Düşünceler

Bir şöhret-i kazibe

Hayat aynasını bulduğu andan itibaren, kendisini tanımladığı misalleri adedince bedenlerde tahavvül eden insan. O parlak ve cilalı ayna kırılana dek ne hallere bürünür? Sahip olduklarıyla neleri yansıtır? Nefesini avuçlarında tutamadığına boğdurmak. Eline geçmeyene ise hülyalarında kaybolup eseflenmek. Az buçuk maddi varlığıyla aciz ve zayıf vehmi bir cüsseyle var olmak. Kimi, firavun nefsin eline bırakmıştır kimliğini. Artık nereye çekilse o tarafadır yolu, meyli. Kimi, yaşadığı hayatta menfaatin kendisine uğramayanına parmağını dahi kımıldatmayan olur, bencilce. Buhar misalin gürleşmesine, insan ne yapıp ettiğinin farkında, ne de akıbeti düşünecek çabadan yoksundur. Kimi, günü kurtarma derdindedir. Algısında o günde ne varsa, ne bulduysa, gafildir yarından. Kimi, hazır ve cüzi lezzetlerin peşinde, müeccel ve kıymetli olanından ziyade. Sebebini kendisinin dahi umursamayıp, düşüncesinde kafa yormaya oyalanmadığı. Aceleci, müflis, müsrif.

Birbirimizi âdeta elimizden kolumuzdan çekiştirerek teşvik eder olduk taklitçiliğimize. Vakurla başımızı eğmeyi çoktan unuttuk. Elimizdekileri heveslere emanet edip, hislerimizde kendimizi aradık. Cây-ı dikkat, üzücü olanı ise kabuğun kalınlaşıp özümüzü kurutur oluşu. Kulluğumuzu ve insani vasıflarımızı sömürmesi. Riyanın hisleri teshir etmesi,l üzumsuz merakımızı battal edip, var gücüyle farklı aynalardan yansıyana, orada olana bitene. Gıpta yerine, kıskançlığı uyandıran haset. Elhasıl katmerleşerek şahitlerini çoğaltan günahlar silsilesi!

Yankılanan şöhret-i kazibe arzusu. Bu zehirli bal şimdilerde gerçek hayata sığmaz oldu. Dünya küçüldükçe, sadece işleyenin kendinde kalmaz ettiği. Sirayet ettiği ne varsa, aynı kuyuya çeker cümlesini. Cahiliyede ayakları yere vurmak misüllü… Cehl-i mürekkeb içinde iken, ne olup bittiğinin, her şeyden haberdar olduğunun zannında yazık ki insan! Bilgi sarmalının cehlistanından çıkamayan cahiller olarak o uçsuz bucaksız sokaklarda. Me’şum gölgelere gülümseyip dururken ruhun ağlayışlarından bihaber. Ömrün bile yetemeyeceği bir ölçüde sınırsızlıklarımız. Kâinat defterine yazılan sayfalarımız mislince… Güya kaybolan misallerin izdüşümünde.Caymazsak bu câzibedâr fitnenin içinde olmaktan; nâçâr oyalanacağız. Hem tövbeye, hem de mürailiği bırakıp samimiyete ihtiyacımız ziyade.

Dünyanın temaşasında her bir varlığın kendine has resm-i geçidi. İnsan denilen aciz mahlûk ayna misal olmaya. Neye? Kime? İnsan kulluğuyla güzel, kulluğuyla değerli. İçimizde var olan o görünme, fark edilme, onaylanma… Vazgeçilemeyeni, terk edilemeyeni gibi biz bîçarlere… Belli ki mecralarını şaşmış, belli ki özümüzde var olan o duygu ve hisler karışmış. Yanlış ve hata yerlerde doyurulmaya çabalanmış. Hakka değil halka tevcih edilmiş yüzü.

Gazel misali sitemleri kış günlerine takıp, peşi sıra gitmek. Soğumuş bir kahveyi yudumlamak kadar geç kalınmış, gözbebeklerine dolan sevgileri bakınmak. Kuytularından seslenen avazına aldırış etmeden. Kolay mı hasretini çektiğin gölgelerden yüreğini ayıklamak? Hayat çekiştirirken; çarkına iflah olmayan/olmadan kaçıp kurtulabilmek. Sonsuz hayatın perdelerinde var olmak. Kaybolmayan, eseflenmeyen, endişe duyulmayan. Ebedi memleketinde mukim olmak! Tüm zerreleriyle, tüm zerrelerince. Unutma insan! Kim olduğunu, kul olduğunu, kimin huzurunda olduğunu. Ve bırak nefislerin oynadığı bu oyunu… Zira elde avuçta ne varsa bir yalancı şöhret uğruna ömrünü heder edeceksin! Küçücük şeyler var, nice büyükleri yutan!

“Bir gaye-i hayâl olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenâsî edilse, elbette zihinler enelere dönerler. Etrafında gezerler.1

Dipnot

  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Lemaat 708

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*