İlham

Evlilik sanatı

İnsan azmedince, gayret gösterince, yıkılmayınca, ne büyük mucizeler yaşanıyor. Bir ahbabımın gönderdiği bir videoda delikanlının bir bacağı, genç kızın bir kolu yok. Ama yıkılmamışlar, hayata küsmemişler, “sermayemiz sadece kaybettiklerimizden ibaret” dememişler, yılmamışlar. İkisi birlikte öyle bir uyum yakalamışlar ki, tek bir vücut gibi, öyle bir dansa imza atmışlar ki, estetik, sanat, uyum, kalb ve gönül beraberliği ile… Birlikte harika bir eser ortaya çıkarmışlar. Bunun için belki yıllarca çalışmışlar, düşe kalka canları yanmış ama sonunda ortaya çıkan eser mükemmel olmuş.

Seyirciler bu ibret sahnesini seyrederken gözyaşlarına boğuldular. Neden? Acımaktan mı? Asla! Hayranlık, saygı ve hürmetten…

Birçok kişi, vücutları sapasağlam, her bir aza ve uzvu eksiksiz yaratılmışken, bunları yanlış yollarda, hissiz bir başıboşluk ve tembellikle zayi ediyorken, onlar kendilerindeki bir eksikliği, eksik olduğunu fark ettirmeyecek kadar uyumlu bir birliktelikle, bir sanat tablosu haline dönüştürmüşler…

Bu evliliklerde de böyle. Eksik veya fazla ne varsa ortaya konduktan sonra, her iki taraf da kendindeki eksikliği, karşı tarafın fazlalığı ile giderip, harika bir uyum yakalayabilir. Tabiî uyum da bu filimde olduğu gibi uzun bir çalışmayı gerektiriyor. Yıkılsa, düşse de ayağa kalkmayı, asla yılmamayı, yeniden yeniden kucaklaşmayı, eksik yanlış noktaları devamlı bir gayretle gidermeyi, yarı yolda kalmayı asla kabul etmemeyi gerektiriyor. Eğer bir de bu gayret Allah içinse, Rabbim mucizeler gösterebilir.

Her yıl bütün marifetlerimizi göstererek yapıp, süsleyerek birbirimize dağıttığımız aşureyi de ben mutlu bir geçimdeki uyuma benzetiyorum. Biraz o bir şey koyar, biraz diğeri. Sonra muhabbet ateşiyle kaynatırlar. Ama şu var ki, aşure bile olsa bazı şeylerden çok fazla kaldırmadığı gibi, evlilikte de bazı şeyler çok kararlı olmalı. Tat kaçıran şeyler dikkat edilip, ya hiç konmamalı, ya kazara kaçtı ise, pişmeye durmadan hemen geri alınmalı. Zira bu yemek tek başına değil, birlikte yendiği için, tadı her iki tarafı da etkiler. Hatta kusmalara, hastalıklara sebep olabilir. Neyse bu hamur pek çok su götürür.

Demek ki evlilikteki birbirini tamamlamak öyle kolay bir şey değil. Her iki tarafın da düşmemek, ayakta kalmak için çok çaba sarf etmesi gerekiyor. “Ben sana uymuyorum, sen bana uymuyorsun” kavgası yapılırken, sapasağlam bile olsalar, düşme ihtimalleri çok yüksektir.

Bu meslek, gurur, kibir kaldırmıyor. Bir nefsini terbiye okulu. Ne zaman susacağını, ne zaman konuşacağını bilmenin erdemi. Çok ince bir politika gerektiriyor ki, evlilikte başarılı olabilmişlerin bu yaklaşımına günümüz siyasetçileri bile çoğu yerde ulaşamazlar.

Bu yüzden evlilik hayatına adım atacak olanlar, bunu basit bir eğlence, yarı yolda terk edilmeyecek bir oynaş olarak görmeyip, bu müesseseye ciddi, vakur bir adımla girmeliler. Zira yıkıldığı takdirde altında kalan çocukların feryatları hepimizin malumudur. Ana babaların yıkımı ise ayrı bir mevzu.

Aman dikkat!

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*