Not Defteri

Bir kâinat yolcusunun müşahedeleri

“Nekaisten müberra olmak, cinan-ı cennetin mahsusatından ve her kemâle bir noksanı karıştırmak, şu âlem-i kevn ü fesadın mukteziyatındandır.”. (Eski Said Dönemi Eserleri, Münâzarât, Y.A.N., 2017, s. 18)

Kevn oluş, fesad bozulma demektir.

Yaşadığımız alem cennet gibi sabit değildir, her an değişim halindedir. İlkbahar-sonbahar, sabah-akşam, gençlik-ihtiyarlık, iyilik-kötülük, sevinç-üzüntü… “kevn ü fesad” ın örnekleridir.

Hasıl-ı kelam zıtlıklarla dopdolu bir alemde yaşıyoruz. Alemin çarkları keyfimize göre dönmüyor. Peki bu zıtlıkları iç dünyamızda nasıl anlamlandıracağız? Hangi temeller üzerine oturtabileceğiz?

Varlık aleminin iki yüzü

Alem sarayında muhatap olduğumuz her şeyin, her varlığın, olayın  “mülk ve melekût” olmak üzere (aynanın iki yüzü gibi) iki yüzü olduğunu, zıtlıkların mülk yönünde (zahirde görünen tarafta), uyum, ahenk, güzellik ve iyiliklerin, müspet manaların perde arkasında (melekut tarafta) bulunduğu hakikatini iç dünyamızda yerleştirmek zorundayız. Dünya imtihanımızın ana sorusu bu…

Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz sınır konulmayan şehvet, akıl, öfke duygularımız, günlük hayatımıza menfaat çatışmalarını, karamsarlık, ruh çöküntüsü, gerginlik ve endişeleri taşır. Zıtlar aleminde (alem-i kevnü fesad) bu duygular fırtınalı denizde yol almaya çalışan gemi gibi bir taraftan öbür yana sarsar durur bizi. Böyle anlarda ruhumuz, kalbimiz, latifelerimiz gıdasızdır, zayıftır, kararsızdır…

Eşyanın hakikati

Peygamberimizin (asm) “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster!” duasını sıkça yaptığını yazar kaynaklar. Eşyanın hakikati  Rabbimizin isimleridir yani esma-i İlâhiyelerdir. Yaşadığımız alem esma-i İlahiyenin aynaları hükmündedir. Olayların arkasındaki esma-i İlahiyeye nazarlarımızı ne kadar çabuk çevirebilirsek ruhumuzu ve kalbimizi, latifelerimizi o kadar çok gıdalandırır güçlendiririz.

Rabbimizin isimlerini yaşadığımız her şeyde farkedip, görebilmek kalbimizin ruhumuzun latifelerimizin gıdası, hayat iksirleridir.

“Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi ‘Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler’ de pencerelerden seyret, içlerine girme” hakikatinde olduğu gibi bizler aslında “gözlemci-müşahid” konumunda olmalıyız. Aksi takdirde zıtlıklar  aleminde (alem-i kevnü fesad) perişan oluruz.

Allah her şeyi en güzel şekilde yapar. Esma-i İlahiye güzeldir. Lakin bazı şeyler bizzat, bazıları neticesi itibarıyla güzeldir.  Varlık alemindeki her şey sonuç olarak esma-i İlahiyenin akisleridir.  Bu hakikate “itimat ve itikad” güven, muhabbet, şevk, gayret, ahenk  gibi tüm müsbet manaları beraberinde getirir.

Olaylar anlam kazanır. İç dünyamızda duygularımız, ruh halimiz sağlam zemine oturur. İç huzur “nokta-i istinad ve istimdat ile” sağlanır.

“İman tevhidi, tevhid teslimiteslim tevekkülütevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder” manaları böylece iç dünyamızda yaşanır.

Velhasıl

Yunus Emre “Hoştur bana Senden gelen ya gonca gül yahut diken, ya hilkatu yahut kefen, Lütfun da hoş, kahrın da hoş…” derken bizce bu manaları murat eder…

Özet alanına: Rabbimizin isimlerini yaşadığımız her şeyde fark edip, görebilmek kalbimizin ruhumuzun latifelerimizin gıdası, hayat iksirleridir.

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*