Hayatın İçinden

Korona evi yuva mı yaptı?

Bu salgın hastalık sırasında fiziksel manada evlere kapandık. İnşallah evin bir yuva olduğunu fark etmişizdir. Modernite insanı evden sürüp çıkararak nesneleştirmiş ve bir tüketim metaı haline getirmiştir. Ev, bireyi dış etkilerden muhafaza eden fiziksel bir mekan olduğundan ziyade, manevi olarak da mahfuz tutar. Salgın hastalık bize bu gerçekliği hatırlattı. Evden çıkamayışımız başlangıç günlerinde epey ağır gelse de sonraları bunun bir nevi uzlet ve hatta itikaf imkanı olduğu fark edildi. Küçük ve dost yakın çevremiz ile yalnız kalmak, daha ilerisi, kendimizle baş başa vakit geçirmek ve bu uzlette ilim ve hikmetle bezenerek rabbimize yönelmek salgın hastalık vesilesi ile kullara açılan bir huzur ve rahmet kapısı oldu. bir Allah dostundan işitmiştim; akil insan fırsatları fevt(elden kaçırmak) etmez, arif ise fırsat icad eder buyurmuşlardır. İşte size salgın hastalık fırsatı. Varlığınızı ilim ve hikmetle bezeyiniz. Ev ortamında masivâdan soyutlanınız. Onun güzelliklerinden nasibinize düşeni şükürle ve sevinçle karşılayınız.

Prof.Dr. Sadettin Ökten pandemiyi farklı bir açıdan değerlendiriyor. (7 Şubat 2021, Yeni Şafak Pazar)

 

Hepitalizm

İnsanların ihtiyaçları sınırlıdır. İstekleri sınırsızdır. İstekleri ihtiyaç gibi sunan ve bunu dayatan bir sistemdir kapitalizm. Ve geldiği noktada insanlık için bir çare olmadığı açıkça görülüyor… Kapitalizm devamlı bir şekilde mal üretiyor, ürettiği şeyler ihtiyacımız değil. Bunları ihtiyacımız gibi göstermek ve satmak için reklamı kullanıyor. Tüketimi, hazcılığı dayatıyor bize. Sürekli ortaya çıkan krizler, bu sistemin işlemediğinin göstergesi. Çevreye duyarsız, doğaya sürekli zarar veren yaşantıdan vazgeçmemiz gerekiyor. İnsanların gelir elde etme ve tüketim odaklı yaşantı yerine kolektif mutluluğu öne çıkaran bir yaşam modeline geçmesi gerekiyor. Yani dünyayı korona olmadan önceki haline mi geri götüreceğiz, yoksa, dünyayı yeniden mi tasarlayacağız? Karar tamamen bizim. İşte bu kararı verirken ben de bir sistem önerisinde bulunuyorum.
İnsanlığın egoizmi, hedonizmi, çatışmayı, ırkçılığı, savaşı seçmemesi lazım. Seçmiyor da zaten seçtiriliyor. Bakın küresel korona salgını sırasında savaşlar durdu. Demek ki durabiliyormuş.  Savaşı kim ister, silah lobileri. Onlar her yıl 2 trilyon dolar silah satacak mekanizmaları oluşturuyorlar.
Oysa insanlığın sınırsız isteklerini bırakacağı bir ruh halini, dayanışmayı, işbirliğini, iyiliği, barışı seçmesi gerekiyor. Ve gelinen noktada bu zorunluluktur artık. Hepitalizm de bunu önerdiğimiz yaklaşımın genel adı.
Prof. Dr. Aziz Akgül yeni bir ekonomik sistem tavsiyesinde bulunuyor. 


Ayasofya’nın minareleri

Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi esnasında ilginç tartışmalar yaşanmış, minarelerin yıkılması dahi gündeme gelmiştir; “Müzeye çevrilirken sekiz kişilik bir komisyon kurulur ve bir rapor sunmaları istenir. Yedisi Türk adı taşıyan bu kişiler Müzeye çevrilmesini, etrafında ve içinde Osmanlıya ait her şeyin yıkılıp yok edilmesini teklif ederler. Ancak profesör E. Ungen rapora muhalefet şerhi koyar ve cami kalmasını teklif eder. Bu rapor doğrultusunda avludaki Fatih Medresesi yıkılır. Minareler de yıkılacakken Batı’da eğitim görmüş bir vatanperver mimar Kemal Attan, “Minareler yıkıldığı takdirde kubbenin göçebileceğini» mimar diliyle matematik bilgilere dayalı bir raporla anlatır. Minareler kurtulur.

Merhum Prof. Dr.Semavi Eyice Bizans ve Osmanlı Sanat Tarihi konusunda bir otorite idi. “Bir kuvvet vardır ki Ayasofya’da Türk ve Müslüman izinden bir parça olmasına tahammülü yoktur” diyen Eyice’yi rahmetle anıyoruz. (https://www.yenisafak.com/hayat/ecdadin-yadigari-bes-asirlik-cami-ayasofya-3547945)

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*