Fikir Bahçesi

Ne demek “benim çocuğum yaramaz”?

Çocuk yetiştirmede bazı tavırlarımız, yaygın beklentilerimizle büyük tezat oluşturuyor.  Şöyle ki, hem evlatlarımız özgüvenli, girişken bireyler olsun istiyoruz hem de yanımızda uslu uslu oturmalarını. Bir yandan sorumluluk sahibi olmalarını arzu ediyoruz, diğer yandan elimizde kaşık yemek yesin diye peşinden koşturuyoruz. Ödümüz patlıyor kötü niyetli insanlarla karşılaşırlarsa kendilerini koruyabilecekler mi diye, ama kendi bedeni ve duygularıyla ilgili kararlar almalarına izin vermiyoruz. Ne giyeceklerine, ne zaman ne hissedeceklerine ve kimlerin onlara dokunma hakkı olduğuna biz karar veriyoruz. Bunun gibi doğru olmayan pek çok tutuma sahibiz toplum olarak. Bence bugün çocuklarım en büyük problemi anlaşılamamak. Evet, şimdiye kadar kendimize, başka annelere, yeni doğmuş bebeğe empatik yaklaşmanın önemi üzerinde durduk. Peki çocukluk çağına gelmiş yavrularımız empatiyi hak etmiyor mu? Şimdi de büyüyen ve her geçen gün birey olduğunu bize hissettiren çocuğumuzu anlama vakti.

Bebeklik dönemi yürümeyle beraber son buluyor ve çocuk bağımsızlaşmak istiyor. İzliyor, keşfediyor, çabalıyor ve nihayet başarıyor. Bu gelişim dönemindeki bir çocuğu gördüğümüzde nasıl yorumlarız? Ne kadar hareketli, hiç durmuyor, sürekli dağıtıyor, her yeri karıştırıyor… Biraz daha büyüdüğü zaman ise; koşuyor, zıplıyor, fırlatıyor… Bu süreçte ona kurallara uymayı, “uslu olmayı” öğretmeye çalışırız. Bir yere gittiğimizde bize huzursuzluk vermesin, sakince otursun isteriz.

Şimdi birkaç dakikalığına dünyayı keşfe çıkan bir miniğin yerine koyalım kendimizi. İlginç bir şey görüyorsunuz, tam elinize/ağzınıza alıp incelemeye başlıyorsunuz hoop biri elinizden “cıss” diyerek kapıveriyor. Bir bakıyorsunuz daha önce hareketsiz olan bir zemin hareket etmeye başlamış; bazısı yana kayıyor, bazısı öne doğru çıkıyor. Yakından bakmak için atılıyorsunuz, “elin sıkışır” deyip kapatıyorlar. Oyuncaklarınızla oynuyorsunuz, bir anda gelip üstünüzdeki kıyafetler çıkarılıyor. Siz kaçmak istiyorsunuz alıp zorla yatırıyorlar. Bir gün yüksek bir yerde otururken oyuncağınız elinizden kayıyor, yere doğru indiğini görüyorsunuz. Merak ediyorsunuz hepsi böyle uçabiliyor mu acaba diye. Oyuncak, tabak, kaşık, yemek ne varsa elinizde zaman zaman aşağı atmak istiyorsunuz. Ama geri getiremiyorsunuz. Ağlayınca istediğinizi anlıyorlar, veriyorlar böylece tekrar tekrar atabiliyorsunuz. Siz atmaktan sıkılmıyorsunuz, defalarca atmak istiyorsunuz ama karşı taraf vermekten sıkılıyor olmalı ki bir süre sonra hepsini topluyor veya ortamınızı değiştiriyor. Bu şekilde çok zevk aldığınız bir şeyden mahrum ediliyorsunuz.

Biraz daha büyüyorsunuz, artık size karşı alınan tedbirler o kadar da işe yaramıyor. Yasakları delecek bir yol bulabiliyorsunuz. Bu sefer de öfkeyle karşılaşıyorsunuz. Ne olduğunu henüz anlamıyorsunuz ama sizi rahatsız, huzursuz eden bir şey. Bu arada artık daha fazla şeyi başarır haldesiniz. Mesela eskiden bir su birikintisinden geçerken anne babanız ellerinizden tutup iki ayağınızı da kaldırarak sizi atlatmak zorunda kalıyordu. Bunu yaparken “hoooppalaa” diyor ve hepiniz çok eğleniyordunuz. Şimdi ise kendiniz iki ayağınızı aynı anda kaldırarak atlayabiliyorsunuz. Ama bunu yapmak istediğinizde size kızıyorlar. “Artık büyüdün” diyorlar. Halbuki zaten büyüdüğünüz için yapabiliyorsunuz ve bunu göstermek istiyorsunuz. Yapabildiğinizi gördükçe tekrar tekrar yapmak, pekiştirmek istiyor ve bundan çok hoşlanıyorsunuz ama büyüklere bir şey olmuş, artık eskisi gibi bu duruma gülmüyor hatta sinirleniyorlar. Siz hareket etmek istiyorsunuz, ama size “uslu uslu otur” veya “uyu biraz” diyorlar. Halbuki sizden başka herkes sürekli hareket halinde. Kimse gündüz uyumuyor, boş boş oturmuyor. Anneniz bütün odaları dolaşıyor. Oyuncaklarınızla oynamanız söyleniyor ama nasıl oynayacağınıza karışılıyor. Sehpayı araba, minderleri at olarak sürmenize izin verilmiyor. Evde eşyalara zarar verdiğiniz şikayeti ediliyor. Dışarı çıkmayı çok seviyorsunuz; ama o zaman da ya bebek arabasında dolaştırılıyorsunuz ya da parka, bahçeye gitmişseniz yine kısıtlanıyorsunuz. Yerlere dokunmak yasak, ağaca tırmanmak asla olmaz, salıncak, kaydırak vs büyüklerin gözetiminde belli bir süre, ama size yetmiyor. Enerjinizi atamıyorsunuz, istediğiniz kadar oynayamıyorsunuz, yeni şeyler öğrenecekken engelleniyorsunuz. “Bütün gün seninle mi oynayacağım ben?” diyorlar. “E oynayalım, oyundan başka ne lazım ki bize?” diye düşünüyorsunuz. Ve anlamını bilmeseniz de bir gün ebeveynlerinizin mutsuz ve yorgun bir şekilde sizin hakkınızda “bizim çocuk da çok yaramaz” dediğini işitiyorsunuz. Sizi suçladıklarını hissediyorsunuz ama suçunuzun ne olduğunu anlamıyorsunuz.

Gelişimi normal olan bir çocuğun hissettikleri aşağı yukarı bu şekilde. Bir de duyusal hassasiyet sahibi bir çocuk ise kim bilir ne zorluklar yaşıyordur öyle değil mi? Yaramaz, haylaz, mızmız, hareketli, hiperaktif diyerek kullandığımız etiketleri çoğaltabiliriz. Çözüm yine kendi gözlüğümüzü değiştirmekte. Çocuğumuzun gelişim dönemlerini bilirsek, ne zaman hangi sebeple nasıl davrandığını anlayabiliriz ve bu durum bizim tahammülümüze, sabrımızı kullanım şeklimize de yansır. Nihayetinde anlamamız gereken şu; ebeveyn olmak kolay değil, çoğu zaman çok yorucu da olabilir. Ancak yavrumuz bizi yormak, sabrımızı ölçmek, bizi çileden çıkarmak için böyle davranmıyor. Sadece öyle davranmaya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla arkasındaki ihtiyacı görüp onu karşıladığımızda veya karşılaması için uygun/meşru şartları oluşturduğumuzda göreceğiz ki aslında çocuğumuz yaramaz değilmiş.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*