Kapak

Kadın Ve Mahremiyet

Nesibe Ersoylu Usluer

İslam dini, insanın hem bireysel hem toplumsal hayatını düzenleyen bir sistem sunar. Bu düzen içerisinde “mahremiyet” kavramı önemli bir yer tutar. Mahremiyet; bireyin bedenini, özel alanını ve saygınlığını koruma amacı taşır. Kadının giyimi ise bu mahremiyet anlayışının somut bir yansımasıdır. İslam’da kadının giyimine ilişkin hükümler yalnızca şekilsel değil; ahlaki, sosyal ve psikolojik boyutları da kapsayan bütüncül bir anlayışın parçasıdır.

Özgürlük ve İslam’da Giyim Anlayışı

Modern dünyada özgürlük çoğu zaman sınırsızlık olarak yorumlanırken, İslam’da özgürlük “sorumlulukla birlikte” ele alınır. İslam’a göre insan, Allah’a karşı sorumlu bir varlıktır ve bu sorumluluk onun davranışlarını şekillendirir.

Kadının giyimi de bu çerçevede değerlendirilir. İslam, kadına belli sınırlar koyarken bunu bir baskı unsuru olarak değil; insan onurunu koruma ve toplumsal düzeni sağlama amacıyla yapar. Bu nedenle tesettür, yalnızca bir kıyafet tercihi değil, aynı zamanda bir kimlik ve değer beyanıdır.

Bu bağlamda İslam’da giyim özgürlüğü tamamen ortadan kaldırılmaz; aksine ölçülü ve anlamlı bir özgürlük anlayışı sunulur. Kadın, örtünme sınırları içerisinde farklı renk, model ve tarzlarda giyinebilir. Yani İslam, tek tip bir kıyafet zorunluluğu getirmez; sadece belirli ilkelere uyulmasını ister.

İslam’a göre kadının giyimi; el ve yüz dışında tüm vücudu örten, vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol, sade, temiz ve dikkat çekmeyen nitelikte olmalıdır. Kıyafetler gösterişten, kibirden ve karşı cinsi cezbetmekten uzak olmalı; şeffaf, dar, kısa veya yırtmaçlı olmamalıdır. Ayrıca dışarıda dikkat çekici koku kullanılmaması, yürüyüş ve davranışlarda vakarını korunması da önemlidir. Giyim, kişinin bulunduğu coğrafya ve kültüre göre değişebilse de temel ölçü; örtünmeyi ve mahremiyeti korumaktır. Bununla birlikte kıyafetlerin temiz, düzenli ve iklim şartlarına uygun olması da dinî bir gereklilik olarak vurgulanır.1

Risale-i Nur’da tesettür risalesinde tesettürün kadınların yaratılış özelliklerine (fıtrat) uygun doğal bir ihtiyaç olarak ele alınır. İslam’ın koyduğu sınırların kadının toplumda birey olarak yaşayabilmesi için onun toplumda özgürleşebilmesi adına konulduğu manası çıkarılabilir. Kadının fiziksel ve duygusal olarak daha hassas olduğu, bu yüzden kendini koruma ve saygınlığını muhafaza etme ihtiyacı hissettiği vurgulanır. Bu ihtiyaçtan dolayı örtünmenin, kadın için bir baskı değil aksine bir korunma ve güvenlik aracı olduğu ifade edilir.2

Müstehcenliğin tarih boyunca var olduğu, geçmişte tesettürün kadının statüsünü belirleyen bir sembol olarak kullanıldığı; hür kadınların örtünerek köle kadınlardan ayrıldığı ifade edilmektedir. Günümüzde ise kadının medya, moda ve reklam gibi alanlarda bir meta haline getirildiği, bunun toplumsal değerleri aşındırdığı görülmektedir. Hayâ duygusunun zayıflamasıyla birlikte aile yapısının zarar gördüğü ve çeşitli sosyal sorunların arttığı dile getirilirken, bu durum tesettürün önemine dikkat çeken bir unsur olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede tesettür ile moda arasındaki ilişkinin, modanın tesettüre tâbi olması gerektiği şeklinde kurulması; tesettürün özüne zarar vermeden, onun ruhu korunarak moda anlayışının takip edilebileceği söylenebilir.3

İslam Tesettür Anlayışını Modern Giyim Anlayışı ile Karşılaştırma

Modern giyim anlayışı genellikle bireysel ifade, estetik ve moda trendleri üzerine kuruludur. Bu anlayışta bedenin sergilenmesi çoğu zaman normal hatta teşvik edilen bir durumdur. Ancak bu durum, bazı eleştirilere de açıktır: Kadının metalaştırılması, dış görünüşe aşırı önem verilmesi, toplumsal baskıların farklı biçimlerde ortaya çıkması gibi.

İslam ise kadının bedenini bir teşhir unsuru olarak görmez. Onu saygın bir varlık olarak ele alır ve korunmasını esas alır. Bu nedenle İslam’daki giyim anlayışı, modern sistemden farklı olarak “gösterme” yerine “koruma” odaklıdır.

Örtünme şekli coğrafi ve kültürel şartlara göre değişir. İslam bu hususu insanların kültür ve örfüne havale etmiştir. Bazı insanların bir yerel örtünme biçimini bütün örf ve coğrafyalara dayatması, “Böyle olacak, bundan başkası olmaz.” demesi, doğru değildir.4

Ancak bu karşılaştırma yapılırken şu husus göz ardı edilmemelidir: İslamiyet, örtünme konusunda katı ve tek tip bir ölçü dayatmak yerine, tesettürün genel sınırlarını belirlemiştir.

Bu yaklaşım, İslam’ın kapsayıcı yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Müslüman toplumların farklı coğrafyalarda ve kültürlerde yaşaması, kıyafetlerde çeşitlilik ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla bu durum, İslam’ın değişmez ve tek tip bir giyim anlayışı empoze etmediğini açıkça göstermektedir.

Popüler kültürün zamanla hem laik hem de muhafazakâr kesimleri etkisi altına alarak tüketim, gösteriş ve yüzeysellik temelli bir yaşam tarzı oluşturduğu; bu yaşam tarzının İslami ilkelerle tam anlamıyla örtüşmemesine rağmen Müslüman toplumları da etkileyip tesettür gibi temel bir değeri dönüştürdüğü görülmektedir. Kültürel ve düşünsel üretimdeki yetersizlik, dinin çağın sorunlarına çözüm üretecek şekilde yorumlanamaması ve küresel algıların etkisiyle popüler kültüre yönelim artmakta; özellikle tesettürün moda ve tüketim unsuru haline getirilmesi, onun mahremiyet ve takva boyutunu zedeleyerek manevi anlamından uzaklaşıp gösteriş ve piyasa odaklı bir kimliğe bürünmesine yol açmaktadır.5

Bu durumun çözümü ise tesettürün moda ve popüler kültürün bir parçası olmaktan çıkarılıp hakiki manasına kavuşması ile mümkün olabilir. Bu da tesettürün yalnızca dış görünüşe indirgenmeyip, mahremiyet, sadelik ve takva gibi temel değerlerle birlikte yeniden anlamlandırılmasını gerektirir. Aynı zamanda bireylerin tüketim odaklı yaklaşımlardan uzaklaşarak bilinçli bir duruş sergilemeleri ve dini değerleri hayatın bütününe yansıtan bir anlayış geliştirmeleri önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde tesettür, asli kimliğini koruyarak kültürel ve manevi bir değer olarak varlığını sürdürebilir.

Kadının Sınırları ve Mahremiyeti

İslam’da mahremiyet “avret” kavramı ile ifade edilir. Avret örtülmesi gereken yerler anlamına gelmektedir. Buna göre bir kadının, namahrem erkeklere karşı örtmesi gereken yerleri vardır. Genel kabul gören görüşe göre kadının yüzü ve elleri dışında kalan tüm vücudu örtülmesi gereken alan olarak değerlendirilir. Mahremiyet sadece giyimle sınırlı değildir. Aynı zamanda davranış ve konuşma üslubu, sosyal ilişkilerde mesafe, özel hayatın korunması da mahremiyetin sınırları dahilindedir.

Kur’an-ı Kerim’de, kadınların dikkat çekici şekilde süslerini teşhir etmemeleri ve ölçülü davranmaları tavsiye edilir. Bu, kadının toplum içinde saygınlığını korumayı amaçlar.

Ayrıca erkekler için de benzer sorumluluklar vardır. Erkeklerin de bakışlarını sakınmaları ve iffetli davranmaları emredilir. Bu durum, İslam’da mahremiyetin sadece kadına yüklenen bir sorumluluk olmadığını gösterir.

Fıkıh âlimlerinin çoğunluğuna göre kadının, mahremi olmayan erkekler yanında yüz ve elleri dışındaki tüm bedenini örtmesi gerekirken, bazı âlimler yüz ve ellerin de örtülmesini gerekli görmüştür; ayrıca Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ayakların örtülmesi de gerekli kabul edilirken, Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde bu zorunlu görülmemiştir. Mahrem olmayan kadın ve erkeklerin, günlük hayatın zorunlulukları çerçevesinde birbirlerinin örtülmesi gerekmeyen yerlerine bakmalarına izin verilmekle birlikte, şehvetle bakmak kesin olarak yasaklanmıştır. Mahremler arasında bakılması caiz olan yerlere dokunmak genel olarak uygun görülürken, nâmahremler için bu durum ancak zaruret halinde caiz sayılmıştır. Ayrıca bir kadın ile mahremi olmayan bir erkeğin, başkalarının girişine kapalı bir ortamda yalnız kalmaları (halvet) hadisler doğrultusunda uygun görülmemiş; kadının güvenlik ve iffetinin korunması amacıyla yanında mahremi olmadan uzun yolculuğa çıkması da genellikle sakıncalı kabul edilmiştir. Bununla birlikte güvenliğin sağlandığı veya kadınların toplu halde seyahat ettiği durumlarda bazı âlimler bu konuda esneklik tanımışlardır. Mahremiyet hükümlerinin, Müslümanlar ile gayrimüslim mahremler arasında da geçerli olduğu ifade edilmiştir.6

İslamiyette kadına mahrem ve namahrem olan kişiler belirlenirken temelde iki ayeti kerime esas alınmaktadır. Bunlar şu âyet-i kerimelerdir:

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar. Ziynetlerini ise, görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna, açığa vurmasınlar. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler. Kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan, cariyelerinden, cinsî iktidarı olmayan hizmetçilerinden ve şehvet çağına gelmemiş çocuklardan başkasına ziynet yerlerini göstermesinler. Gizledikleri ziynetleri belli olsun diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey mü’minler, tâ ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 24/31)

 “Size şu kadınları nikâhlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikahlamanız ve iki kızkardeşi birden nikâhınız altına almanız da size haram kılındı. Ancak geçmiş olan müstesnâdır. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Nisa, 4/23)”

Bu âyetleri incelediğimizde; kadın için mahrem olan erkeklerin başlıcaları şunlardır: Babası, kayınpederi, oğlu, kocasının eski hanımından olan oğlu, kardeşi, erkek ve kız kardeşlerinin oğulları, amcası, dayısı, süt kardeşi. Erkek için mahrem olan kadınların başlıcaları şunlardır: Annesi, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, erkek ve kız kardeşlerinin kızları, süt annesi, süt kardeşi, kayınvalidesi, hanımının önceki kocasından olan kızı, oğlunun hanımı. Böylelikle İslamiyet mahremiyet ölçüsünü açık ve kesin sınırlarla belirleyerek, bu konuda kişisel yorumlara ve örfî yaklaşımlara dayalı genişletmelerin geçerli olmadığını ortaya koymuştur; dolayısıyla “kuzenimdir, kardeşim sayılır” gibi ifadelerin, nasslarla belirlenmiş mahremiyet hükümleri karşısında dinî bir hükmü bulunmamaktadır.

Kadının Gayrimüslimlere Karşı Mahremiyeti

İslam hukukunda kadının mahremiyet sınırları belirlenirken muhatap kişinin Müslüman olup olmaması da bazı durumlarda dikkate alınmıştır. Klasik kaynaklarda, Müslüman kadınların gayrimüslim kadınlar karşısındaki örtünme sınırları konusunda farklı görüşler yer alır. Bazı alimler, gayrimüslim kadınların Müslüman kadınların mahrem yerlerini başkalarına anlatma ihtimali nedeniyle daha dikkatli olunması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu görüşler, dönemsel sosyal şartlara göre şekillenmiştir.

Mezhepler, Müslüman kadının diğer Müslüman kadınlara karşı örtmesi gereken yerin diz kapağı ile göbek arası olduğu konusunda ittifak etmiş; ancak gayrimüslim kadınlara karşı örtünme sınırlarında farklı görüşler ortaya koymuştur. Hanbelî mezhebine göre bu sınır tüm kadınlar için aynı iken, diğer mezhepler yabancı erkeklere karşı olan örtünme ölçüsünü esas almıştır. Kur’an ve sünnette bu konuda açık bir hüküm bulunmadığından, farklı içtihatlar ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, Müslüman kadınların farklı ortamlarda Hanbelî görüşüyle amel etmeleri mümkün görülmekle birlikte, her durumda kimliklerini koruyarak iffet ve mahremiyet konusunda dikkatli ve ihtiyatlı davranmaları gerektiği vurgulanmaktadır.7

Kadının Meşru Dairede Eğlencesi

İslam, insanın fıtratını göz ardı etmez. Eğlenmek, dinlenmek ve sosyal faaliyetlerde bulunmak insanın doğal ihtiyaçları arasındadır. “Helal daire keyfe kafidir, harama girmeye lüzum yoktur” temel anlayışından hareketle İslamın koyduğu sınırlar dahilinde eğlenmek meşru karşılanmaktadır. İslam’da eğlence tamamen yasaklanmamış; aksine belirli sınırlar içerisinde serbest bırakılmıştır. Kadınlar için de bu durum geçerlidir. Meşru dairede olmak şartıyla: sosyal etkinliklere katılmak, spor yapmak, sanatla ilgilenmek, arkadaş ortamlarında vakit geçirmek gibi faaliyetler caiz görülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken temel ilkeler şunlardır: mahremiyet sınırlarının korunması, ahlaki ölçülere uygunluk, islam’ın genel değerlerine aykırı olmaması.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) eşleriyle ve toplumdaki kadınlarla olan ilişkileri incelendiğinde, kadınların sosyal hayattan tamamen izole edilmediği açıkça görülmektedir. Nitekim bu konuyla ilgili olarak Hz. Âişe (r.a.) şöyle rivayet eder: “Benim yanımda iki cariye şarkı söylerken Ebû Bekir (r.a.) içeri girdi ve ‘Resûlullah’ın evinde şeytan çalgısı mı olur?’ diyerek tepki gösterdi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Onları bırak; çünkü bu günler bayram günleridir.” Bu rivayet, İslam’da sosyal hayatın ölçülü ve meşru sınırlar içerisinde yaşanabileceğini göstermektedir. Ayrıca şu rivayette bunu destekler niteliktedir: “Bir bayram günü Ensar kadınlarının def eşliğinde kahramanlık şiirleri söyleyip eğlenmelerini duyan Hz. Ebû Bekir (ra), onlara engel olmak istemişti. Fakat Peygamberimiz (a.s.m.), “Yâ Ebâ Bekir, her milletin bir bayramı vardır; bu da bizim bayramımızdır.” buyurarak onları kendi hallerinde bırakmalarını tavsiye etti. 8

Sonuç

İslam’da kadının giyimi ve mahremiyeti, yalnızca dış görünüşe dair kurallardan ibaret olmayıp; insan onurunu koruyan, toplumsal dengeyi gözeten ve bireyin manevi gelişimini destekleyen bütüncül bir anlayışın parçasıdır. Tesettür, bu çerçevede bir sınırlama değil; aksine kadının saygınlığını, güvenliğini ve kimliğini muhafaza etmeye yönelik bir değer olarak karşımıza çıkar. Modern dünyada özgürlük kavramının çoğu zaman sınırsızlıkla eş tutulmasına karşılık, İslam özgürlüğü sorumlulukla birlikte ele alarak daha dengeli bir yaklaşım sunar.

Günümüzde popüler kültürün etkisiyle giyim anlayışının tüketime ve gösterişe indirgenmesi, tesettürün özünden uzaklaşmasına sebep olabilmektedir. Ancak İslam’ın ortaya koyduğu ölçüler, değişen şartlara rağmen temel ilkelerini koruyarak farklı kültür ve coğrafyalarda uygulanabilir bir esneklik sunar. Bu durum, İslam’ın evrenselliğini ve kapsayıcılığını göstermektedir.

Mahremiyet anlayışı ise sadece giyimle sınırlı olmayıp; bakıştan davranışlara, sosyal ilişkilerden özel hayatın korunmasına kadar geniş bir alanı kapsar. Kadın ve erkek için karşılıklı sorumluluklar içeren bu sistem, toplumda saygı, güven ve ahlaki dengeyi tesis etmeyi amaçlar. Aynı şekilde İslam, insanın fıtratını göz önünde bulundurarak meşru sınırlar içerisinde sosyal hayatı ve eğlenceyi de kabul etmekte; ölçülü ve dengeli bir yaşam tarzını teşvik etmektedir.

Sonuç olarak, İslam’da kadının giyimi ve mahremiyeti; bireyin değerini koruyan, toplumu iffet ve saygınlık temelinde şekillendiren bütüncül bir sistemdir. Tesettür, bir sınırlama değil; kadının onurunu, kimliğini ve güvenliğini koruyan bir ilke olarak anlaşılmalıdır. Modern dünyada ortaya çıkan farklı yaklaşımlara rağmen, İslam’ın belirlediği ölçüler temel ilkelerini muhafaza ederek her dönemde anlamını korumaktadır. Bu anlayış doğru şekilde kavranıp yaşandığında hem bireysel huzurun hem de toplumsal düzenin sağlanmasına önemli katkılar sunacaktır.

Dipnotlar

1) Kur’an-ı Kerim (Ahzâb 33/33; Nûr 24/31), Buhari, Libas 20, Müslim, Libas 42, Ebu Davud, Libas 4, 25; Tereccül 2, Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 798.

2) Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat.

3) Yasemin Güleçyüz, “Tesettür Hürriyettir”, Yeni Asya, (https://www.yeniasya.com.tr/yasemin-gulecyuz/tesettur-hurriyettir_548835 )

4) https://sorularlarisale.com/tesettur-risalesi-isiginda-hanimlar-neyi-nasil-giymeliler-tesetturden-maksat-nedir

5) Muhammet Metin Adıgüzel, “Popüler Kültürün Bir Ögesi Olarak Tesettür Modası”, Apjir, Cilt 7, Sayı 3 (2023), ss. 394–419.

6) Mahrem”, Diyanet İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul: TDV Yayınları, c. 27, 2003, s. 388–389.

7) Din İşleri Yüksek Kurulu, “Müslüman Kadınların Gayrimüslim Kadınlara Karşı Tesettürü…”, Diyanet Fetva, 30.10.2024.

8) Müslim, İydeyn: 16-22; Buhârî, İydeyn: 25.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*