İlham

Bir rüya  

Teslimiyet nedir? Olaylar karşısında bir sürü olabilirlik ihtimaline karşı, vesveseler, karamsarlıklar içinde boğulan insan, rahatlatıcı, doğru ve aydınlık sonuçlara nasıl ulaşabilir?

Senin açından çıkmazı olmayan bir olayın kıskacı içine düşmüşsün veya sen vesveselerinle rayında giden bir mesele hakkında o kadar ihtimaller türetmişsin, o ihtimallerin olabileceği korkusuyla, öyle senaryolar düzüyorsun ki, ortada belki menfi hiçbir şey yokken, kendine dünyayı dar ediyorsun. Birçok şey var ki, senin vesveselerin olmasa, rayında gidecek, olaylara müdahale etmesen, netice daha düzgün ve pürüzsüz olacak. Sonuçta kaderin payını da unutmamak lâzım ki, hayatımızı bir düzenleyen, herkese ayrı bir imtihan defteri açan Sahibimiz, Malikimiz var. O’nun razılığı neyi öngörüyor? Senin vesvese ve karamsarlıkların hangi olayı, olumlu yönde etkileyebildi? Çoğu zaman, “Boşuna çırpınıp üzülmüşüm. Benim aceleci tavırlarım olmasa, her şey dosdoğru akıp, güzel bir sonuca ulaşacakmış.” deriz. Deriz de, belki birçok şeyi karmakarışık ettikten sonra aklımız başımıza gelir.

Çok yıllar önce, teslimiyet konusunda bir rüya görmüştüm. Ne zaman bir belirsizlik, içinden çıkılmaz gibi görünen bir durum olsa onu hatırlar ve rahatlarım. “Boşuna çırpınma, kendini Rabbine teslim et, o seni ve senin sevdiklerini senden daha çok düşünür. Sen nihayet imkânları kısıtlı, yapabileceklerin az, faaliyet sahan dar birisin. Rabbinse seni her türlü zorluktan bir anda feraha çıkarabilecek, kudreti sonsuz, kerim bir zattır.” der ve teslimiyetin o derin hazzını yaşarım.

Bana bir pusula gibi rehber olan rüyayı sizlere anlatmaya sıra geldi nihayet! Şöyle ki; pırıl pırıl, suyunda hiç çer çöp olmayan bir denizin içindeyim. Bunun farkına varana kadar, gayet rahat tavırlar içindeyim. Fakat birden suyun dibine doğru nazar ediyor, kendime göre bir ölçüm yaparak derinliğin en az on bin metre olduğunu fark ediyorum, o anda müthiş bir telaş içine düşüp çırpınmaya başlıyorum. Yüzme bilmediğimden dibe doğru batmaya devam ederken, bir ses adeta emrediyor, “Çırpınmayı durdur, kendini suyun yüzüne, batmayacağını bilerek rahatça bırak.” Çaresizce denileni yapıyorum. Bakıyorum ki, suyun üzerinde rahatça duruyorum. Çırpınmadığım sürece de durmakta devam edeceğim. Hatta o ara denizin ne kadar güzel ve durgun olduğunu, çeşit çeşit balıkların derinlerde yüzmekte olduğunu görüyor, sürur duyuyorum. Diğer yandan, güneşin pırıltısını, ısıtmasını, sahildeki rengârenk çiçekleri fark ediyorum.

Bir müddet sonra yine batma korkusu galip gelip, çırpınışa geçtiğimde, derinlere batmaya başlıyorum. Her şey karanlığa düşüyor, artık ne güneşi, ne balığı, ne çiçeği göremiyorum. Sadece müthiş bir telaş ve korku içindeyim. Ses yine emrediyor, “Rahat bırak kendini! Denizin Sahibine! Güneşin, çiçeğin, balığın, her şeyin Sahibine… İşte bu, teslimiyettir. Teslim olmazsan hep böyle batacaksın.”

Bundan sonra bıraktım kendimi. Tekrar her şey netleşti. Tadını alarak, yine bütün yaratılmışları tefekkür gözü ile görmeye başladım. Her rüyadan olduğu gibi bundan da uyandım elbette. Yalnız, bu bir rüya değil de, tamamen hakikatin kendisiydi.

Bu dünya denizinde, hadisatın dalgaları arasında eğer sağlam bir dayanak bulmazsak, çırpınışlarımız, her an bizi batma noktasına getirecektir. Hadisatı arkamıza alıp, yaratıcımıza teslim olursak, belki hiç olmadığı kadar, mutlu, rahat, emin bir vaziyette kulluk vazifelerimizi aksatmadan, ebedin sahibine ulaşabileceğiz. O’nunla buluşmak, O’nun razılığını kazanmış olarak, ebedî bir diyarda saadetlere kavuşmak için, teslimiyet şart. Vesveselere son. Gözümüzü, kulağımızı açıp, Sahibimiz bizden ne istiyor, bilmek ve öğrenmek zorundayız.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*