Fıkıh Günlüğü

Tevhid inancı ve “biz” ifadesi

Soru: “Kur’ân’da bazı âyetlerde Allah ‘biz’ ifadesini kullanıyor. Bu ifade tevhid inancı ile nasıl izah edilebilir?”

Allah bize üslûp öğretiyor

Cenâb-ı Hak Kur’ân’da kendi Zât-ı Akdes’ini bazen “mütekellim-i vahide”, yani “birinci tekil şahıs” zâmirleriyle; bazense “mütekellim-i maal­gayr”, yani “birinci çoğul şahıs” zamirleriyle naza­ra verir. Bunda hiç şüphesiz muhtelif hikmet­ler mevcuttur.

Öncelikle şu ki: Allah bize üslûp öğreti­yor.

Unutmayalım: Biz de çoğu zaman kendi şahsımızdan bahsederken “tek” olduğumuz halde, “ben” yerine, “biz” deriz. Ve “ben” yerine “biz” tabiri, yerine göre daha nâzik, daha müte­vazı, daha çoğulcu, daha sosyal, daha ölçülü bir tabir olarak kullanım alanımıza girer; bazen ken­di zatımızı, bazense bizim de dâhil olduğumuz bir ekibi tanımlar. Bununla beraber; hiçbir zaman “biz” demekle birden fazla kişiliğimiz olduğunu kastetmeyiz.

Kur’ân’da kullanılan “ben” zamirleri ile ilgili ör­neklere bir göz atalım:

“Kullarım sana Benden sorarlarsa, bilsinler ki, Ben şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, duâ ettiğinde duâsına cevap veririm. Artık onlar da Benim dâvetime icâbet etsinler ve Bana îman etsinler ki, doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.”1

Kur’ân’da bu örneklerin devamı oldukça fazla­dır. Bununla berâber Kur’ân bazen Allah’ın Zât-ı Muallâsı için “Biz” zamirini de kullanır.

Örneklendirecek olursak:

“Bulutla sizi gölgelendirdik. Kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızkların iyi ve güzel olanından yiyiniz. Onlar Bize zulmetmediler; lâkin kendi kendilerine yazık ediyorlardı.”2

Biz zamiri Azamet-i Kibriyaya aittir

Görüldüğü gibi Cenâb-ı Hak “Biz” zamirini kul­landığı bazı âyetlerde kendi azamet ve kibriyâsını nazara verir. Bazı âyetlerde ise vasıtaların da âde­ta gönlünü alır.

Hiç şüphesiz Allah tektir, birdir, yektâdır, Vâ­hittir, Ehad’dir, Ferd’dir, bütün noksanlıklardan beridir, mâsivaya mahsus çokluklardan mukad­destir.

Kur’ân’da Allah’ın Vahdâniyeti ile örtüşme­yen tek bir işarete rastlanmaz. Âyetlerin bazısında geçen “Biz” ifadesi ise, Bedîüzzaman’a (ra) göre “azamet ve kibriyâ”ya delâlet etmek içindir. Bu konu, İşârâtü’l-İ’câz’da geçer.3 Bu görüşe Ebu’s-Suûd Efendi ve Fahred­din Râzi dâhil bir çok Müfessir de katılıyor.

Bedîüzzaman (ra) ayrıca vasıta ile gelen te­celliler için de Kur’ân’ın genelde “Biz” ifadesini kullandığını kaydeder.4 Meselâ vahiy için Cebrâil Aleyhisselâm vazifelidir. Cenâb-ı Hak vahyi il­hamdan ayırt etmek için vahyi konu alan âyetler­de “Biz” zamirini kullanmıştır. Bulutların gönde­rilmesi ve yağmurun yağdırılması için görevli me­lekler vardır. Tabiat olaylarının her birini Cenâb-ı Hak bir meleğin uhdesine ve sorumluluğuna ver­miştir. Kur’ân’ın korunmasında ve hizmetinde Allah’ın izniyle ehl-i iman da seferberdirler.

Cenâb-ı Hak gerek meleklerinin, gerekse in­sanların uhdesine emaneten bir vazife verir. Sonra, bu vazifeyi yürütebilecek güç ve kudreti kendisi verdiği gibi, imkân ve şartları da kendi­si hazırlar. Meleklere ve insanlara düşen sadece itaat etmek; kendilerine verilen vazife pencere­siyle Cenâb-ı Hakkın Ulûhiyetine ve Rubûbiyeti­ne şahitlik etmek; İzzet ve Azametine tazimde bulunmak; Kibriyâ ve Ulviyetine tesbihle secde etmektir.

Biz zamiri tevhid inancı ile çelişmez

Netîce îtibariyle, melekler veya bir kı­sım vasıtalar Allah’ın mülkünde Allah’ın emrini yerine getirmeye memurdurlar. Emre tabidirler ve aldıkları emirleri eksiksiz ve harfiyen yaparlar.

Cenâb-ı Hakkın, bazı âyetlerinde böyle vası­taları da ifadesi içine almış olması, O’nun emre mutî ve vazîfeye düşkün kullarına ne derece de­ğer verdiğini, müşfik ve merhametli olduğunu gösterir. Yani Cenâb-ı Hak âyetleri kapsamına bazı vazîfedarları almak suretiyle onların vazi­felerinden memnuniyetini ve rızasını bildirmiş olmaktadır.

Böyle ifadeler Tevhide zarar vermez. Zihin­lerde ve dimağlarda Allah’ın bir olduğu hakikati şüpheye yer vermeyecek ölçüde yerleşmiştir. Za­ten hiçbir münkir bile, Kur’ân’daki “biz” ifadele­rinden hareketle Kur’ân’ın Tevhidi –hâşâ- bazen görmezden geldiğini iddia etmemiştir. Bilâkis, Kur’ân’a her başvuran, cümlelerinden noktasına ve virgülüne kadar Kur’ân’da Tevhit hakikatinin ispatını bulmuştur.

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, 2/186.

2- Bakara Sûresi, 2/57.

3- İşârâtü’l-İ’câz, s. 249.

4- a.g.e., s. 249.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*