Kurşun Kalem

Sıla-i Rahmin Düşmanı: SU-İ ZAN

Su-i zan kelime anlamı olarak kesin delillere sahip olmadan kişilerin davranışlarını kötüye yorumlamak demektir. Sosyal hayat için olmazsa olmaz diyebileceğimiz “hüsn-ü zan” kelimesinin yani mümkün olduğunca olaylar ve kişiler hakkında iyi düşünmenin zıt anlamlısıdır.

İnsan ilişkileri oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir ve çoğu zaman bu ilişkilere hüsn-ü zan hakim olmazsa içinden çıkılmaz bir hal alabilir ve akrabalıklar, komşuluklar, arkadaşlıklar geri dönüşü olmayan bir şekilde bozulabilir. Özellikle de akrabaların birbiriyle ilişkisinin kopması kat’ı sıla-i rahim olarak hadis kaynaklarında ve Risale-i Nur’da[1] büyük günahların arasında sayılmaktadır. Böyle bir duruma düşmemek için ise düşmanımız olan suizan kavramını iyi tanımamız gerekmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de geçen firavun ile sihirbazlar arasındaki konuşma bu konuda manidar bir örnektir; Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi? Şüphe yok ki bu, halkını şehirden çıkarmak için orada kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!”[2] Burada görüldüğü gibi sihirbazların son derece samimi bir şekilde verdikleri Allah’a iman kararını hiç bir şekilde delili olmadan kendi algısına göre yorumlayan firavun çok büyük bir zülmün içine düşmüştür. Buradan yola çıkarak su-i zannın bir firavun ahlakı olduğunu söyleyebiliriz.

Peygamber Efendimiz (asm) de bu konuda çok önemli uyarılar yapmıştır. Mesela Hz. Üsame bir gazvede tam kılıcı indireceği anda şehadet getiren birini öldürünce, Hz. Peygamber (asm) ona çok kızmıştı. O kendisini, “korkudan şehadet getirdi” diye savununca, “kalbini mi yarıp baktın” cevabını almıştı.[3]

Bediüzzaman Said Nursi de ömrü boyunca su-i zanlara maruz kaldığını şu sözleriyle dile getirmektedir; Ehl-i dünya bana der: “Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa’yi ile geçinenleri istemiyoruz.”[4] Burada da görüldüğü gibi hayatı boyunca karşılıksız hiç bir şeyi kabul etmeyen birine başkasının çalışmasıyla geçiniyorsun isnadında bulunuyorlar ve yine diğer başka isnadlar arka arkaya geliyor.  Bu isnadlara ve suizanlara karşı ise çok önemli bir hukuktan bahseden Bediüzzaman,imkanatı vukuatla karıştırmamak gerektiğini ve ‘’Napolyon’un dediği gibi, “Bana te’vili kàbil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla idam edeyim.” Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, te’villerle cürüm ve suç teşkil etmesin?’’ diyerek yanlış tevillerin yani su-i zanların nasıl zulümlere götürdüğünü çok veciz bir şekilde anlatmıştır.

Psikoloji biliminde ‘niyet okuma’ olarak da tarif edilen su-i zan içeren düşünceler kendi şahsi hayatımızda birçok sıla-i rahim görevimizi yerine getirememize ve zulümler içine düşmemize sebep olabilir. Mesela görmediği için selam vermeyen yakınımız için bizi sevmiyor olduğunu düşünmek veya bir konuda farklı bir düşünceyi savunan birinin bizi rezil etmeye çalıştığını düşünmek gibi suizanlar ve daha niceleri ilişkilerimizi bozmakta ve uhuvvet ve kardeşlik bağlarını koparmaktadır. Hem bizi ahirette mes’ul hem de bu dünyada ehl-i ilhadın ayaklarının altına atmaktadır.

Bu şekildeki dünyevi ve uhrevi zararlardan kurtulmanın ve sıla-i rahim gibi oldukça önemli bir görevi yerine getirmenin formülü ise hüsn-ü zan mümkün oldukça, su-i zanna girmemektir.

Dipnotlar

1) Barla Lahikası, 259. Mektup. 2) A’râf Suresi – 123. 3) El-Vakidî, Kitabu’l-Meğazî, 1/295. 4) Mektubat, On Altıncı Mektup

 

Psk. Sueda Erdoğan

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*