Herkesin hikayesi bir aile ile başlar. İnsan anne-babasını, kardeşlerini, içine doğduğu yuvanın maddi ve manevi şartlarını kendi seçimiyle değil, kaderin takdiriyle yaşar. Bu yönüyle aile, kaderin en görünür bir sahnesidir. Ancak aile hayatı yalnızca kaderden ibaret değildir. Aynı zamanda iradenin, sorumluluğun ve gayretin her gün yeniden sınandığı bir imtihan alanıdır.
Günümüzde aile içi sorunların önemli bir kısmı, bu kavramların ya birbirine karıştırılmasından ya da birinin diğerinin yerine geçirilmesinden kaynaklanmaktadır.
Farklı Aileler, Farklı İmtihanlar
Kimi çocuk anneli-babalı, sevgi dolu bir ailede gelişirken, kimi ise sevgiden, merhametten yoksun büyür. Kimi çocuk varlık içinde çeşitli imkanlarla tanışır, kimi ise yoklukla mücadele eder. Evet insan doğduğu aileyi ve şartlarını seçemez, değiştiremez. Peki, O halde insanın eline verilmiş olan cüz’i irade ile tercihleri nerede başlar? İnsan neleri değiştirebilir? Neyden sorumludur? Bu yazı; kader ve gayret ilişkisini aile bağlamında ele alacak, aile içi imtihanları, çocuk terbiyesindeki zorlukları, maddî ve manevî sıkıntıları anlamlandırmaya çalışırken şu soruyu birlikte düşüneceğiz:
“Yaşadıklarım kaderim mi, yoksa gayretimle şekillenen bir süreç mi?”
Kader Ve İrade: Doğru Yerden Bakmak
Kader ve cüz’i iradeyi birlikte düşünerek yola çıkmalıyız. Çünkü kader her şeyin Allah’ın ilminde olmasıyken; biz onun ilminde olduğu için öyle yaşıyor değiliz. Bilakis insan tercih ediyor, bu tercihi ise Allah yaratıyor. Kader; bir ölçüdür, merhametle ve adaletle iş görür. Fakat insan; kendi seçimleriyle kendine kötülük eder ve suçu kadere atar. Kaderim böyleymiş diyerek mesuliyetten kendini kurtarmak ister. Kader çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Ben böyle bir ailede büyüdüm”, “Bizim evde hiç sevgi yoktu” gibi ifadeler bir tespit olabilir; ancak burada durulduğunda kader, hareketsizliğin bahanesi hâline gelir. Oysaki kader, insanı tembelliğe götüren bir anlayış değil; geçmişi kabullenip bugünü inşa etme çabasına davettir.

Ailede İrade En Çok Zor Anlarda Görünür
Aile ortamında irade en çok zor anlarda ortaya çıkar. Kızgınken susmak mı, kırıcı olmak mı? Anlamaya çalışmak mı, savunmaya geçmek mi? Bunların her biri bilinçli tercihlerdir. Ailede sıkça duyulan “Ben buyum” cümlesi, çoğu zaman değişimden kaçmanın örtülü bir ifadesidir. Oysa insan, her gün yeniden seçebilen bir varlıktır. İrade, geçmişte ne yaşandığını inkâr etmez; fakat geleceği oraya mahkûm da etmez. Bediüzzaman Said Nursî bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsanların, hususan Müslümanların bir tahassüngahı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır.’’ Aile hayatının cennet olabilmesi pasif kadercilikten çıkıp, sorumluluk almayı ve gayreti tercih etmekle mümkündür.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu denge net biçimde hatırlatılır: ‘’İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır’’ (Necm suresi 39. Ayet) Bu ayet, insanı aktif olmaya; irade göstermeye ve sorumluluk almaya çağırır. “Babam çok sert bir insan, annemse ilgisizdi” cümlesi bir durum tespitidir. Fakat asıl soru şudur: Ben kendi ebeveynliğimde nasıl bir tutum sergileyeceğim?” İnsan ya gördüğünü aynen tekrar eder, ya da yanlışları fark edip kendisiyle mücadeleye girer.
- Anne, “Benim niyetim iyiydi” diyerek sonuçtan kaçamaz.
- Baba, “Çok çalışıyordum” diyerek duygusal ihmali mazur gösteremez.
- Eş, “Ben buyum” diyerek ilişkiyi çıkmaza sokamaz.
Ailede herkes şu sorudan sorumludur. “Ben bu ilişkide ne yapıyorum?” Gayret olmadan sadece dua, aile hayatında pasif bir bekleyişe dönüşebilir. Oysa aile ilişkileri emek ister. Evlilikte ve geniş ailede kader–gayret dengesini korumak için aşağıdaki hususlara dikkat edilebilir.
- Değiştiremeyeceğin şeyi zorlamayı bırakmalı.
Eşinin mizacı, ailesinin karakteri çoğu zaman kader alanıdır. Zorlamak ilişkiyi değil, direnci artırır.
- Değiştirebileceğin yerde susmamalı.
İletişim dili, sınırlar, saygı alanı gayret ister. Sabır, kendini yok saymak değildir.
- “Ben” dili kullanmalı, “sen” diliyle yaralamamalı.
Suçlayan değil, anlatan bir dil hem kalbi yumuşatır hem kapıları açar.
- Eşle aynı safta durmalı.
Geniş aile meselelerinde en büyük güven, eşlerin birbirine verdiği “yalnız değilsin” mesajıdır.
- Her meseleyi çözmek zorunda değilsin.
Vazifeye gayret etmek insanın görevi, neticeyi sahiplenmek değildir.
- Sabırla biriktirmeyip, hikmetle konuşmalı.
İçte tutulan kırgınlık huzur üretmez. Zamanı gelince, sakin ve net ifadelerle konuşmak rahmettir.
Bunlar gayretin ailedeki somut karşılığıdır. Dua edip hiçbir şey yapmamak; ne kadere uygundur ne de tevekkülün ruhuna.
Evet insan ilişkisini güzele taşımak için üzerine düşen sorumluluğa gayret eder fakat sonuca hükmedemez. Yaptım diye gurura kapılmak da yaptım ama olmadı diye ümitsizliğe düşmek de yanlıştır. Çünkü Allah, kulunun niyetine ve çabasına bakar; sonucu ise kendi takdirine bırakır. Bu idrak, insanı ümitsizlik girdabından korur.
Hasılı; aile hayatında hakiki denge şudur:
- Kader → Şartları kabul etmek
- İrade → Tavrı seçmek
- Sorumluluk → Kendi payını görmek
- Gayret → İlişkiyi inşa etmek
Aile, kaderle başlar; fakat sevgiyle, emekle ve bilinçli tercihlerle ayakta kalır. İnsan ailesini seçemez; ama ailesi içinde nasıl bir insan olacağını her gün yeniden seçebilir.
Aile Danışmanı Halide KEÇELİ







