Düşünceler

Duru bir muhabbet

Toprak iken insan, insan içinde sevgi. Ağacın kuşu, gözün geceye benzeyen siyahlığında gündüzü andıran beyazı.1 Güneşe veçhesini çevirebilecek yürek, mehtaba dizeler sıralayabileceğin ta kendisiyken. Bir nefes dolusu şükür ile bakileşir de… Soluk anlam bulur, varlık mana olur, sabit cansız olur. Gülün de dikeni vardır nihayetinde. Toprağın da taşı. İnatta sükût etmiş gümraha ne söylense, çabalar lâf-ı güzaf olarak kalır. Fersah fersah geride, mazi aynalarındaki akisler kaybolmuş sanılıp, çoklukla gizlenmiştir sadece.

Nedamet içinde dua ile başlayan hayırlar ve beşaretler mahfuzdur oysa. Yettiğini sandığımız sabrımıza daha nicesi eklenir, insan var olur da, insan olur. Âdem iken kul olur. Bitmez bellediğimiz nice vakit tükenir, hayat dediğimiz şişeler kırılır, mücella cam değil elmas olur sahibine. Elmas cevherleri dökülür yüreğimizden, açılan yollarımıza. Yollarımız kendini bilmekle, haddinde kalmakla… Daha neleri, bir çocuk saflığında ve acemiliğinde kabullenerek. Akabinde akıl yürütüp, zihnin Fettah ismi cevherine sığınmasıyla açılır birer birer. Yollarımıza düşmez kara gölgeler. Düşecek olsa bile gölge halinden öteye geçemez. Sırf gölge olur, gölge kalır, mevhum bir suretten ibaret olmaktan kurtulamaz. Badehu hislerimizi atıl eden. Varlıkları anlık, suretleri anlık, siretleri neredeyse sırf bir bulut… Rüzgâr ne yöne eser de, nereye sürükler ise artık…Kimi gölge misali kaybolur. Elhasıl böylesi, insanı ancak yarı yolda bırakır.

Kimisinin gölgesi ise sizi Temmuz sıcağından korur varlığıyla. Munis ve enis sahip olduklarımız her daim hazırda durur. Bizi muhabbetle kucaklar. Üzgün isek teselli eder, sıkılmış ruhumuza ferah bir şerbet olur. Sırlarımıza muhafız, dertlerimizle ihrak olur. Mutluluğumuza katmerdir, ye’simizden mustarip. Neredeyse hislerimize ıttılaı vardır. İster eş/evlat olsun, ister ana-baba. İster ise hiç kan bağı olmasın muânaka ettiğimizle aramızda. Umutsuzluğumuza yemyeşil bir mevsimin gündüzüdür. Üstelik bununla yetinmez, bizimle arşınladıkları yollarda gecelerimizde de nöbet tutar bizim yerimize. Sonsuz muhabbetten gıdalanan o safiyane aynalarda akseden sevgi asla bitip tükenmez. Bahanesi yoktur ayrılığa. Bâbeynin hangi tarafında olursa olsun fertleri. İster faniye bakan faslında, ister ebede uzanan ucunda… Emelleri ihya edecek muhabbetin asıl sahibi bâkidir nasılsa. Ne kayıp vardır, ne de yad. Sevdikçe çoğalır, merhamet ettikçe yeşerir. Ve şefkatle kavileşir. Aynadan aynaya aksettikçe güçlenip ziyadeleşir nuru.

İnsan denilen o öze, tatlı bir söz, simada hoş bir tebessüm bir umman oluverir. Açılır güller misal yüreklerde. Biri birsiz olamaz kardeş misali sevilenler. Hâk rızası için bağrımıza bastığımız yürekler. Ne olursa olsun kırgınlıklar anda kalır, muhabbet ise daim. Dostluklar ise ebedi olarak başlar. Muhabbetdârâne dar-ı gurbetten geçmek âsân olur elbette o muhacire.

Ne güzeldir yaşamak, tatlı bir visali paylaştığımız candan öte kardeş bildiklerimizle. Ne güzeldir dünya yolculuğu dünyada husumet yerinde uhuvvetle, tesanütle ve de şefkatle…Itnâb-ı makbul olan bu kadar kâfidir kendimce.

“…O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehval ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal’an, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal’a-i İslâmiyeyi küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.”2

 

Dipnotlar

1) Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.471.

2) Bediüzzaman Said Nursi,  Mektubat, s. 317.   Nuriye Sağdıç

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*