Röportaj

Temiz çevre için birlik olalım

5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla, çevre sorunlarını Temiz Toplum Derneği Başkanı Bilal Ay ile görüştük. Temiz çevre konusunda tavsiyelerde bulundu.

Dünya çevre gününe yönelik faaliyetleriniz var mı? Neler yapılmalı?

Tabii ki biz de dernek olarak temiz çevre için gerçekleştirilen çalışmaları destekliyoruz. Her birini önemli buluyoruz. Ancak burada ayırt etmemiz gereken şey bireysel çalışmalar ile organize olarak yapılabilecek çalışmalar. Burada devletler ve uluslararası örgütleri konuşmamız gerekiyor. Ancak burada samimiyet kriteri de önemli bir faktör olarak devreye giriyor. Tek tek bireyler, çevreyi koruyabilirler, geri dönüşüme önem verebilirler, bilinçli davranır ve etraflarını bilinçlendirebilirler ancak dev tesisler, büyük devletler bu adımlara uygun şekilde davranmazsa, istenen sonucu elde etmek çok da mümkün olur gibi görünmüyor.

Tabii ki ifade etmeye çalıştığımız bireysel davranışların önemsizliği değil kesinlikle. Vurgulamak istediğimiz topyekûn bir mücadele. Yoksa başarılı olma şansımız çok kalmıyor.

Örneğin Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj problemini örnek olarak alalım. Burada, sadece İstanbul mu problemin sebebi. Sadece Marmara çevresindeki diğer iller mi? Değil tabii ki. Karadeniz’den gelen bir kirlilikten de bahsedildi. Sınırlarımız dışında Tuna Nehri’nin de Karadeniz’i kirlettiğini biliyoruz. Yani durum oldukça entegre. Mücadelenin de entegre olması gerekiyor.

Temiz çevre için duyarlılık gerekiyor. Toplum bilincini nasıl uyandırabiliriz?

Sosyal medyada geçtiğimiz aylarda bir trend vardı. Nasıl başladı/nasıl bitti şeklinde. Aslına bakarsanız, fotoğrafın büyüğünde bu duruma bakarak, duyarlılığın genel olarak artabileceğini düşünüyorum. Bu konuda da belediyelere büyük görevler düştüğü kanısındayım. Sadece temizlemek, sadece süpürmek, sadece çöpleri toplamak çevre için yeterli değil. Gerekli ama yeterli değil. Yerel yönetimler halka en yakın olan/olması gereken yerler. Bu konuda gerekli bilinci oluşturacak çalışmaları yapmalılar.

Öte yandan dijitalleşmenin arttığı çağımızda mümkün olduğunda baskılı işlerden uzak durulması önemli. Bir reklam uğruna ağaçların kesilmesi ya da plastik atık oluşturulması kabul edilebilir bir durum değil.

Özetle şunu ifade edebiliriz. Biraz daha ilkesel olarak meseleye yaklaşmak gerekiyor. Önceliğimiz ne? İhtiyaçlarımız ne? Kullandığımız şey gerçekten ihtiyacımız mı? Bu ihtiyacımızı nasıl karşılayabiliriz? Doğaya zarar vermeden bu ihtiyaçlarımızı giderebilir miyiz? Kısa vadeli ekonomik çıkarlar uğruna feda edilebilecek bir şey midir çevremiz?

Bu ve benzeri sorulara samimiyetle cevap vererek başlayabiliriz. Bu kişiler için de böyle kurumlar için de devletler için de…

Pet şişe, plastik ambalaj içeren ürünleri kullanmak durumunda mıyız örneğin?

Bu gibi daha günlük hayata dair sorular da sorabiliriz.

Temel çevre sorunları nasıl çözülür?

Meselenin özünde tabii ki insan yatıyor. Ancak buna birey demek oldukça zor. Bireysel olarak bakıldığında karbon ayakizimizi biliyor muyuz örneğin? Su ayakizimizin farkında mıyız? Kirlettiğimiz bir derenin, bizim su kaynağımız olduğunu düşünüyor muyuz? Çöpe attığımız bir yemekte, eskimeden çöpe dönüştürdüğümüz bir pantolonda aynı zaman da su israfı yaptığımızın farkında mıyız? Geri dönüştürülebilir ne kadar maddeyi çöpe çeviriyoruz? Bu ve benzer durumlar, bizim kişisel önlemlerimiz olabilir. Bir üst katmanda devleti/belediyeleri düşünebiliriz. Örneğin onlar ne kadar geri dönüşüm yapıyor? Ne kadar bunu organize ediyor? Üretim tesislerine ne kadar denetim uygulanıyor? Uluslararası alanda alınan kararlar, ne kadar adil ve adilce uygulanıyor? Sorular da listeler de uzuyor. Meselenin temelinde ise insan yatıyor.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*