Kurşun Kalem

İlâhî bir memur

Hayatı kim verdi?

İhtiyaçlarımız kim tarafından karşılanıyor?

Hayatın yüce gayeleri nelerdir?

Yaşadığımız hadiselerin gerçek manasını bulması hayat algımızla alakalıdır.

Hayat anlaşılmaz ise hayatın başına gelenler de hakiki manasıyla okunup anlamlandırılamıyor.

Bu kısacık fani hayatımızın içinde sayısız sevinçler yaşıyoruz. Binbir hikmet gereği de türlü türlü elemlere giriftar oluyoruz.

Hastalık ise hepimize uğrayan bir imtihan. Önemli ve özel bir sual olsa gerek ki Rabbimiz biz kullarını hastalıkla sınıyor. Tesadüfen sağlıklı olmadığımız gibi tesadüfen de hasta olmuyoruz.

Hastalık isabet ettiriliyor. Kasten, Fail-Hakim olan Rabbimiz tarafından gönderiliyor.  O ki merhametlilerin en merhametlisi, “en güzel isimler sahibi”.

Sağlığımız bize emanet. Layıkıyla ona bakmalı, hasta olmamak için sebeplere riayet etmeliyiz.

Şayet Rabbimizin hikmeti gereği “o misafir” kapımızı çaldı ise ona dostluk elimizi uzatmalıyız. Vazifeli bir memur, anlaşılması gereken bir mektup nazarıyla bakıp, vücut hanemizi terk edene kadar ondan istifade etmeliyiz.

Tıp dünyası her yönüyle gelişmiş iken hastalara teselli manasındaki çalışmalar çok geride kalmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri “Hastalar Risalesi” eserinde hastalara hakiki bir teselli kaynağı olarak ihtiyaç duyulan çoğu hususu ele almıştır. Yirmi beş devadan oluşan eserde birinci devanın ilk tavsiyesi “merak etme, sabret” şeklindedir. Merak etmemek ve sabretmek bu imtihanda bizi muvaffak kılacak en temel iki uygulamadır. Hem hastalıklarımıza dünyevi anlamda şifa bulmamıza, hem de manevî açıdan kazançlı çıkmamıza vesile olur.

Merak hastalığı iki katına çıkarır. Hastalığın hafifleşmesini istiyorsak bu duyguyu kontrol altında almalıyız. Neden ben? Nasıl oldu? Ne zamana kadar sürecek? Gibi bir sürü kaygı ve memnuniyetsizlik içeren sorular ve sorgular alıp başını giderken mevcut hastalığımızın yanında merakla kalbimize salınan manevî bir hastalık da peyda olur. Maddî hastalığımız ona dayanıp katmerleşerek devam eder. Teslimiyetle, kazaya rıza ile hastalığın hikmetlerini, sevabını, çabuk geçeceğini düşünmekle merak kalkar ve hastalığın kökü kesilir, hafifleşir.

Merak hastalığı artırdığı gibi hikmet-i İlâhîyeyi suçlama, İlâhî Rahmeti tenkit ve yaratıcımızdan şikayet hükmünde olduğu için bir nevi tokatı hükmünde hastalığımız ziyadeleşir.

Aslında merakın kendisi de hastalıktır; tıpta “hipokondriazis” olarak geçer. Nasıl bir yöntem izleyeceğimizi bilmezsek dünya ve ahiret saadetimize ciddi zarar verir.

Sabır Allah’ın kullarından istediği bir davranış şeklidir. Neticesinde bizleri müjdelerin beklediği, Rabbimizin yakınlığını üzerimize celb eden güzel ahlâk vecibesidir. Sabır hiç bir şey yapmayıp beklemek değildir. Çözüm arayışı içinde şikayet etmemek, isyan etmemektir.

Geçmiş günlerin üzüntülerini ve gelecek endişelerimizi bugüne taşımak sabır kontörlerimizi heba etmemize sebep olur. Yaşadığımız musibet ve hastalıklarda sabır göstermemiz gereken duruma karşı kuvvetten düşeriz. Geçmişin sıkıntıları bitti diye bugün sevinmeli, sevaplarını bırakıp gittiler diye düşünmeliyiz. Gelecek günler ise madem daha gelmemişler; geleceğimizin sahibinin rahmetine itimat etmeli, yok hükmünde olan zamana varlık rengi vermemeliyiz. Cenab-ı Hakkın verdiği sabır kuvvetini yanlış yolda dağıtmazsak bize isabet eden her musibete karşı kâfi gelebilir.

Hasta olmak istenilmez fakat hastalık içindeki hediyeler itibarıyla hastalığa şükredilir. Her bir dakikamızı katlandırarak ibadet sevabı kazandıran hastalık, ömür sermayemizi büyük kârlarla meyvadar ediyor. Hz. Eyyup’ün (asm) hastalığın büyük mükafatını düşünüp sabır içinde şükrettiği hal en güzel rol modeldir bizlere. Maddi hastalıklara karşı yıkılmamak için bağışıklığımızı kuvvetli tutmaya gayret ettiğimiz gibi maneviyatımızı da beslemeli, diri tutmalıyız ki başımıza bir hal geldiğinde doğru duruşu sergileyelim. Bu imtihan yolculuğunda Rabbimizin rızasını kazananlardan olmak duasıyla…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*