“Azâmetli bahtsız bir kıt’anın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sâhipsiz bir kavmin reçetesi; İttihad-ı İslâmdır.”
İttihadı İslam; Kimimiz için hasretle beklenen, kimimiz için gerçekleşeceğine dair ümitlerini yitirmiş olduğu, kimimiz içinde ise hiç niyetinde, hedefinde dünyasında var olamamış bir hakikat.
Pek neden her Müslümanın hedefinde İttihad-ı İslam yoktur ve neden kimi gerçekleşeceğine dair ümidini yitirmiştir?
Bir Müslümanın dünyasında İttihad-ı İslam’ın olmayışı veya gerçekleşeceğine dair ümitlerini yitirmiş olmasının sebebi onu yanlış yerde, yanlış şekilde aramakta ve anlamakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu yanlış algının izalesi Risale-i Nur’dan İttihad-ı İslam’ı anlamaya çalışmak da mümkün olacaktır.
İttihad-ı İslam’ı birçok açıdan ele alabiliriz. Siyasi, toplumsal, kültürel, ekonomik ve bireysel yönleri bulunmaktadır. Doğru anlamak adına Risale-i Nur’a baktığımızda zannedilenlerin aksine İttihad-ı İslam siyasi bir birliktelikten ziyade bireylerin kalplerinde başlayan daha çok manevi, ilmi, ahlaki ve imanî bir birliktir. Bu hakikati anlayıp kabul ettiğimizde İttihad-ı İslam’ın kapıları aralanmaya başlayacaktır.
İttihad-ı İslam’ın anlaşılması ve gerçekleşmesi açısından bir çerçeve çizecek olursak, bunun ilk adımı inanç diyebiliriz. Bu zamanın farz vazifesi olduğu hakikatini unutmadan, kalpteki o ateşi diri tutmaktır. Sonrasında ise İttihad-ı İslam’ın önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır.
Hayatının ve hizmetinin gayelerinden biri olan Bediüzzaman Hazretleri İttihad-ı İslam’ın önemini, gerekliliğini ve gerçekleşmesinin hem İslam âlemi hem de insanlığın selameti açısından ne kadar güzel neticeler vereceğini ifade etmektedir. Bunun yanında İttihad-ı İslam’ın tahakkukunun, kalplerin uhuvvet-i imaniye ile birleşmesine bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Yani kalplerde oluşacak olan kardeşlik bilinci İttihad-ı İslam’ın netice verecek en temel unsurdur. Bu duygu ve inanç imanın gereğidir. Bediüzzaman, iman varsa elbette uhuvvet olur, uhuvvet varsa da elbette İttihat olur diye ifade etmektedir.
O zaman İttihad-ı İslam’ın en temel şartı kalplerde uhuvvetin teminidir diyebiliriz. Dolayısıyla İttihat bireylerden başlayıp toplumda netice verecek bir nevi parçadan bütüne e doğru gerçekleşecek bir hakikattir. Biz Müslümanlar Efendimiz’ inde (asm) şiddetle üzerinde durduğu kardeşlik, muhabbet duygularını kalplerimizde yerleştirdiğimizde İttihad-ı İslam’ın ilk kıvılcımı çakılmış olacağız.

Mü’minlerin kendi aralarındaki en önemli vasfı, “Mü’minler ancak kardeştirler”
âyet-i kerimesinin de vurguladığı gibi kardeşliktir. Bu, soy kardeşliğinin
ötesinde ihlas, iman, takva ve amel-i sâlih bağları ile kurulan bir
kardeşliktir. “Hayat sahibi bir vücut için “ruh” neyse, İslam âlemi ve insaniyet
âlemi için de “kardeşlik” odur. Çünkü İslam kardeşliği, İttihad-ı İslam’ın
çekirdeği konumundadır. Kardeşlik aynı zamanda dünya barışının da oluşmasına
zemin hazırlayacaktır.
Nitekim Bediüzzaman Hazretleri İttihad-ı İslam’ın nizamnamesinin sünnet-i nebeviye olduğunu ifade etmektedir.
Hâl böyleyken İslam toplumları hasretle İttihad-ı İslam’ı beklerken ve İttihat-ı İslam ise müminlerin kalbinde iman muhabbet ve kardeşlikte mümkünse, tüm gücümüzle İhlas ve uhuvvet hakikatlerinin tatbike çalışmakla vazifeliyiz.
Yine Risale-i Nurun İttihad-ı İslam izahların içinde marifetin önemini görmekteyiz.
Eğitim İttihad-ı İslam’ı temin eden en önemli şartlardan birisidir.
Bediüzzaman cehalet, yoksulluk ve ihtilafın ittihada engel olduğunu söyleyerek bunu
aşmanın yolu olarak sanat, marifet ve ittifakı önermektedir. Müslümanların cehaletinden
faydalanan Batılılar onları birbirlerinin aleyhinde kışkırtmışlar ve çatıştırmışlardır.
Cehaleti ortadan kaldıracak olan eğitim modelini ise Bediüzzaman şu şekilde beyan
etmektedir: “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir, aklın nuru fünûn-u medeniyedir. İkisinin
imtizacıyla hakikat tecelli eder.”
Yine İttihadı İslam’ın önündeki engellerden bazıları da menfi milliyetçilik, tembellik, nemelazımcılıktır. İslam âleminin hali hazırdaki vaziyetine baktığımızda bunların Müslümanların yaşantısında çokça göründüğüne şahit oluyoruz. Özellikle kendi toplumumuzda menfi milliyetçiliğin verdiği maddi manevi zararların üzülerek şahit olmaktayız. İttihad-ı İslam’ın gücünün etkisinin farkında olan ehli dalalet ise durman bu milliyetçilik damarından tüm Müslümanları vurmaya çalışmaktadır.
Hasıl- kelam İslamiyet’in gereği olan sanat marifet ve ittifakı, İslam milliyetçiliği kılıcını kuşanmalı kalplerde iman ve muhabbeti yerleştirmeli ve Cenab-ı Haktan ittihadı İslam’ı niyaz etmeliyiz. Hâli alemin durumundan ümitsizliğe düşmeden, amaç niyet hedef ve gayretimizi o önemli saadet anahtarı olan İttihad-ı İslam’a çevirip nimetlerinden istifade etmeliyiz.
Fatma Aydın Demir







