Kapak

Kırk yıllık tövbe  

 

Canımı alasıya yalvaramadım ben bugün Rabbi­me…

Dolanası dilim, kararası gözüm alıkoyamadı beni kizbin bataklığından…

Oysa öğretmişlerdi malın iyisini seçmeyi.

Bugün bile bile çürük bir mala uzandı ellerim. Ne­den?

Kizb bütün çirkinliğiyle gösterilmişken bana, Arş’tan Ferş’e düştüm.

Asumanda kaybolan gözlerim yerlere çakıldılar. Bakamadılar uzun bir müddet semaya utançların­dan…

Tek bir kimse değil ki, mahlûkat şahit oldu yala­nıma… Zerreler nefret etti halimden, melekler lanet okudu bana…

Bütün kâinat şikâyet etti benden Rabbime: “Se­nin kudretine iftira etti.” dediler.

Bugün benim sadakatsizliğimden bütün âlem ağ­ladı. Âlem-i İslâm ağladı.

İslâmiyet güneşi küsûfa yüz tuttu benim yüzüm­den…

Bir Müslüman’a yakıştıramadı kimse katilliği…

Evet, ben bugün sıdkı öldürdüm içimdeki. Sada­kati öldürdüm, doğruluğu öldürdüm.

Ah! Ne olurdu bir an evvele geri dönebilseydim.

“Ya Rab canımı al!” diye nidâ edebilseydim, belki ben hayatta olmazdım ama sıdk ölmemiş olurdu.

Şimdi yeni baştan bir kırk yıl lazım bana sadakate erişmek için; sıfırlandı defterim.

Beni ya bu halden evvele geri gönder, ya da bana bir kırk yıl daha ver Ey Rabbim!

Bir şans ver bana; öyle bir şans ki doğru İslâmiyeti ve İslâmiyet’e layık doğruluğu yaşayabileyim.

Öyle uyanık bir tüccar olayım ki çürük mallar gir­mesin tezgâhıma…

Sıdk ve doğruluğu bütün güzelliğiyle pazarlaya­yım insanoğullarına…

Fevc fevc, dalga dalga yayılsın sıddıklar tüm dün­yada…

Bu öyle bir kırk yıl olsun ki zerre miktar kizb bulaş­masın hiçbir yerine.

Nasıl bir damla içki, kırk günlük ibadetini mahve­diyorsa bir ruhun, kırk gün tesirini icra ediyorsa be­dende; bu tek kelime yalan da benim kırk yılımı mah­vetmesin!

Bana yeniden bir kırk yıl ver ey Rabbim!

Yahut unuttur yalanımı bana. Sadece bana değil; dağa, taşa…

Bütün kâinat unutsun yalan söylediğimi.

Nefret etmesinler benden; tiksinmesin kendi ne­fesim…

Üstadım o günden beri bir başka bakıyor bana, “Ben de duydum yalanını.” der gibi…

Üstadım duyduysa, Resulullah da (asm) duymuş­tur değil mi sesimi?

Sen, ey yerlerin ve göklerin Hâkimi… Her şeyi gö­ren ve işiten… Sen işitmedin mi sanki?

Sen görürsün, işitirsin her şeyi. Hiçbir şeyi unut­mazsın.

Hangi taşın altına saklayayım yalanımı? Hangi kefeye koysam alır? Hangi denize atsam taşmaz? Nereye fırlatayım ya Rab? Nasıl kurtarayım kendimi bu pislikten?

Unuttur ya Rabbi! Bana unuttur, bütün kâinata unuttur utancımı. Ve dahası bana yeni bir sıdk ver. Ama bu sefer ihanet etmeyeyim!

Devamı Bizim Aile Temmuz sayısında…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*