Kapak Röportaj

İnsanlar arasındaki bağlar zayıfladıkça, bağımlılık artıyor  

İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla artan bağımlılıklar, yalnızlaşmış insanları daha çok etkiliyor. Sevgi bağları zayıfladıkça bağımlılıklar artıyor. Bağımlılıkta koşulsuz sevginin önemini ve psikolojik desteğin gerekliliğini Uzman Klinik Psikolog Melike Şimşek Ögel ile konuştuk. Buyrun okuyalım.

  • Araştırmalara göre ekran ve sanal kumar bağımlılığı çocuklar ve gençler arasında hızla artıyor. Bunun sebebi ne olabilir, önlemek için neler yapılabilir?

Evet, özellikle son beş yılda sosyal medya, oyun ve sanal kumar gibi ekran temelli davranışlar oldukça yaygınlaştı. Özellikle ödül duyarlılığı yüksek olan genç grupta bu davranışların yıkıcı etkilerini daha sık görüyoruz. Artık gençler için “oyun” ile “kumar” arasındaki fark giderek belirsizleşiyor. Oyunlarda kullanılan ödül sistemleri, şans kutuları (lootbox), sanal paralar ve puan ekonomileri çocukların beyninde kumar makinelerindekine benzer pekiştireç sistemini harekete geçiriyor. Bu sistem dopamin üzerinden merak, beklenti ve tekrar etme döngüsünü güçlendiriyor.

İşin bir de ulaşılabilir olma boyutu var. Artık bu uygulamalara, oyunlara ulaşmak çok kolay. Bir alışveriş sitesine bile girdiğinizde karşınıza kumar oynama mekanizmalarının gömülü olduğu çarklar çıkıyor. Masum gibi görünen bu uygulamalara bir gencin kapılması bir yetişkine göre çok daha kolay oluyor, ayrıca “zararsız” algısı da oluşturuyor.

Pandemiyle birlikte evde geçirilen sürenin artması, sosyal temasın azalması ve ekonomik belirsizlikler de gençlerde kaçış, kontrol duygusu ve heyecan arayışı gibi motivasyonları tetikledi. Bunun yanı sıra değerler de değişti. Maalesef gençler arasında artık üniversite mezunu olmak çok büyük bir hedef değil. Bunun yerine çok çaba sarf etmeden para kazanmak, popüler olmak gündemde… Sonuçta riskli davranışlar daha erken yaşlarda başlar hale geldi.

Önleme tarafında ise birkaç temel nokta önemli. Çocuklara sadece bir şeyleri yasaklamak değil, bu sistemlerin nasıl çalıştığını, nasıl manipüle edildiklerini anlatmak gerekiyor. Bu noktada da ailenin bilinçli olması, bu kurguları iyi bilmesi gerekiyor. Aslında bağımlılık geliştikten sonra müdahale etmekten ziyade bağımlılığın gelişimini önlemek daha kolay. Önleme çalışmalarının başlaması gereken yer ise aile. Bu nedenle ailelerin küçük yaşlardan itibaren ekran sürelerini düzenlemesi, çocukları ekranla olabildiğince geç tanıştırması, teknolojiyle ilişki kurma biçiminde rol model olmaları gerekiyor.

Önlemenin bir diğer önemli alanı da okul. Okul temelli önleme programlarının artmasına ihtiyacımız var. Sadece bağımlılık odaklı değil; eleştirel düşünme, dürtü kontrolü ve duygusal düzenleme becerilerini geliştiren yaşam becerisi eğitimleri de oldukça önemli. Politika düzeyinde düzenlemeler yapılması; örneğin reklamların, yaş doğrulama sistemlerinin ve sanal ödül mekanizmalarının denetlenmesi çocukları korumak için şart.

Bütün bunların yanı sıra teknolojinin hangi psikolojik boşluğu doldurmak için kullanıldığı da önemli. Eğer gençlere sosyal bağ, güvenlik ve anlam hissini başka alanlarda verebilirsek, ekran bağımlılığı ve sanal kumar ilgisi doğal olarak azalacaktır.
• Bağımlılık gittikçe yaygınlaşıyor ve ciddi sonuçlar doğuruyor. Bağımlılığı anlamak ve önlemek için neler yapabiliriz?

Bağımlılık artık sadece uyuşturucu madde ya da alkolle sınırlı değil; alışverişten kumara, sosyal medyadan ekrana oradan pornografiye kadar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Aslında hepsinin ortak paydası, kısa vadede rahatlama sağlarken uzun vadede yaşamı daraltan bir döngü yaratmaları. İnsan, acıdan kaçmak ya da kendini “iyi hissetmek” için bir şeye sarılıyor; zamanla o şey, onun yerine karar vermeye başlıyor, kontrolü kaybediyor.

Bağımlılığı anlamanın yolu, biraz bu pencereden bakmaktan geçiyor. “İrade zayıflığı” “tercih” ya da “ahlaki bozukluk” olarak görmeden, beyin, duygu ve sosyal bağ üçgeninden bakmak gerek. Çünkü bağımlılık, insanın stresle, boşlukla ve rahatsız edici duygularla baş etme biçimini etkiler. Bu yüzden çözüm de tek boyutlu olamaz. Son yıllarda özellikle sosyal medyadaki iletişimlerin artmasıyla gerçek bağların zayıflaması hatta kaybolması bağımlılık yapan maddelerin veya davranışların artmasıyla ilişkilendirilebilir. O nedenle önlemeyi de üç düzeyde düşünmek gerekir.

Kişisel düzeyde duygu düzenleme, farkındalık ve öz bakım becerilerini güçlendirmek, aile ve okul düzeyinde çocuklara sınır koymanın yanında, duygularını konuşabilecekleri güvenli alanlar oluşturmak, toplumsal düzeyde ise ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetleri sunmak, bilinçli medya kullanımı ve bağımlılık davranışlarını teşvik eden reklamlara sınırlama getirmek.

Kısacası bağımlılığı önlemek, yalnızca bir şeyi “bırakmak” değil; yerine anlam, ilişki ve denge koymakla ilgilidir.

• Dijitalleşen dünyada çocuk ve ebeveyn olmak zorlaşıyor. Büyük tehdit olan teknoloji bağımlılığını psikolojik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, dijitalleşen dünyada çocuk olmak da ebeveyn olmak da artık hiç kolay değil. Teknoloji, çocukların gelişiminde hem bir fırsat hem de bir risk alanı oluşturdu. Asıl mesele, teknolojinin “kötü” olmasından ziyade teknolojinin çocukların psikolojik ihtiyaçlarının yerini almaya başlaması diyebiliriz.

Çocuk için ekran, artık sadece eğlence değil bir rahatlama ve kaçış alanı. Gerçek ilişkilerde zorlandığında, sıkıldığında, duygularını düzenlemekte zorlandığında tek dokunuşla kendini iyi hissettiği bir dünyaya geçebiliyor. Bu dünya, yaşadığı sorunların çözümü gibi görünebiliyor. Bu da beynin ödül sistemini kısa vadede tatmin ederken, uzun vadede dayanıklılığı ve odaklanma becerisini zayıflatıyor.

Ebeveynler açısından da dijitalleşme, sürekli bir kontrol mücadelesi haline gelmiş durumda. “Ne kadar süreye izin vermeliyim?”, “Doğru yaş dönemi ne zaman?”, “Bütün arkadaşlarının telefonu var, alsak mı almasak mı?” gibi sorularla ebeveynlik bir tür teknolojik denge sanatına dönüştü. Aslında çocukluğun küçük yaşlarından itibaren ekranla tanışma yaşı olabildiğince ertelenirse, aile iyi bir rol model teşkil ederse ve ilerleyen süreçlerde de kontrolü sağlarsa teknolojinin “kötü” tarafından ziyade “iyi” tarafıyla da yaşayabilmek mümkün.

Psikolojik açıdan teknoloji bağımlılığı, sadece bir alışkanlık sorunu değil; ilişki kurma, sıkılmaya tahammül etme ve duyguları düzenleme becerilerindeki eksikliğin bir yansıması. Bu yüzden çözüm, ekranı yasaklamaktan çok, çocuğun “neden orada kaldığını” anlamaktan geçiyor. Ebeveynler için en etkili yaklaşım, yasak koymak yerine merakla dinlemek ve birlikte sınır koymak.

İşin sırrı teknolojiyle mücadelede değil, teknolojiyle bilinçli ilişki kurmakta… Çocuğun dijital dünyada kaybolmaması için, gerçek dünyada ona rehberlik edecek bir yetişkine ihtiyaç var.

  • Bağımlılık Akademisi’nden bahseder misiniz, bağımlılıkla mücadelede neler yapıyorsunuz?

Bağımlılık Akademisi’ni, 2019 yılında Prof. Dr. Kültegin Ögel ile birlikte kurduk. Bağımlılık alanında önleme ve müdahale çalışmaları yapan bir ekibe sahibiz. Özellikle önleme çalışmaları konusunda yoğun mesai harcıyoruz. “Bağımlılık önlenebilir” felsefesiyle, farklı yaş gruplarına ve uygulama alanlarına yönelik önleme programları geliştiriyoruz. Kuruluşundan bugüne, Bağımlılık Akademisi tarafından pek çok farklı okulda ilköğretim ve lise düzeyinde, üniversitelerde, belediyelerde ve özel şirketlerde uygulamalar yapıldı.

Her seviyede okul temelli bağımlılık önleme programları geliştirdik. Bu programlarımız “Hayat Parkı” ismiyle okullarda uygulanıyor. Aynı zamanda okullarda öğrencilere ve ebeveynlere yönelik seminerler düzenliyoruz. Lise düzeyinde öğretmenlerin önleme çalışmalarında uygulayabileceği “Hayat Bilgisi” adlı bir program da geliştirdik. Yine öğretmenlere yönelik çevrimiçi bağımlılık önleme kurslarımız da BAKADEMİ ismiyle hizmete açık.

Okullarda önlemenin önemine inanıyoruz, bu düşünceden hareketle pek çok farklı çalışma yapıyoruz. Yılın belli zamanları okullarda görevli rehber öğretmenlere yönelik ücretsiz Bağımlılıklara Okulda Müdahale Eğitimi (BOMP) veriyoruz.  Üniversitelere yönelik Toplum Temsilcileri (TOTEM) isimli bir programımız mevcut.  TOTEM, bir akran eğitimi özelliği taşıyor.

İş yerlerinde de önleme çalışmaları yaptığımız “Hayat Plaza” adlı bir programımız var. İş yerlerinin ihtiyaçlarına göre tasarlanan bir program. Bunlara ek olarak önleme çalışması yürüten birçok kurum ve kuruluşa önleme danışmanlığı hizmeti vermekteyiz. Merkezimizde bireysel bağımlılık tedavisi, ailelere danışmanlık ve grup çalışmaları da yürütmekteyiz.

  • Bağımlılıkta ailenin tutumu nasıl olmalıdır, ailelere ne tavsiye verirsiniz?

Bağımlılıkla mücadelede aile, en önemli koruyucu faktörlerden biridir. Maalesef aynı zamanda aile ve aile ilişkileri bir risk faktörü haline de gelebilir. Çünkü bağımlılık bir “kullanım sorunu” değil, çoğu zaman bir bağ kurma sorunudur. Kişi içsel boşluğu, değersizlik duygusunu ya da çatışmayı bir maddeyle, ekranla ya da bağımlılık yapıcı bir davranışla doldurmaya çalışır. Bu noktada aile ilişkileri ve ailenin soruna nasıl yaklaştığı çok belirleyici olur.

Aile çoğu zaman uç duygular ve davranışlar arasında gidip gelir; bunlardan biri de aşırı kontrol ya da tamamen kayıtsız kalmaktır. İkisi de bağımlılığın temel dinamiklerinden biri olan “güvensizlik” hissini besler. En etkili tutum ne yargılayan ne de görmezden gelen bir yaklaşımdır, yani sınırları olan şefkatli bir tutum da diyebiliriz.

Ailelere önerim öncelikle, yargılamak yerine bağımlı olan yakınlarını anlamaya çalışmaları. “Neden yapıyorsun?”, “Sen iradesizsin, hata yapıyorsun” vs. demek yerine “Bunu yapmak sana ne hissettiriyor, hangi ihtiyacını karşılıyor?” diye sormaları olur.

Kontrol etmek yerine ilişki kurmaya odaklanın lütfen. Davranışı değil, ilişkiyi onarmak daha kalıcı bir çözüm sağlar. Sevgi sınır ister, sınır koymaktan çekinmeyin. Şefkat, sevdiğimiz birinin her isteğini yerine getirmek değil; bazen bazı şeyleri durdurabilecek kadar sevmektir.

Ev içerisinde kurallarınız olsun, bu kuralları net ve anlaşılır şekilde koyup uygulayın. “Geç gelme, erken yat” gibi kurallardan ziyade “saat 10’da evde ol, 11’de uyku saati” gibi daha belirli ve net kuralların olması önemli. Karşımızdaki kişinin değişmesini bekliyorsak bizim de bazı şeyleri değiştirmemiz gerekebilir. Bağımlılık sürecinde ailenin de kendi tutum ve davranışlarına bakması, değiştirmesi gereken noktaları tespit edip bunlar üzerinde çalışması gerekir.

Bağımlılığın bağ kurma ve güven ile ilişkisinden bahsetmiştik. Bu süreçte mutlaka aile içi bağların gözden geçirilmesi, ortak geçirilen zamanın, yapılan aktivitelerin artması gerekir.

Bağımlılık bir aile hastalığıdır, yani, sadece bağımlı olan bireyi değil, tüm aileyi etkiler. Aile üyeleri de dinlenmeye, desteklenmeye ve nefes almaya ihtiyaç duyar. Böyle bir durum yaşarken kendiniz için de destek almayı ihmal etmeyin.

  • Teşekkür ederiz.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*