Çocuk Eğitimi Fikir Bahçesi

Terbiye-i İslamiye’ye Giriş

İnanan ve inancı üzerine yaşamaya çalışan insanlar olarak en önem verdiğimiz konulardan biri çocuklarımızın da inançlı kimseler olması. Küçük yaştan itibaren onlara temel İslami hakikatleri öğretmek için çabalamaya başlıyoruz. İmanın şartları, İslam’ın şartları, ibadetler, Peygamberimizin hayatı, Kur’ân okuma, sûreleri ezberleme gibi. Şunu gayet iyi biliyoruz ki bunları öğrenebilmesi için çocuğun belirli alanlarda gelişim düzeyine erişmesi gerekiyor. Özellikle dine dair bilgilerin bir ders adı altında toplandığı ve kurslar yoluyla alınan eğitimin sadece okul çağına gelmiş çocuklara verilen devlet onayıyla sınırlandırıldığı zamandan beri bu yaşlardan önce pek gündemimize almıyorduk desek doğru olur. Zira “Bu bilgileri ancak okul çağına gelmiş bir çocuk öğrenebilir demek ki” şeklinde bir algımız oluşmuştu. Toplumun genelinde uzun süredir böyle bir anlayış hâkim olsa da dinde daha hassas kimselerin bilinçli yaklaşımları da eskiden beri devam ediyor tabii.  Özellikle iman hizmetinin verdiği meyvelerden biri olarak artık daha fazla ailenin 6 yaşın iman eğitimi için çok geç olduğunu fark ederek daha küçük yaşta adımlar attığını görüyoruz. Bu durum hem tebrike hem de şükre medar bir durum gerçekten. Peki, benim gördüğüm kadarıyla neler yapılıyor veya yapılabilir biraz ondan bahsetmek istiyorum.

 

3-6 yaş oyun dönemindeyken…

Öncelikle Bediüzzaman’ın çocuk eğitiminde bir yöntem olarak ifade ettiği “hevesatlarını okşamak” yoluyla atılan adımları konuşmak isterim. Son zamanlarda sosyal medya aracılığıyla bu uygulamaları çokça görüyor ve bir anne olarak ben de ilgiyle takip ediyorum. Zira oyun kavramı, kıymeti çok yeni olarak anlaşılmaya başlayan bir gerçeklik çocuğun dünyasına ait olan. Oyunun çocuğun hem gelişiminde hem eğitiminde hem yeri geldiği zaman iyileştirilmesinde ne kadar önemli bir araç olduğu artık kanıtlanmış durumda. Dolayısıyla günümüz –bilhassa araştırmacı- ebeveynlerinin de oyuna yaklaşımı değişiyor. Artık yukarıda birkaç örneğini verdiğim temel dini bilgiler didaktik yöntemlerle değil oyun aracılığıyla yani çocukların hevesatlarını okşamak suretiyle verilmeye çalışılıyor. Bu oyunların içinde pek çok yöntem var tabii. Ama genel olarak resim, müzik, drama gibi sanatsal faaliyetleri içeren oyunlardan tutun, evcilik gibi taklide dayalı oyunlara hatta sportif etkinlikleri içeren duyusal gelişimi destekleyen oyunlara kadar her çeşit oyunun içinde bu hakikatleri öğretebilirsiniz çocuklarınıza. Özgün ve kıymetli örnekler paylaşan birkaç hesabı fikir vermesi adına yazının sonuna ekleyeceğim, mutlaka incelemelisiniz. Oyun çağı olarak da isimlendirilen 3 – 6 yaş aralığında bir çocuğunuz varsa bu temeli atmak için harika ve hiç kaçırılmaması gereken bir zaman. Peki ya 3 yaşından küçük çocuklarımız?

 

18-36 ay özerklik döneminde iseniz…

Yine muhteşem bir fırsatınız var aslında. Zira bu dönem artık çocukların büyükleri taklit ederek bağımsızlaşma çabalarının başladığı ilk dönem. Sosyal öğrenme yoluyla çocuk adeta sizin davranışlarınızı kopyalıyor ve siz yapmasını istemeseniz dahi o kendi kendine bazı işleri becermeye uğraşıyor. Halk arasında bu durum şikâyet sebebi olarak meşhur olmuş ne yazık ki. 2 yaş sendromu, 3 yaş ergenliği gibi etiketlemeleri dahi duymuşuzdur. “Kendi yemek istiyor, döküyor. Hep benim dediğim olsun istiyor, öyle inatçı ki.” Ama çocuğun bağımsızlaşmasını önemseyen ve bu dönemi çocuklarını destekleyerek geçirmeye gayret eden ebeveynler de var tabi. Eğer bu gelişim döneminde olan çocuğumuzun durumunu fark edebilirsek iman eğitimi noktasında da etkili bir şekilde kullanabiliriz. Madem çocuk taklitle öğreniyor, ne yaptığını anlamasa dahi ibadette hassas ve ahlakta mümtaz ebeveynini gördüğünde o da benzer davranışları gerçekleştirecek. Bu dönemde aslında ona daha çok model olarak, birçok davranışı taklit etmesini sağlayabiliriz. Bu da bir sonraki döneminde ona oyun vasıtasıyla öğretmek istediğimiz bilgiler için güzel bir temel teşkil edecektir.

 

18 aydan küçük çocuklarımıza ne yapabiliriz?

Bu soruya cevabım, aylardır burada konuşup durduğumdan çok farklı olmayacak tahmin edersiniz ki: Şefkat, şefkat, şefkat. Bunun yansıması olarak da şiddetsiz ve empati odaklı ebeveynlik tutumu. Bediüzzaman gibi bir asrın âlimi edindiği onca ilmin (İslamî ve pozitif ilimler) temeli olarak 1 yaşında validesinden aldığı şefkat dersini gösterdiğine göre, bu tutum bugün uzmanların paylaşıp durduğundan, benim burada aylardır anlatmaya çalıştığımdan çok çok daha değerli. Bir bebek dünyaya geldiğinde ilk sığındığı limanında emniyet duygusunu tecrübe edebilirse, ondan şiddet yerine şefkat, sevgi, şartsız kabul gibi yaklaşımlar görebilirse, değerli olduğuna inanabilirse, büyüdüğünde ebeveyni onu gerçekten değerli kılan insan-ı kâmil olma yoluna sevk ettiğinde herhalde içindeki bu çekirdeğin neşvü nema bulması zor olmayacaktır.

O halde şöyle toparlayabiliriz sanırım: Çocuğumuz dünyaya geldiğinde, hatta anne rahmine düştüğü andan itibaren ona göstereceğimiz kabul, şefkat ve şiddetsiz yaklaşım ile onun ruhunda yine şefkat, emniyet ve değerli hissetme tohumları ekiyoruz. Bu ektiğimiz tohumları adeta fiillerimizle sulamak ve beslemek adına kendi kulluğumuza ve İslami ahlakımıza çeki düzen vererek özerklik dönemindeki çocuğumuzun davranış repertuarına daha fazla bu hakikatlerin girmesine gayret gösteriyoruz. Oyun dönemindeki çocuğumuz şimdiye kadar taklit ettiği davranışların ve ibadetlerin hakikatini kavrasın diye oyun aracılığıyla onun kendi benliğinden gelen duygularını ve tercihlerini deneyimlemesine fırsat veriyoruz. Ve ondan sonra artık okul çağına geldiğinde şimdiye kadar desteklediğimiz bu becerilerinin meyvesini almak adına artık onu sorumlu tutabilir veya kulluğunu daha ileri seviyeye götürmesi için onu desteklemeye devam edebiliriz. Tabii ki bu süreç birkaç paragrafta anlatıldığı gibi kolayca olmayacak. Ama ebeveyn olmak zaten kolay bir iş değil, öyle değil mi?

 

Bir Yorum

  1. Ali MERSİN

    Yazının sonunda, “Özgün ve kıymetli Örnekler” paylaşımını göremiyoruz. Paylaşır mısınız lütfen.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*