Tefekkür Dünyası

Eşyanın verdiği huzur

Öyle bir mekândaydım ki gördüğüm eşyalar insanın geçmişte birlikte yaşadığı şeylerdi. Hem de severek kullandıkları, enerjisi çok güzel parçalardı.  Neden tahta kaşık yerini çelikler almıştı, neden bakır tabaklar yerini cam veya porselene devretmişti, neden bakır tencereler çelik, granit diye değişmişti… Neden testiler plastiklere bazen cam olarak yerini almıştı… Neden dokumalar sunileşti… Neden neden diyordu kalbim, ruhum…  Biliyor musunuz eskilerde kalmış dediklerimizi biz terk ettik daha doğrusu ettirdiler. Tüketim sektörü öyle bir çalıştı ki bakırı verdik plastik veya çelik aldık… El dokuma kilimi verdik sentetik halı aldık… Kısacası yeniyi bize aldırmak için eşyalarımıza eski dediler, yenisiyle değiştiriyoruz dediler, bizden aldılar… Sadece eşyayı mı? Hayır her birinin kendine has ruhu vardı, bize huzur veren işte o ruhu aldılar… Bizlerde yeni eşyam dedik ruhsuzlaştık… Neden raflara kalktı, antika oldu, kullanamaz olduk… Gerçi çok az da olsa bunların farkında ve arayışında olanlar var elbet.

Hayal etmeye başlamıştım bile…

Bakır tabakta yemek tahta kaşıkla yenmez mi? Tenceresinde yemek pişmez mi?

Halım, kilimim nerelere gitti. Ağaçtan masam, sandalyem olamaz mı? Evimin tavanı, yer döşeme ahşap olsa.  Aynamın, karyolamın çevresindeki metaller suntalar ağaç olsa ne olurdu ki, neden terk ettik?

Bugünün eşyasını o günün malzemeleriyle kullansak… Şimdiki parçaların içine eskide kaldı dediğimiz parçalar da üretilse, pazarda yerini alsa fakat süs eşyası olarak değil ya da mekânları süsleyen olarak değil… Mesela gaz lambasına elektrik bağlanamaz mı? Su testisi kullanılmaz mı? Çamaşır, bulaşık, makinemin dış aksamı ağaçtan olamaz mı? O kadar çok şey var ki söylenecek… Bize güzel enerji veren eşyalarımızı niye terk ettik… Gerçi biz nesil olarak böyle eşyalarla yaşamadık ki farkı bilelim. Bu eşyaların olduğu bir mekânda bulununca fark ettim ne kadar huzur dolu olduğumu. Eşyanın insana bu denli huzur vereceğini düşünmemiştim. Bu toplum olarak aranılan bir huzurdu. Ne yazık ki toplum olarak uzaklaştırılmıştık. Sonra adı antika olarak kalmıştı. Gerçi bugün biraz daha farkındalık var fakat bu kültür umumi olarak yaşanamıyor. Keşke hayatımızdan hiç çıkmasaydı. Aslında eski dediğimiz eşya ile insan arasında bir bağ oluşuyor ve onun verdiği huzuru, dostluğu, çoğu insan fark etmese de.

Ve Üstadımın sapı kırık kaşığını attırmamasını şimdi daha iyi anladım.

Ayşenur Yaşar

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*