Röportaj

“EFT yöntemiyle, bozulmuş programımızı yaradılışa uygun hâle getiriyoruz.”

 

EFT veya buna benzer bedenin iyileşme sistemini devreye sokan teknikler, tıbbî tedavilerin başarı şansını artırıyor. Temeli geleneksel Çin tıbbındaki akupunktur yöntemlerine dayanan bir enerji çalışması olan EFT’yi Op. Dr. Ayşe Duman ile konuştuk. Keyifli okumalar…

Öncelikle bu yöntemin özellikleri ve uygulama alanları nelerdir? Bilgi verebilir misiniz?

Duygularımızın beden üzerinde oluşturduğu negatif enerjiler, blokajlar sağlığımızı bozmakta. O zaman madem duygu durumlarımız, duygusal sıkışmalarımız, ifade edemediğimiz hâllerimiz;  hastalık sebeplerimizden biridir, onları bir şekilde tekrar eski hâline getirmeli yani tıkanan enerji kanallarımızı açmalıyız. İşte buradan yola çıkarak bulunmuş bir tekniktir EFT. Tâ ki bizi sıkıştıran duygulardan özgürleşelim, enerji kanallarımız açılsın, bedenimizin iyileşme potansiyeli ortaya çıksın. Çünkü zaten her bedende hasta olma gibi hastalıktan korunma ve var olan hastalığı iyileştirmeye dair bir program yerleştirilmiş. Hastalandığımızda ne kadar dışarıdan ilaçlarla, ameliyatlarla bedeni iyileştirmeye çalışsak da fazla sonuç alamıyoruz. Çünkü bedenin iyileşme sistemleri kapalı, çalışmıyor. Dışarıdan yapacağımız yardımda da bu yüzden başarısız oluyoruz. Onun için EFT veya buna benzer bedenin kendi iyileşme sistemini devreye sokan teknikler, tıbbî tedavilerin de başarı şansını arttırıyor.

Enerji  tıkanıklıkları nasıl anlaşılıyor?

Olumlu duygular bedende iyileşme hâli oluştururken, olumsuz duygular bedende hastalıklar oluşturuyor. Bunları tabiî ki hissedebiliyoruz. Hepimiz kendimizi biliriz; kimisinin üzüldüğünde başı ağrır, kimisinin midesi ağrır, kimisinin kabızlığı olur. Kadınlarda çok sıkça görüyoruz; “Streslendim, âdetlerim düzensizleşti.” Yani  zaten bu duygusal sıkışmalar, enerji blokajları kendisini beden üzerinden ifade ediyor. Biz “Acaba ne var? Hangi duygu durumundayım?” diye düşünmek yerine, çünkü onları bire bir anlamak çok kolay değildir, “Bedenimde ne var?”dan yola çıkıp duygu durumumuzu anlayabiliriz. Mesela, midem ağrımaya başladı. “Hangi duygu durumundayım? Bedenim neyin sinyalini veriyor? Durduk yerde neden benim midem ağrıyor?” diye sorgulamalıyız. Bunu sorguladığımızda zaten alttaki duygu durumlarımız hemen kendisini ifade etmeye başlıyor. Hele de bununla ilgili pratiğimizi arttırdıysak, bedenimizi çok kolay okur hâle geliyoruz.  Yani bir eklem ağrımızın altında bile duygu sıkışmaları olabilir. Bizi keyifsiz, hâlsiz bırakan durumlara bahar sendromu, pazartesi sendromu, mevsimsel geçişler gibi bir sürü isimler takılıyor. Bunların  altında dahi bizim duygu durumlarımız yatabiliyor. Bunları çözümlemeye ve fark etmeye başladığımızda ve enerjimizi tekrar düzgün akar hâle getirdiğimizde o zaman beden çok daha keyifli işliyor.

Bu yöntemde tıkanıkları açmak için neler yapıyorsunuz? 

Bu teknikte özellikle sorunu tanımlamak önemli. Kendi alanımdan örnek verecek olursam; doğumu yaklaşan bir anne adayını düşünelim. Doğumla ilgili korkuları varsa bu kesinlikle bir sorundur. Çünkü korku olan bir beden doğru fizyolojik davranışı üretemez. Doğumdaki fizyolojik davranış bedenin gevşemesidir. Çünkü yaradılış programında zaten o vardır. Gevşeyen bir bedenden bebek kolaylıkla gelir. Ama korku varsa beden mümkün değil gevşeyemez. Yani ben hem korkuyorum, hem de “Boş ver, korkmayayım, gevşeyeyim.” deseniz de gevşeyemezsiniz, bu fizyolojik olarak mümkün değil. O zaman bizim bu korkuyu akıtmamız lazım. Kesinlikle kadın doğuma hazırlanırken birtakım korkuları, kaygıları, endişeleri varsa bunları görmezden gelmemeli; çünkü doğum anında bunların hepsi bedende hissediliyor. Bir hastam vardı, hamileliğinin kırk haftası dolmuş. Doktoru muayene etmek istemiş, kendisine dokunduramamış. Diyor ki, “Ben bunları hallettiğimi zannediyordum.” Kişi kendine muayenede dokundurtamıyorsan zaten ciddi bir sorun var demektir. Eğer böyle bir sorun varsa ne kadar normal doğum da isteseniz, beden bunu yapamaz. Çünkü kendisini koruma altına alıyor, kasılıyor, gevşeyemiyor. Şimdi bu birinci aşama, sorunu tanımladık. Verdiğimiz örneğe göre sorun: doğumla, dokunmakla veya muayeneyle ilgili korkularımız var. Ondan sonra, bedenin, enerji meridyenlerinin geçtiği birtakım akupunktur noktaları var. Bu noktalara masaj veya vuruşlar yaparak sorunu telaffuz ediyoruz ve diyoruz ki “Buna rağmen kendimi kabul ediyorum.” Yani sorunun varlığını fark etmek ve sorunu kabul etmek ve bu farkındalıkla birtakım noktalara vuruşlar ve masajlar yapmak  bu tekniğin temeli. O zaman bu temelden yola çıkarak kısaca şöyle anlatabiliriz: “Doğum korkularıma rağmen kendimi kabul ediyorum, seviyorum, onaylıyorum.” derken madalyon noktası dediğimiz noktaya –her iki taraftan da köprücük kemiğinin hemen altındaki boş bir alan- işaret, orta ve yüzük parmaklarının uçlarıyla masaj yapıyoruz. Bundan sonra bir olumlu tercih cümlesi kuruyoruz; ama “Doğumdan korkmuyorum.” demiyoruz; çünkü bu bir yalan. Mesela; “İhtiyacım olmayan bu korkuları tüm bedenimden ve zihnimden akıtmayı tercih ediyorum.” diyoruz. Çünkü az önce de konuştuğumuz gibi bu korkuya ihtiyacım yok, korkunun bana faydası yok, tam tersine bedenimi kilitliyor. Ve korkuyla benim rahat, doğal, kontrollü bir doğum yapma, bir şeyleri engelleme şansım yok. Diyelim ki sezaryenden korkuyorum. Korkum normal doğurma şansımı artırmaz, tam tersine sezaryen olma riskimi arttırır. İşte bu yüzden bu tercih cümlesini kullandık. Üç kere de bunu söylüyoruz. Sonra bedende EFT vuruşları dediğimiz birtakım noktalar var. Başın en tepe noktası, kaş içi, kaş dışı, çene üstü, çene altı, elmacık kemiği gibi… İnternetten EFT görsellerine bakıldığında görülecektir. Buralara vuruşlar yaparak sadece sorunu söylüyoruz. Sorun neydi? “Doğumdan çok korkuyorum.” Bu muhteşem bir program. Gözle görülmeyen iki hücre orada nasıl kolaylıkla büyüdüyse, yumruk kadar bir rahim onu koruyup kollayacak şekilde büyüyor, bizim hiç haberimiz olmadan orada nefes alıyor, yiyor, içiyor, idrarını yapıyor, hareketleniyor, parmağını emiyor, emme refleksini geliştiriyor… Bunların hiçbirinden korkmuyoruz, aldığımız nefesi vermekten korkmuyoruz, idrarımızı kolaylıkla çıkartmaktan korkmuyoruz, kalbimizin içindeki kanı dışarı çıkarmasından korkmuyoruz; ama çocuğun çıkmasından korkuyoruz. İşte o EFT vuruşlarında da bunu çağrıştıracak cümleler kullanmak bilinçaltını bu korkuyla ilgili farklı bir formata getiriyor. Yani dışarıdan bir gözle korkumuza bakmış ve bu korkuyu, bu inancı tekrardan yapılandırmış oluyoruz. O zaman bedenimizi harekete geçirecek duygular ve düşünceler değişmiş oluyor. Korku olmadığı zaman beden yapması gereken işleri kolaylıkla yapabilir hâle geliyor. Enerji sıkışmaları olmadığı için beden kolaylıkla gevşer hâle geliyor. Ve bunun gibi birçok duygu durumumuzla ilgili çalışmalar yapabiliyoruz.

 

 

Devamı Bizim Aile Mayıs sayısında…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*