ben mutlu olayım, rahat edeyim, başkasına ne olursa olsun” anlayışı kişide zamanla yerleşiyor. Her sabah uyandığında o gün kendi için ne yapacağını düşünüyor. “Acaba bugün kendime ne alsam?”, “Nerede yemek yesem?”, “Nerede gezsem?” Kendini mutlu etmek için ne kadar çabalasa ve ne kadar mutlu olduğunu zannetse de böyle insanların etrafında gerçek dostlarının olmadığı görülüyor. Sosyal hayatlarını sanal âleme taşıdıkları için gerçek hayatta asosyal ve bencil oldukları gözlemleniyor.

Toplum içinde bu hastalığa yakalananların sayısı azımsanmayacak kadar çok olduğu gibi, toplumun çekirdeği olan ailenin de bu hastalıktan muzdarip olduğunu görüyoruz. Aynı çatı altıda birbirine uzak, herkesin kendi dünyasında yaşadığı ailelerin sayısı da gün geçtikçe artıyor. Bu öyle bir virüs ki; sinsice sarıyor, evlâdı anadan, kardeşi kardeşten, komşuyu komşudan ayırıyor. İnsanı herkese yabancılaştırıyor ve yabani kılıyor. Modern bilim, insana durmadan teknolojinin en konforlusunu, en iyisini sunarken; her nedense, insanı gittikçe hasta eden bu en önemli probleme bir çare bulamıyor. Belki de istediği tam da bu. Yani, insanı insan yapan özellik ve duyguları iptal edip insanı mekanikleştirmek… Âdeta ne verse onu alan, okumayan, araştırmayan, düşünmeyen, robotik bir hâle getirmek…

Toplumsal tüm hastalıkların ilâçlarını bulmuş öyle bir gurup var ki, onlar nerede olursa olsun okuyorlar, düşünüyorlar, araştırıyorlar, paylaşıyorlar. Modern zamanın virüsleri onların Nurdan zırhlarını aşıp giremiyor. Bireysellik gibi bir hastalığın onlardan birinde bulunmasına imkân yok. Cemaat şuuruyla yaşıyorlar. Daima bir araya geliyorlar. Birbirleriyle hasbihal ediyorlar. Birlikte ilim öğreniyorlar. Müşterek çalışıyorlar. Manevî kazançta da birbirine ortak oldukları için daima kâr içinde yaşıyorlar. Hayata pozitif baktıkları için daima mutlu ve umutlular. Onlar için hiç bir yerde yalnızlık söz konusu değil. Kilometrelerce uzaktan, daha önce hiç görmedikleri biri gelince, öz kardeşini görmüş gibi “kardeşim” diye sevinçle kucaklıyorlar. Kendileri de nereye gitse aynı şekilde kucaklanıyor.

Modern zamanın bireysel hazcılık ve yalnızlık gibi en sinsî bir hastalığına böylesi Ensarî bir kardeşlik çözümü sunan Kur’ân’ın mucizevî tefsiri Risale-i Nur’dan başkası değildir. Bu ilâçları elinde bulunduranlar aynı zamanda toplumun mânen doktorları gibidir. Öyle ise toplumsal hastalıklarımıza karşı bu mânevî hekimlerimizi göreve davet ediyoruz. Etrafınızda muhakkak “ben” odaklı yaşayan “biz” olmayı hiç bilmeyen, tanıdıklarınız vardır. Belki mesai arkadaşınızdır, belki komşunuz, belki de okul arkadaşınız. Biraz gayretle onların derdine derman olacak ilâçlardan istifade etmelerini sağlayabilir; onlara şefkat, merhamet, başkasını düşünme, birbirinin hakkına riâyet etme gibi insanî vasıflarını yeniden inşâ etmelerinde yardımcı olabilirsiniz. Bu anlayış yerleştiği zaman, insan başkalarına yardım etmekten zevk alır hâle gelir. Ben merkezli değil de, “Kardeşime, arkadaşıma nasıl yardım edebilirim?” “Beraber neler yapabiliriz?”, “Nasıl daha faydalı olabilirim?” şeklinde düşünmeye başlar.

Hem Risale-i Nur; öyle derin bir derya, öyle muazzam bir bağ ki, insanı sadece insanla değil, yer ve gökte canlı-cansız ne varsa her şeyle alâkadar ve kardeş yapıyor. Bunu bilen insan her şeyle dost ve kardeş olduğu için, modern zamanın hastalık ve tuzakları da o insana yaklaşamıyor.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*