Düşünceler

Biraz da kalp bakımı

İnsan; güzelliğine çok düşkün olduğundan, yü­zünde en ufak bir sivilce çıksa onu gidermenin yol­larını arar. Sabunlar, kremler, tonikler, maskeler, bitkisel alternatifler… Belki ne duyarsa dener. Yüz güzelliğini tehdit eden her türlü unsuru yüzünden silmek ister. Bu ancak yakından bakınca görülebi­len siyah bir nokta dahi olsa.

Keşke yüzümüzdeki siyah noktalarla mücade­le ettiğimiz kadar kalbimizdeki siyah noktalarla da mücadele edebilsek. Zira kalbe gelen her bir günah kalpte siyah bir nokta bırakıp, siyahlandıra siyah­landıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştı­rıyor. Kalbimizin siyah noktalardan kapkara bir hâl alması, yüzümüzde beliren sivilce ya da siyah nok­talardan daha vahim bir hâl değil midir? Dış görü­nüşümüzü olabildiğince güzelleştirmeye çalışırken kalbimizi ne çok ihmal ettik. Yaralarla, çiziklerle, si­yah noktalarla doldurduk. Acaba bütün bunlar yü­zümüzde olsa, o halde insan içine çıkabilir miydik? Muhtemelen tedavi etme ve ortadan kaldırma yol­larını arardık, gizlerdik, kapatmaya çalışırdık.

Şimdi o ihmal ettiğimiz kalbimize biraz daha ya­kın olup, onun hâlini bir düşünelim. Kalp bakımının cilt bakımından daha önce gelmesi gerektiğini söy­leyecek olursak, en son ne zaman kalp bakımı yap­tık? Kalbimizi siyah noktalarından arındırmak için ne yaptık? Peki ya aldığı yaraların tedavisi için? Sa­hih bir hadis-i şerifte “Allah, sizin ne dış görünüşü­nüze, ne de mallarınıza bakar. O, sadece sizin kalp­lerinize ve işlerinize bakar”1 buyruluyor.

Yani yüzümüzün, kılık kıyafetimizin nasıl olduğu­nun ya da mal varlığımızın hiçbir ehemmiyeti yok. O doğrudan kalplerimize bakıyor. Ve yaptığımız güzel amellere. Cenâb-ı Allah’ın kalbimize bakıp bizi çok beğenmesinin yanında, diğer insanların yüzümüze ve dış görünüşümüze bakıp bizi beğenip beğenme­mesinin bir önemi var mı? Yeter ki O beğensin. Yeter ki O sevsin. Yeter ki O razı olsun.

Kalp bakımımız için önce kalbimizi kir ve siyah noktalardan arındırmak gerekir. Bunun için bol bol tövbe-i istiğfar temizleyicisi kullanılmalıdır. Almış olduğu yara izlerinin kapanması ve gelmesi muh­temel darbelerin kalbe tesir etmemesi için o kalbin tahkikî iman ilmini her daim okuyan, zikreden mü­nevver bir kalp olması gerekir. Şöyle diyor Zübeyir Gündüzalp: “Aldığımız yaraları tedavi için evden çı­karken ve eve gelince okumak.”2

Güzellik kalp dairemizde başlar. Kalbindeki yara bere ve siyah noktalara aldırmadan dışını süsleme­ye çalışmak çok boş ve geçici, aldatıcı bir güzellik olur. Ayna karşısında geçirdiğimiz zamanları dü­şündüğümüzde büyük bir çoğunluğunun zaman kaybı olduğunu söylemek mümkün. Oysa, “Bâtın-ı kalp, âyine-i Samed’dir.”3 Bu da bize, en çok bak­mamız ve en çok ilgilenmemiz gereken uzvumuzun kalbimiz olduğunu ihtar ediyor.

Dipnotlar:

1- Müslim

2- Altın Prensipler/Zübeyir Gündüzalp.

3- Sözler/Bediüzzaman Said Nursî

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*