Not Defteri

Doğu Türkistan notları

Doğu Türkistan Çin sınırları içinde bulunan Müslüman bir bölge. Bir dinsizlik rejimi olan Komünizm kıskacında yıllarca kıvranan Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz yıllar içinde artarak gelen bir zulme maruz kalıyorlar. Genç kızları kaçırılıyor, gençlerin camilere girmesi, oruç tutmak, baş örtmek yasak…

Ülkemize eğitim amaçlı gelen ve yine Doğu Türkistan’a dönecek olan iki genç kız kardeşimizle bir sohbet gerçekleştirdik. İsimlerini vermek istemediler, telefonlarının Çinliler tarafından dinlenmesi endişesi içindeler. Çinlilerin kendilerini ihbar edecek ajan Uygur arkadaşlardan tedirginler. Anlattıklarını dinlediğimizde hürriyetin ne büyük bir nimet olduğunu, yaşadığımız toprakların ecdadımızdan bize bırakılan ne büyük bir emanet olduğunu bir kez daha şükürle idrak ettik. Kendileriyle Doğu Türkistan gerçeğini ve Risale-i Nurları konuştuk…

Bakın neler anlatıyorlar:

 

DİNÎ, MİLLÎ HERŞEY YASAK

Arkadaşımın annesi şehir dışına çıktığında otobüsten herkesi indirmişler. Tüm telefonlar kontrol edilmiş. Telefonlarımıza dinimizle ilgili hiç bir şeyi indiremiyoruz. Kur’ân-ı Kerim, dinî sohbetler, Türk bayrağı da dâhil her şey yasak… Üç yıldan altı yıla hapis cezası var.

Hiçbir şey yapmasa bile başı örtülü siyah giyen kadınlar hapse atılıyor.

Çin havaalanına indiğimizde çantalarımız sıkı aramadan geçiyor. Bilgisayarlarımızda, telefonlarımızda ya da götürdüğümüz kitaplarda, hatta yüzüklerimizde dinî, millî hiçbir şeyin olmaması gerekiyor.

 

ÇEKİNİYORLAR

Çinliler dış ülkelerce baskı uygulayan bir ülke olarak görülmekten çekiniyorlar. Büyük şehirlerde yabancılar çok olduğundan başörtüsü baskısı daha az. Küçük şehirlerde başörtüsü yasağı daha sıkı şekilde uygulanıyor. Çünkü oralarda yabancı ülkeden gelenler az ya da yok.

Dış ülkelere sadece öğrenci olarak çıkma hakkımız var. Çok belge isteyip aylar sonra pasaport veriyorlar. Turist olarak çıkmak isteyenlerden çok yüklü bir para istiyorlar. Dönüşte parayı teslim ediyorlar. Geri dönmeyenlerin evine, arabasına el koyuyorlar. Emniyetten birisinin de kefil olması gerekiyor.

Mekke, Medine gibi yerlere öğrenci olarak gitmemiz yasak. Gitmeyeceğimize dair kâğıt imzalatıyorlar.

 

AİLELER PARÇALANIYOR

Çin’den sadece Türkiye’ye değil, yabancı ülkelere de iltica edenler var. Onların tekrar dönmesi mümkün değil. O yüzden parçalanan aileler var. Mesela; anne Türkiye’de yaşıyor. Oğlu Norveç’e sığınmış. Her yıl annesini ziyarete geliyor.

Telefonlarımız daima dinleniyor. Siyasî büronun denetimleri sıkı.

Hapse atılanlar çıktıktan bir hafta sonra ölüyor. Artık içerde ne ilâç veriyorlarsa… Hapse siyasi olarak girenler ise, eğer serbest bırakılırsa ölmekten beter bir şekilde çıkıyorlar dışarıya.

Ölüsünü de dirisini de bulamadığımız tutuklularımız var.

 

BAHÇELERİMİZ ZORLA ALINIYOR

Doğu Türkistan çok bereketli topraklara sahip. Sebze ve meyvelerimiz bol ve çeşitli. Çin’in diğer bölgelerinde olmayan ürünlerimiz var. Çinliler, tarlalarımızı bahçelerimizi satmak istemediğimiz halde zorla çok az para karşılığında elimizden alıyorlar. Kendileri ekip, bizleri de köle gibi çalıştırıyorlar. Aramızda “’Yecüc ve Mecüc’ bunlar olmalı” diye konuşuyoruz.

 

ASİMİLASYON

Bizi eritmek istiyorlar. Şimdi yeni bir kanun çıkardılar. Uygurlar Çinlilerle evlenirse çocukları üniversiteye kadar ücretsiz okutulacak. Uygur ailelerin çocukları kız olsun erkek olsun üniversite çağına geldiğinde yurtlara çıkmak zorunda. Ailesinin yanında kalamıyor. Yurtlara çıkan gençlerse kontrol edilmediklerinden kötü alışkanlıklar ediniyorlar.

Köylerden Uygur kızlarını zorla çalıştırmak için topluyorlar. Medyada ise “Onlara bol paralı işler bularak yardım ediyoruz” tarzında haberlerle kabahatlerini örtmeye çalışıyorlar. O kızların çoğu fuhuşa, sefahete düşüyor.

Mahallelerde hoparlör ile devamlı aynı yayın yapılıyor: “Uygur hanımlar çok güzeller. Türklerde örtünmek yok. Örtü Arapların âdeti… Sizin kültürünüze sahip çıkıp örtünmemeniz gerekir” gibi sözler söyleniyor. Bunu yapanlar da güya Uygur din adamları!

Elli yaşın altındakilerin camiye gitmesi, oruç tutması yasak.

Ramazan ayında büyük şehirlerde dükkânını kapatabilirsin, ama küçük yerlerde açık tutmak zorundalar. Köylerde Ramazan gecelerinde evlerde ışık yanması yasak. Sahur yapmamızı istemiyorlar. Büyük şehirlerde bu yasak yok. Çünkü yabancıların tepkisinden korkuyorlar.

Belediye memurlarının evde arama yapma yetkileri var.

 

RİSALE-İ NURLAR

Risale-i Nur konusunda düşüncelerini soruyorum. “Geçen yıl anlamadığımız için sıkılıyorduk. Bu yılsa hem okuyoruz, hem anlıyoruz. Bediüzzaman hep Allah’ı ve Peygamberimizi (asm), iman hakikatlerini anlatıyor. Kendisini nazara vermiyor” diyorlar. Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde ön plâna çıkarak kendisinden bahsetmek istememesi onları çok etkilemiş.

Risale-i Nur’da en ilginç buldukları konuları soruyorum. Biri “Herşey Bismillah der” hakikatinden çok etkilenmiş. “Birinci Söz’ü okuduktan sonra dünyaya bakışım değişti. Her şeyin Allah’ı zikrettiğini öğrenmek beni çok mutlu etti” diyor.

Diğeri ise Sekizinci Söz’le birlikte Risaleleri sevmeye başladığını ve arkadaşlarına yeri geldiğinde hep o konudan bahsettiğini ifade ediyor. Aynı bahçeye giren iki kardeşin ve aslanın hikâyesi ona çok cazip gelmiş.

“Risale-i Nur insanı çok şaşırtıyor. Bir konu beni sıkıyor, üzüyor. Bakıyorum o gün yapılan Risale dersi sanki bana özel seçilmiş gibi. Çok seviniyorum, teselli buluyorum” diyor.

Çin’de Risale-i Nur’u bilenlerin olduğunu söyleyip Çince basılmış Gençlik Rehberi’ni gösteriyorlar. İkisi de “Doğu Türkistan’da da Risalelerin okutulduğu böyle mekânlar olsa keşke. Doğu Türkistan’da Risale-i Nur bilinmiyor. Belki de Çin’de böyle mekânlar açıp kendi insanlarımıza Risaleleri tanıtırız” diyorlar.

“İlim Çin’de de olsa gidip öğrenin” hadisini hatırlattığımda ikisi birden Çinlilerin sabahleyin gün ağarmadan ailecek spor için kalktıklarını ve ondan sonra da çalışmaya başladıklarını belirterek “Onlar akıllı değiller, ama çok çok çalışkanlar. Onlardan bir şey öğrenmemiz gerekiyorsa, o da çalışkanlıklarıdır” diyorlar.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*