İlham

Dolabıma sığdım!  

Uzun bir zamandır beyinden sığmayan eşya ve elbiselerini koyabilmek için bir dolap istiyordu. Halbuki evlenirken alınan oldukça büyük bir elbise dolabı vardı. Bu isteğini devamlı tekrarladığı için, beyi iyiden iyiye bunalmıştı. Alım gücü çok fazla değildi. Zaruri ihtiyaçları ancak karşılaşabildiği için her seferinde bir mazeret buluyor, bu da aralarında soğukluğa sebep oluyordu.

Aslında hanım bir bunalım içindeydi. Çok fazla iş yapmak istemiyor, şöyle bir ortalığı topladıktan sonra yemeği ancak yapabiliyordu bunun dışındaki vakitleri televizyon karşısında geçiyordu. Arada bir de komşusuna gidiyor, biraz da alış veriş derken günü bitiveriyordu. Kendisini ve ebedi hayatta ne olacağını düşünmek bile istemiyordu. Onun için sadece bugün vardı ve o da bir şekilde bitirilmeliydi.

Bugün nedense ilk defa iş yapmaya karşı bir istek duymuştu. Uzun zamandır hiç ilgilenmediği dolabının başına gitti. İçinde ne var ne yok yatağının üzerine istifledi. İçinde giyecek dışında o kadar ıvır zıvır vardı ki şaştı kaldı. Birçok elbisenin kendisine olmayacak şekilde küçüldüğünü gördü. Evlenirken ne çok elbise alınmıştı. Şimdi bunların çoğu giyilemeyecek durumdaydı. Sonra yine gördü ki evlenirken alınan bir çok süs eşyaları bugün onun ilgisini asla çekmiyor. Hatıra olsun diye sakladığı şeyleri, şu anda artık hatırlamak bile istemediğini düşündü.

Yeni bir sayfa açması gerektiğini düşünerek, hemen işe koyuldu. Fazla olduğunu düşündüğü her şeyi ayrı ayrı paket yaptı. Evvelki gün ilgisini çekip numarasını aldığı bir yardım kuruluşuna telefon edip hepsini onlara teslim etti. Kalan bir kaç elbiseyi dolabına astığında gördü ki gereğinden çok fazla yer açılmış. Kapı arkalarına asılmış, çek yat altlarına tıkılmış bütün elbiseleri bir araya getirdi. Bunların içinde de giyilemeyecek olanları ayırdı. Diğerlerini dolabına astı. Dolaba sığmıyor diye, çek yat altlarına koyduğu beyinin giysilerini de çıkarıp katlayarak dolaba yerleştirdi. Etrafa dağılmış çorap, çamaşır ne varsa toplayıp dolap çekmecelerine koydu. Giyilebilecek ne varsa dolaba yerleştirdiği halde, hâlâ çok fazla yer vardı.

Öylesine hayret etmişti ki! Böyle bir şey mümkün müydü? Yarısı hâlâ boş bir dolabı vardı ve o iki günün birinde beyinden dolap istiyordu. Bu isteğini o kadar uzun zaman tekrarlamıştı ki, beyini nasıl bunalttığını düşünerek mahcup oldu. Kıt kanaat ancak geçinebildiklerini yeni hatırladı. Onun bu durumda idareli ve iktisatlı olması gerekmiyor muydu? Kendisini beyinin yerinde hayal etti. Gün aşırı dolap isteğini yineleyen bir hanıma karşı ne yapabilirdi?

Evin her tarafını dolaştı o gün. Her yeri eşti, boşalttı. Lüzumsuz olan her şeyi ayırdı. Bunları da durumu pek iyi olmayan komşusuna götürmek üzere ayarladı. Eve büyük bir ferahlık gelmişti. Aradığı her şeyi kolayca bulabileceği ferah bir ortam açılmıştı.

Demek ki bunalımı bu fazlalıklardan ileri geliyordu. Evine ilk defa alıcı gözle bakıyordu. Bir evi olduğuna ilk defa mutlu oluyordu. Demek ki mutsuzluğu daha fazlasını alamamaktan değil, fazla olanı verememekten ileri geliyordu.

Bu arada bir hatırasını hatırladı. O gün çok gülmüştü ama bu gün ibretli geliyordu. Giyim eşyaları satan bir bey, bir hanım eteğini giymiş, alabildiğine bağırıyor, hanımların ilgisini çekerek mallarını satmaya çalışıyordu. Hanımın biri eteğin yakıştığını söyleyerek laf atmıştı da satıcı, ‘’Bu hanımlar insana her şeyi yaptırır abla. Evdeki hanımı memnun etmeyi kolay mı sanıyorsunuz siz. Benim bin bir zahmetle kendimi parçalayarak sattığım malların parasını hanım işe yaramaz ıvır zıvırlara harcayarak beni muztar duruma sokuyor. Laf da anlamıyor. Ne yapayım ki biz de ilgi çekelim diye böyle etek giymeye mecbur oluyoruz.’’ demişti de mahcubiyetlerinden gülmelerini kesmek zorunda kalmışlardı.

Bundan sonra ev idaresi hususunda daha dikkatli hareket etmeye niyet ederek, yaptığı işin görünmesi için, temizlik yapmaya karar verdi. Bu gün coşmuştu bir kere. Temizlik işi pek fazla sürmedi. Ev sanki yepyeni bir görünüm kazanmıştı. Gülümsüyordu. Belki gülümsemiyor, alabildiğine gülüyordu. Mutluluğu her halinden belli oluyordu. ‘’Ev de güler mi canım?’’ diye söylendi ama bu ferahlık gülümsemekten de öteydi işte.

Bu arada komşusu oturmaya geldi. Çay içerken, ona olan biteni anlattı. İbretle dinledi komşusu. O da kafasından kendine göre bir takım düzenlemeler yaptı, kendi evi hususunda.. Evine gitmeden önce de onun için ayırdığı eşyaları eline tutuşturdu. ‘’Güle güle kullan.’’ diyerek. Kadıncağız da,’’Bu komşuma ne oldu böyle?’’ düşüncelerine dalarak evine yollandı.

Akşam beyi eve geldiğinde önce evin temizliğini, tertip ve düzenini görerek hayrete düştü. Bir şey de soramadı. Epey zaman geçtiği halde dolap falan da demedi. Daha bir hayret etti. Bir ara kapının arkasında asılı duran giysisini bulamayınca, nerede olduğunu sordu hanımına. ‘’Dolapta.’’ nidası ile oraya yönlenince, kapağını açtığı dolabın önünde kalakaldı. Bu dopdolu dolaba ne olmuştu böyle? Her şey içindeydi ve boş yer de vardı.

Bu arada hanımı yanına geldi ve ‘’Artık dolaba ihtiyacım kalmadı bey. Dolabıma sığdım… ‘’ diyerek, olan bitenleri anlattı. Elbette ki beyi çok mutlu olmuştu. ‘’Bu yaptıkların için hadsiz mutluyum ve sana bir hediye almam şart oldu.’’ dedi. Hanımı da onun bu candan özverisine karşı mutlu olmuştu. Şöyle dedi ‘’Ben bugün şu işleri başararak hediyemi aldım. Çok teşekkür ederim. Bu mutluluk bana yeter. Hediyeni almış kabul ediyorum.’’

Beyi hâlâ olanlara inanamıyor dualar ediyor, memnuniyetten uçuyordu. Hanımının onun halini anlıyor olması, ne inanılmaz bir şeydi. Bunun için Allah’a nasıl şükredeceğini bilemiyordu. Bütün bunlar ‘’Allah’ım benim halimi sen anla. Kimselere anlatamıyorum sen duy ne olur…’’ diye ettiği kesintisiz dualarının bir semeresi olsa gerekti…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*