Kapak

Çocuk gelişiminde terbiye-i Nebevi

“Cenab-ı Hak peygamberlere, eşler ve çocuklar vermiştir” (Rad Suresi/38). Bu ayetten de anlaşılacağı üzere peygamberler, sadece insanlığa nasıl kulluk yapılacağını, nasıl ibadet edileceğini göstermekle kalmamış, evlat olarak, baba olarak yapılması gereken noktaları bizzat kendileri yaşayarak insanlara  model olmuşlardır. Bu konuda Üstad Bediüzzaman da “Bir çocukla konuşup söz anlatmak bir filozofla konuşmaktan aşağı değildir” diyerek evlatlarımızın özel davranılması gereken mübarek varlıklar olduğunu söylemektedir. Bizler çocuklarımızın Cenab-ı Hak tarafından bize verilen emanetler olduğunu düşünürsek onlara karşı davranışlarımızda ve konuşmalarımızda da ölçülü oluruz. Evet, emanet kıymetlidir. Onu saklarız, zarar gelsin istemeyiz. Evlatlarımız da Allah’ın bizlere emanetidir. Çocuklarımıza bu cihetten bakarsak davranış ve konuşmalarımızda ölçülü oluruz. Bu ölçüyü de bize terbiye-i nebeviye vermiştir.

 Peygamberler maddî kemalat için de gönderilmiştir

  1. Söz’ün mukaddimesinde: “Kur’an-ı Hakim; enbiyaları, insanın cemaatlerine manevi terakki için pişdar ve imam gönderdiği gibi, maddî yönden terakki etmeleri için de göndermiştir” diyor. Peygamberlerin manevî kemalatından bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu’cizatlarından bahis dahi, onların nazirelerine, benzerlerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşvik-i işmam ediyor, onlara mutlak olarak ittibaa emrediyor. Mesela gemiciler Hazret-i Nuh’u (as) , saatçiler Hazret-i Yusuf’u (as), terziler Hazret-i İdris’i (as)…

Bizler de anne olarak peygamberlerin çocuklarına davranışlarına bakıp, onların çocuklarına yaptığı davranışları taklit ederek bu konuda onların hayatından istifade etmeliyiz.

Baba olarak Yakup Peygamber (as)

Yakup (as) bir babanın çocuklarının davranışları karşısında nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini,  nasıl davranılması gerektiğini çocuklarıyla arasında geçen hadiseyle ders vermiştir. Hepimizin bildiği bir kıssa, Kur’an’da ahsenül kasas olarak geçen Yusuf peygamberin kıssası…

Yusuf  Aleyhisselam babası Yakup Aleyhisselamın  yanına gelerek “Babacığım ben rüyamda 11 yıldızı, Güneş’i ve Ay’ı bana secde ediyorlarken gördüm” der. Yakup Aleyhisselamın oğluna telkini şu şekilde olur: “Yavrum rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insana düşmandır.” Yakup Aleyhisselamın bu telkiniyle kardeşler arasındaki kıskançlık damarını ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz. Başkalarında olmayan ya da onların ulaşamayacağı şeyleri övgüyle  anlatmanın kardeşler arasında olsa bile  zarar verebileceğini anlıyoruz.

Biz de bazen çocuklarımızı  motive etmek amaçlı  kardeşler arasında kıyas yapıyoruz veya başka çocuklarla kıyaslayıp çocuğun içindeki duyguları  kıskançlık ve hasete çevirebiliyoruz.Çocuklarımıza yönelttiğimiz telkinler çocuklarımızda gayret gibi görünse de bu gayretin altında hırs, öfke, haset gibi duygular ortaya çıkabilir.

Risale-i Nur’da duygu kullanım metodu

Duyguları kullanma noktasında Risale-i Nur’da şu metod verilmiş:“Haset etme, hırs gösterme, inat etme dünyayı sevme gibi teklifte bulunma,  bunların yüzünü hayırlı şeylere çevir, mecrasını değiştir dersek ancak  nasihat tesir eder.” Bu kıssada ders almamız gereken bir çok husus var. Onlardan biri de; Bildiğiniz üzere Kardeşler Yusuf’u bir kuyuya bırakırlar ve babalarına onu bir kurdun yediğini söylerler. Yakup Aleyhisselam ise bu elim ve üzücü haberin ardından tek bir cümle sarf etmiş,  karşısında Yusuf’un kanlı gömleği ile duran oğullarının doğruyu söylemediğini bildiği halde onlara bağırıp çağırmamış, hatta “kurt ne kadar yumuşak huyluymuş. Yusuf’u yemiş de gömleğini parçalamamış” demiştir. Yakup Aleyhisselamın sarf ettiği o cümle ise Yusuf Suresinde geçen şuayettir: “Nefisleriniz sizi aldatmış ve böyle bir işe sevk etmiş. Şimdi bana sabır düşer”

Yakup Peygamberin (as) bu duruşu ve sözü asırlara levha olacak nitelikte bir pedogoji dersidir.

Yakup Peygamberden (as) asırlara uzanan pedagoji dersi

Yakup Peygamber (as) nefisleriniz sizi aldatmış ve sizi böyle bir işe sevk etmiş diyerek olayın en başında bile evlatlarını  kötü ilan etmemiş. Yanlış hareketlerini, kişiliklerine değil nefislerine vermiş. Onları  vicdanlarıyla baş başa bırakmış. Kendi hanesine ve hissesine de sabrı bırakmış. Bu da ebeveyn ve çocuk iletişiminin temel ahenginin üzerine bina edildiği önemli bir davranıştır . Çocuğun yaptığı hataya karşı sen kötüsün demekle,  bu yaptığın davranış kötü demek arasında epey fark vardır. İlkinde kötü davranışın tamamını karakterine, diğerinde ise sen iyisin ama bu davranışın kötü diyerek vicdanına seslenmiş oluyoruz. Unutmayalım ki;  çocuklar kendilerini anne ve babalarının cümleleri ve tavırlarıyla anlamlandırırlar.  Üstad Hazretleri bu konuda “fena bir adama iyisin iyisin desen iyileşmesi,  iyi bir adama fenasın fenasın desen fenalaşması çok vuku bulur” demiştir. Anlık hataları genellemek veya yapılan hatalar sürekli varmışçasına bir karakter özelliği olarak adlandırmak insana yapılan hele ki masum evlatlarımıza yapılan en büyük zulümdür. Yapmamız gereken vicdanı harekete geçirmektir. Çünkü akıl sussa da, vicdan hiç susmaz, her zaman Saniini dinler. Bunu da Risale- Nur’daki “Akıl tatil-i eşgal etse de (çalışmayı bıraksa), nazarını ihmal etse, vicdan Sanii (yaratıcıyı) unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de O’nu görür. O’nu düşünür. O’na müteveccihtir (yöneliktir)” ifadesiyle daha iyi anlamış oluyoruz.

Çocukların vicdanına sesleniş: Yakup Peygamberin (as) sabrı

Hz Yusuf’a (as) fenalık etmek ve yalan söylemek kardeşlerinin imtihanı, bu olayı öğrenince vereceği tepki ise baba olan Hazreti Yakup’un (as) imtihanı olmuş. Kardeşlere düşen  vicdan muhasebesi,  babaya düşen ise sabır imtihanı… Nitekim o çocuklar da  babalarının sabırlı duruşu sayesinde vicdanlarını dinleyebilmişlerdir. Ve kardeşlerine kavuşmuşlardır.

Mükemmel evlat mı?

Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Yusuf Aleyhisselamın (as) “ben nefsimi temize çıkarmam, ancak rabbim merhamet ederse o başka” duruşu da; haklı yada haksız fark etmeden her konuda nefsini temize çıkarmaya çalışan biz ebeveynlere ve mükemmeliyetçilik anlayışımıza önemli ders veriyor. Mükemmel insan diye bir şey mümkün olmayacağı gibi mükemmel anne, mükemmel baba, mükemmel çocuk diye bir şey de mümkün değildir. Mükemmel ve kusursuz olmak kemal vasıflarıyla muttasıf olan Cenab-ı Hakka mahsustur. Unutmayalım ki nefis taşıyan herkes hataya meyillidir. Kusurlarımız, hatalarımız,  eksiklerimiz muhakkak olacaktır. Önemli olan bunların farkında olup, yaşayışımızı terbiye edecek en güzel delillere ve bir rehbere müracaat etmektir. Bunun için de en güzel rehber, Üstadın da belirttiği gibi, “Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, onun uygulayıcısı Efendimiz (asm) varken başka delil aramaya gerek yok.” Elimizde bu kadar kıymettar kaynaklar varken; çocuklarımızı terbiye i İslamiye ve Kur’aniye ile teçhiz etmeliyiz. Çünkü bu bizim ebeveynlik vazifemizdir.

 

Esma Nur Adıbelli

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*