Kapak Röportaj

ÖFKESİZ LİMAN AİLEM 

Didem Hanım öncelikle sizi tanıyalım.

Ben psikolog Didem Yaradanakul. 10 yıldır bu meslekteyim. Daha öncesinde anaokullarında görev yaptım. Şu anda sosyal medya üzerinden de birçok aileye ulaşıp ücretsiz seminerler vermekteyim. Asıl ortaya çıkış amacımız olan mahremiyet eğitimi ile 700’den fazla aileye ulaştık, hamdolsun!

öfkesiz liman ailem

Evet, ben de sosyal medyada görüp “Öfkesiz Liman Ailem” seminerinize katılmıştım. Bu seminerin ismi beni gerçekten cezbetmişti. O kadar yakın, o kadar latif gelmişti ki… Zaten dergi olarak biz de aileye ve çocuk eğitimine çok ehemmiyet veriyoruz. Aile bizim her şeyimiz!

Evet. Epey zaman önce Orhan Çokça hocamızın bir eğitimine katılmıştım. O zaman henüz evli değildim. O hocamız şöyle demişti: “Sizden şunu rica ediyorum, öyle anneler olun ki, öyle eşler olun ki, eşiniz eve geldiğinde sakin bir limana gelsin. Başka limanlara gitmek istemesin. Orası onun limanı, sığınağı olsun. O gemi orada dinlensin, orada huzur bulsun!” Bu söz o zamandan beri benim hiç aklımdan çıkmadı. Kendime düstur edindiğim şeylerden biri oldu. Bu nedenle biz de seminerin adını “Öfkesiz Liman Ailem” koymuştuk. Çünkü aile öyle bir liman olmalı ki, o limanda hiç öfke olmamalı. Nasıl dinlenebilirsin? Öfke olmazsa dinlenebilirsin değil mi?

Peki o zaman biz de burada öfkeden bahsedelim. Neden öfkeleniriz? Öfkenin çeşitleri var mıdır? Öfkelendiğimizde beynimizde neler olur?

Bu konuya öncelikle “Ne zaman öfkeleniriz?” den bahsederek girmek daha doğru olur. Bizler daha çok anlaşılmadığımızı hissettiğimizde, engellendiğimizi düşündüğümüzde, kendimizi yetersiz, güçsüz hissettiğimizde, benliğimize karşı bir saldırı hissettiğimizde ya da karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarımız varsa,  hayal kırıklığına uğramışsak, birileri tarafından aşağılanmışsak, böyle durumlarda öfke duyuyoruz. Fakat ben şuna çok önem veriyorum. Öfke en çok hangi “ben”ken ortaya çıkıyor? Hepimizin belirli kimlikleri var. Mesela anne Didem, eş didem, kardeş Didem, evlat, yeğen, teyze, arkadaş olarak… Ama hangi “ben”deyken öfke daha yoğun? Aslında oraya çalışmalıyım. Acaba orada mı anlaşılmadığımı düşünüyorum? Orada mı engellendiğimi düşünüyorum? Öncelikle bunu keşfetmemiz gerekiyor. Bununla beraber öfke tamamen olumsuz bir duygu değil. Öfke sağlıklı ve geçici bir duygu aslında ve evrensel bir duygu. Hangi dilde, hangi ülkede olursanız olun, öfkeli olduğunuz anlaşılır. Sağlıklı agresyon dediğimiz bir şey var. Örneğin; biri bizi aşağıladığında, hakaret ettiğinde susup kalsaydık hoş olur muydu? Olmazdı değil mi? İşte böyle durumlarda sağlıklı agresyon dediğimiz öfke duygusu, bizim kendimizi korumamız, benliğimizi korumamız için, dıştan gelen tehlikelere karşı bir nevi kalkan görevi görüyor. Yani Rabbimiz bize bunu bir hikmet ile vermiş.

Evet. Bediüzzaman Hazretleri de,  insanın fıtratına konulan bazı kuvvelerden bahsediyor. Bu kuvvelere şeriatça bir had ve nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiştir diyor. Yani öfkelenmeye başladığınız zaman eğer şeriatça konulan o had ve nihayete riayet etmezseniz, ifratın sınırsız öfkelenebiliyorsunuz. Kontrolsüz bir öfke çok vahim neticelere gidebiliyor. Bire bir de ifade edecek olursak: “Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.” İşte sizin bahsettiğiniz o sağlıklı öfke bana burayı hatırlattı.

Aynen öyle. Al-i İmran 134. ayette Cenab-ı Hak diyor ki; “ Onlar bollukta da, darlıkta da infak ederler. Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah Muhsin olanları sever!” Öfkelerini yenerler yani öfke zaten var ama bizden beklenen, o öfkeyi yenebilmek! Beni de en çok etkileyen ayetlerden biridir. Öfke, yok sayılabilecek bir şey değildir. Sadece biz bunu nasıl yöneteceğiz? Dediğiniz o mertebelerden bakarak hangi mertebedeyiz? diye düşünmeliyiz.

 

Yoksa insanın fıtratında var olan bir şeyi yok saymış olurduk…

Tabiî ki, tabiî ki! Rabbimiz bizden bu duyguyu yok saymamızı değil, var olan bir duyguyu yenmemizi istemiş. Bu önemli bir ayrıntı. Ben bir de öfkeyle ilgili buzdağı metaforundan bahsetmek istiyorum. Öfke aslında buzdağının görünen o kısmında. Onun altında birçok duygu yatıyor. Suçluluk, aldatılmışlık, belki hayal kırıklığı, belki acı, endişe ya da yalnızlık, kırılmışlık, bunalmışlık vs. Öfke uyarıcı bir işaret. Bunların dışa vurumu oluyor. Altında bastırdığımız bu duygular daha önemli.

 

Bediüzzaman Hz.’nin bir sözü aklıma geldi. “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.” diyor. Kendimizi okumak, kendimizi dinlemek, kendi öz farkındalığımıza varmak; aslında bu duygularla, bu kuvvelerle nasıl başa çıkabileceğimize veya doğru olarak nasıl kullanabileceğimize dair bir yol gösteriyor.

Aynen tabiî ki bu işaretleri keşfetmek, bu duyguları anlamaya çalışmak çok önemli. Öfkeyle beynin ilişkisini sormuştunuz. Bu da sarsıcı bir şey. Normalde insanlar frontal lob yani ön beynini kullanıyorlar. Hayvanlar ise arka beynini kullanıyor. Bizim gibi bazı şeyleri düşünemiyor, konuşamıyorlar vs. Öfkelendiğimiz zaman ön beyin iptal oluyor, arka beynimizi kullanıyoruz. İşte o zaman hayvandan daha aşağı mertebeye inme ihtimali var. Buraya dikkat etmeliyiz. Öfke gelmeden evvel bize bir takım işaretler gönderir. Bunları da iyi okumak lazım. Örneğin; arabanın benzininin bittiğini nasıl anlarız? Oradaki düğmeler, ışıklar önceden bize bunların işaretini verir, öyle değil mi? Bizde de öfkelenmeden evvel bazı sinyaller başlar. Belki ellerimiz titremeye başlar, belki içimizde bazı duygular harekete geçer, kalp atış hızımız artar vs. gibi, ondan sonra öfke ortaya çıkar.

 

Peki, aile içerisindeki iletişimlerimiz nasıl olmalı? Eşe, çocuklara bakış açımız nasıl olmalı? Acaba o işaretler aile içerisindeki iletişime nasıl yansıyor? Biraz da bunlardan bahsedelim.

Türkiye’de iyi çocuk kimdir? araştırması yapılıyor. Çok ilginç, uslu hiç sesini çıkarmayan, yerinde oturan vs. gibi bir çocuğu tanımlamayacak şekilde cevaplar geliyor. Bizim beklentimiz bu ama çocuk aslında böyle bir şey değil. Çocuk nasıldır? Hareketlidir, meraklıdır, fıtratı budur. Öncelikle burada bizim doğru bakış açısına sahip olmamız gerekir. Biraz evvel dediğiniz gibi kendimi tanımalıyım, çocuğu tanımalıyım, eşle ilişkiler nedir, nasıl olmalıdır? bunları bilmeliyim. Bir bitki aldığımızda bile nasıl yetiştireceğiz diye araştırıyoruz. Aslında evlenmeden önce de, gerek çocuk yetiştirmeyle ilgili, gerekse eş ilişkileriyle ilgili birçok şeye bakmamız öğrenmemiz gerekiyor. Belki çocukla ilgili kafamızdaki şemalar farklı olabilir fakat yaramaz çocuk iyidir. Hareketli çocuk iyidir. Çünkü hareket duyguları gelişmiştir. Her yeri dağıtan çocuğu gördüğünde anne öfkelenebiliyor. Aslında şu şekilde düşünebiliriz; “ Elhamdülillah çocuğum hareket edebiliyor, elhamdülillah çocuğum sağlıklı bir gelişim gösteriyor!” Aynı zamanda çocuğa fazla hayır demek, fazla engel koymak da çocukta tepkiselliğe yol açabiliyor. Acaba ben hayırlarımı en çok nerede kullanıyorum? Pandemi sebebiyle çocuklarımız evlerde, bu anlamda sabrımız tükendi, öfkelenme duygularımız arttı. İşte ben küçük şeylere hayır onu yapma, bunu yapma dediğimde, acaba büyük şeylerde çocuğum beni dinleyecek mi? O hayırlar benim için kıymetli.

Şu örneği de aklımızdan çıkarmamak gerek; komşumuz geldi, vişne suyunu halıya döktü. Ne yaparız? Canın sağ olsun, hiç önemli değil deriz. Ama çocuğumuz aynı şeyi döktüğünde ona çok büyük tepkiler verebiliriz. Çünkü yetişkin dünyası bizi öyle kabul etmez. Komşuya tepki gösteremezsiniz. Bir şey deseniz çıktığında, “Aman alsın vişne suyunu başına çalsın!” der. Peki, çocuk dünyası? Çocuk biliyor ki başka annesi, babası yok, ben ona istediğimi söyleyebilirim(!) Çocuğumuz bizi neden böyle kabul etsin? Hesabını veremeyeceğimiz şeyleri söylememeliyiz. Çünkü onlar bize emanet. Biz bu emanete ne kadar sahip çıkabiliyoruz?

Eş ilişkilerine gelince, belki onu ayrı bir perspektifte değerlendirmek lazım. Burada da yine kimliklere bakalım. Dışarıda arkadaşlarımla iyiyim, komşularımla iyiyim, patronumla iyiyim ama bir tek eşimle iyi değilim. Eşime sinirleniyorum, ona öfkeleniyorum. Neden? Çünkü orası benim güvenli alanım. Çünkü eşimin beni her şekliyle kabul ettiğini bildiğim bir alan. O nedenle belki orada daha rahatım. Aslında böyle düşünürken bazı şeyleri tüketebiliriz. Örneğin ilişkilerde enerjiler vardır. Ben enerjisi, biz enerjisi, hepimiz enerjisi. Ben enerjisi ne demektir? Ben olarak yani Didem olarak neler yapıyorum? Kitap okumak olabilir, eğitimlere katılmak olabilir, kendime psikolojik anlamda yatırım yapmak olabilir. Biz enerjisi; eşimle neler yapıyorum? Film izlemek olabilir, birlikte dışarıya çıkmak olabilir. Sadece ikimizin yaptığı eylemlerdir. Hepimiz enerjisi ise; ben, eşim ve çocuklarım, hepimiz neler yapıyoruz? Birlikte vakit geçiriyor muyuz? İşte ilişki dengesinde bu 3 enerji eşit olduğu zaman öfke çıkmıyor. Ne zaman çıkıyor? Ben enerjisine hiç yatırım yapmıyorum. Düşünsenize kendimi hiç düşünmüyorum orası sıfır. Sürekli eşime yatırım yapıyorum. Hepimiz enerjisine yani çocuklara da yatırım yapıyorum fakat bana hiç yapmıyorum. Ne olur? Bir zaman sonra patlarım değil mi? Veya eşimle biz enerjisini eksik bırakmışım, sadece kendime yatırım yapıyorum, çocuklarımla süper ilgileniyorum, eşime hiç ama hiç pas vermiyorum. Ne olur? İşte o zaman o buzdağındaki öfkeler aralardaki boşluklardan ortaya çıkar. O nedenle bu enerji dengesi çok önemli.

 

Buradan da eşler arası 5 sevgi dili aklıma geldi. Acaba çocuklarla ilgili de sevgi dilleri var mıdır?

Tabi tabi çocuklarda da aynı sevgi dilleri geçerli. Mesela bazı çocuk fiziksel temastan hoşlanır, bazı çocuklar övülmeyi sever, bazıları size yardım etmeyi sever. Her çocuğun sevgi dili birbirinden farklıdır.

 

Biraz da çocuklarla ilgili günlük yaşadığımız problemlerden bahsedelim isterseniz.

Çocuklardaki öfkenin nedeni yetişkinlerden biraz daha farklı. Çünkü daha çocuk oldukları için kendilerini ifade etmekte zorlanabilirler. İfade yetenekleri bize göre çok daha azdır. O yüzden öfke davranışı ortaya çıkabilir. Bazen istekleri yeterince karşılanmayınca, bazen de çok fazla karşılandığında, en ufak bir şeyi yapmadığınızda bunları görebilirsiniz. Küçüklükten itibaren her isteğin yerine getirilmemesi, çocuğun şımartılmaması, belirli sınırların anne-baba tarafından konulması çok önemlidir. Yine tutarlı olmak… Konulan kurallarda anne ve baba aynı şeyi söylüyor mu? Bunlarda fire verilmemeli. En önemli şeylerden bir tanesi de ceza vermemek! Türk ailelerinde bu çok fazla var. Fakat ceza verildiği zaman çocuk ve ebeveyn arasında umman bir uçurum oluyor. Eğer çocukta kendine, başkalarına, hayvanlara zarar verme davranışları görülüyorsa, bir uzmana giderek yardım alınmalı. Bununla beraber çocuklar çok iyi bir his okuyucudur. Öncelikle biz anne ve baba olarak ne kadar stresliyiz, ne kadar öfke davranışları sergiliyoruz onlara bakmalıyız. Biz biliyoruz ki, çocuklar birçok davranışı, gözlemleyerek taklit ederek ediniyorlar. Bacalarında sürekli öfke tüten bir evden, öfkeli olmayan çocukların çıkması imkansızdır.

 

Öfkeyi kontrol edebilmek için tavsiye edeceğiniz pratik yöntemler var mı?

  • Öfkelendiğimiz zaman çevre değişikliği yapmak.
  • Abdest almak, suyla temas etmek.
  • Zamanlamaya dikkat etmek. Örneğin eşim işten eve geldiği zaman tam o yorgunluğu üzerine değil de, biraz daha ilerleyen saatlerde problemleri konuşmak.
  • Bazı şeyleri görmezden gelmek. Çocuk odasını toplamadı, evet toplaması gerekiyordu ama toplamadı. Kapısının önünden geçerken orayı gördüm çok sinirlendim. O zaman kapıyı kapatmak, onu görmezden gelmek, o an sakinliğimi korumalıyım. Daha sonrasında yine bu konu hakkında konuşulabilir.
  • Alternatifler bulmak, farklı bir yoldan gitmeyi denemek.
  • Kuş bakışı bakmak. Bunu çok önemsiyorum. Öfkelendim bağırıyorum, dışarıdan bir göz olarak ben kendimi görseydim ne hissederdim?
  • Buzdolabı yöntemini kullanmak. Öfkeliyiz birbirimizle anlaşamıyoruz, ilerleyemiyoruz. O zaman bu konuyu kaldırıp, daha sakin bir zamanda konuşalım diyebilmek.

Bir seminerinizde “düşünce düzenlemekte değerler” demiştiniz. Okuyucularımız için bundan da bahsedebilir miyiz?

Evet. Düşünce düzenleme tekniklerinden biri de değerlerdir. Öfke beni bu değerlerden ne kadar uzaklaştırıyor? diye bakmalıyız. Benim değerlerim iyi bir Müslüman olmaksa, Müslüman kişi öfkeli olur mu?

Bu durumda kimi örnek almalıyım? Peygamber Efendimizdeki (asm)  öfke nasıldı? O şecaat dediğimiz cesaretle gelen öfkeyi örnek almalıyız. O nerelerde öfkelenmiş, nasıl davranmış? Ben öfkeli bir insansam, dönüp O’nun (asm) hayatına bir bakmalıyım. Çünkü ben o değerimden uzaklaşıyorum. O esnada yıkıp döktüğümde, etrafı kasıp kavurduğumda ya da çocuklarım beni görür görmez odalara kaçıyorsa, fakat ben aynı zamanda iyi bir Müslüman olmaya çalışıyorsam, işte o değerden ne kadar uzaklaştığımı hatırlamam lazım. O zaman da öfkemiz azalıyor. Çünkü benim değerlerimde böyle bir şey yok. Kalbimin derinliklerine baktığımda, ben aslında hayatımın nasıl olması gerektiğini biliyorum.

 

Hususan ahir zamanda sünnet-i seniyeler bize ışık tutuyor. Resulullah (asm) “Müslüman elinden, belinden, dilinden emin olunandır!” diyor değil mi? Aslında öfkeyi kontrol etmekte ne kadar önemli bir ölçü bu hadis-i şerif. Çok teşekkür ederiz Didem Hanım. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben de Bediüzzaman’ın bir sözüyle bitireyim o zaman.  Hani diyor ya “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar!” diye. Aslında biz her şeyi biliyoruz, İslamiyeti biliyoruz, Müslümanca yaşamanın nasıl olması gerektiğini biliyoruz ama bazen sanki gözümüzü kapıyoruz. Bazen bazı şeylerin gözümüzün açılmasına sebep olması gerekiyor. İnşaallah bu röportaj da buna sebep olur, bir vesile olur diyeyim, böyle bitirelim.

 

İnşallah inşallah…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*