“İlahi defter Kader” kitabı yazarı Eğitimci Ali Sarıkaya ile, kaderin gayret boyutunu konuştuk. İstifademiz bol olsun.
Yazar hakkında
Ali Sarıkaya, Adana’nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. Bir yıl Afyonkarahisar’da Kur’an Kursu öğretmenliği yaptı. Sonra 1972 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne girip 1976 da mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Öğretmenlik yaparken, Harran Üniversitesi Kelam anabilim dalında yüksek lisans yaptı. Osmaniye’de yaşamaktadır.
Euro Nur (saidnursi.de) internet sitesinde haftada bir yazıları yayınlanmaktadır. Aynı internet sitesinde “Peygamberimizin iletişim tekniği” diye bir dosya yayınlandı. “Risale-i Nur’da İlmi Kelam” adlı bir çalışması tamamlandı, yayına hazır. “Peygamber Efendimizin (asm) çocukluğu ve gençliği” adlı çalışma tamamlandı, yayına hazır.
• “İlahi defter Kader” kitabını nasıl yazmaya başladınız?
Bunun uzunca bir hikayesi var. Osmaniye Meslek Yüksek Okulu öğrencileri ile Pazar günleri bir mekânda buluşup sohbet başlatmıştık. Bir müddet devam ettikten sonra 26. Söz Kader Risalesi okumalarına başladık. Bu sohbetler gayet verimli geçiyordu. Gençlerin hararetli soruları konuları derinlemesine sohbet etmeye teşvik etti. Soru cevaplarla konular daha anlaşılır hale getirilmeye çalışılıyordu. Sohbetten ayrılıp eve gelince o günkü konuşulanları bilgisayarda kaydedip onları yazılı hale getiriyordum. Bu şekildeki Kader Risalesi sohbetlerimiz bir buçuk yıl kadar devam etti.
Kader konusunun detaylı şekilde okunması tamamlanmıştı. Sonra yüksek lisans tezi esnasında da bu çalışılmaya konu devam etti.
Konu kitaplaşma safhasına gelince kaderle ilgili kelami tartışmaları ayıkladık. Her kesimden insanın okuyup anlayabileceği bir üsluba taşıdık ve böylece bu kitap ortaya çıktı. Allah’a binlerce hamd olsun, istifadeye vesile oldu. Bir İlahiyat Fakültesinin ders kitabında da kaynak olarak gösterildi.
Kader bir planlamadır
Kader denince akla ilk gelen şey miktar ve ölçüdür. Yani, her şeyin belli miktar ve ölçü ile meydana gelmiş olmasıdır. Sanki kader, her varlık için özel olarak tasarlanmış bir kalıptır, yaratılan her şey o kalıplara dökülmektedir. O miktar ve ölçünün dışında, kader kalıplarına girmeden hiçbir eşya meydana gelmiyor. Bu çok harika bir planlamadır. Hiçbir şeyin tesadüfen, başıboş olarak ortaya çıkmadığını net bir şekilde göstermektedir. Her şeyin dizgini Allah’ın elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanında olduğunu ifade etmektedir.
• Kader gayrete aşık mıdır? İnsan, çalıştığının karşılığını alması için ne yapması gerekir?
Bu âşık tabirini çok sevmiyorum. Ancak insan iradesine bağlı olan fiillerde, kader tespiti insan iradesine bağlı olarak çalıştığı için gayreti ister. Bu tabir, bu manada kullanılıyorsa olabilir. Bu bir irade beyanıdır.
Allah’ın kullarına bahşettiği, verdiği ve bir şeyi yapıp yapmama konusunda serbest bıraktığı potansiyel gücü, yapmaya veya yapmamaya, yani ikisinden birine yönlendirmesine cüz’i irade denir. İhtimallerden birine yönelmektir. Bu meyil, bu yönelme, insana ait bir iştir. İnsan bunu hür iradesi ile yapar.
İnsan iradesi dışındaki kaderin tespiti ise doğrudan Cenab-ı Hakka aittir. Onda insanın tasarrufu yoktur. İnsan ömrünün ne kadar olduğu, vücudundaki hücrelerin ne kadar ve ne şekilde bir araya gelip o insana özel şeklin ve vücudun verilmesi… gibi konular kişinin iradesi dışındadır. Doğrudan Allah takdir ve tayin eder.
İnsan iradesi içindeki kısımlarda meylini ve tercihini kullanır. Kaderin tespiti de buna uygun olarak gelir. İradesi dışındaki işlerde ise inkıyat ve itaat etmesi, teslim ve tevekkül göstermesi lazımdır. İradi işlerde tercihinin; iradesi dışındaki işlerde de inkıyat ve itaatinin neticesini görecektir. Yani herkes yaptığının karşılığını bulacaktır.
• Kadere inanmak hayatımızı nasıl etkiliyor?
İnsanların dünyaya sığmayan emelleri vardır. Her varlık gibi bir kemale doğru koşmaktadır. Bütün ömrünü, bu emellerini elde edebilmek, gerçekleştirebilmek için harcamaktadır. Kendi güç ve kuvveti bunların binden birisine kâfi gelmemektedir. Bu acizliğin manevi yükü altında çok dehşetli azap çekecektir. İhtiyaçlar çok fazla, elindeki güç ise çok azdır. Bunları gerçekleştirmek için sermaye de çok az. Bu az sermaye ile o büyük emellerin peşinde koşturup duracaktır. Bütün dünya bir araya gelse, bir insanın isteklerinin altından kalkamayacaktır.
Bu uzun yolculuk için dünya gemisine binilmiştir. Gemiye, geminin sahibine ve onun rotasına güvenmekten başka çaresi yoktur. Binilecek başka gemi de yoktur. Aklı başında olan yolcu, gemiye biner binmez, yükünü sırtından indirir. Uygun bir köşeye koyar ve istirahatine bakar. Bilir ki, o gemi padişahındır. Onun memleketine doğru yol almaktadır. Zahmet ve külfeti, padişahın kanununa bırakır, kendisi O’nun merhametine sığınır, çok büyük bir lezzet alarak yoluna devam eder. Kadere inanan, kederlerden kurtulur.
Kadere iman, hadiseleri başıboşluktan kurtarır. Kâinatın hiçbir yerinde, hiçbir hadisesinde tesadüfün yerinin olmadığını, her şeyin bir plan dâhilinde meydana geldiğini ortaya koyar. Kâinatta hiçbir hadise başıboş değildir. Yolda yürüyen bir insan, arabaları, trafik ışıklarını gördüğünde, arabaların içinde onları idare eden birinin varlığını hissettiğinde, bilir ki onların bir kaptanı var, bir yol haritası var, bir trafik kuralı var, onlar bunlara uyar ve böylece seyahat ederler. Bu bilgi onu kaldırımda rahat yürütür.
Şu dünyada var olan bütün ilim dalları, üzerinde çalıştıkları konularda tesadüfün olmadığını ortaya koymaktadır. Fen demek, plan ve program demektir; ölçü ve nizam demektir.
İnsan da bu nizamın içindedir. Başı boş değildir. Aldanmakta fayda yok, sevkiyat var, ebedler ülkesine doğru gidiyoruz.
• “Kader, insanın iradesini devre dışı bırakıyor” diyen zihniyete nasıl cevap verirsiniz?
İnsan iradesi dışındaki fiillerde zaten insanın iradesi devre dışıdır. Allah, hikmetine uygun olarak takdir eder. Kullarına asla zulmetmez. Hikmetini bilmediğimiz işlerde isyan yerine onun hikmetine güvenmek gerekir. Musa (as) ile Hızır (as) arasındaki yolculukta meydana gelen üç hadise bize Allah’ın hikmetine güvenmeyi ders veriyor.
İnsan iradesi içindeki işlerde ise, kulun meylini kullanması yönünde bir takdir olduğu için iradesi devre dışıdır denmez. Ancak kula düşen sadece meyil ve yönelmedir. Yaratan yine Cenab-ı Hak’tır. Kulun elindeki irade, sofradakini ağzına götürme isteği ve meylidir. Ona götürme gücünü veren ise Allah’tır. O nimet sofraya gelinceye kadar, boğazdan aştıktan sonra yine Allah’ın hikmeti dairesinde işine devam etmektedir. Bize düşen onun hikmetine itimat edip güvenmektir.
• Kader adalettir diyebilir miyiz?
Evet, kader adildir. Hiçbir kimseye zulmetmez. Aslana yırtıcı bir baş ve pençe lazım, işinin gereği onu istiyor, ona o verilmiştir. Koyuna uysal bir baş ve ayak lazım ona da o verilmiştir. Hiçbir zaman kula haksızlık edilmemiştir. Yanlış yapılmamıştır. Ona iki göz verilmiş, iki dudak verilmiş, arasında bir de dil verilmiştir. (Beled Suresi, 90/8-9) Böyle yapılmakla ona haksızlık edilmiştir diyecek bir insan yoktur. Gözün varlığından dolayı şikâyetçi olan hiçbir insan yoktur. Yaratılış gayesi neyi gerektiriyorsa ona uygun olarak donatılmıştır.
Musibetler ise birer ikaz ve imtihan vesilesidir. Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Onların azaba duçar olmalarına asla razı değildir. Hastalıklar ve musibetler birer ikaz edicidir.
“Mer’ayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı haliyle, “Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyade faidemizi düşünür. Madem onun rızası yoktur, dönelim” diye kendisi döner, sürü de döner.
Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin. Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman, اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” (Bakara Sûresi, 2:156) söyle ve merci-i hakikîye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür.” (Mesnevi-i Nuriye, erisale, s. 159)









